Haftalık Bağımsız Gazete 17 Haziran 2019

Danslar, çemberler ve kadınlar

Fiziksel ve ruhsal sıkışmışlık yaşayan plaza kadınları; mistik dans çemberi gibi etkinliklere katılarak hem kadınlıklarını yeniden hatırlıyor hem de diğer kadınlarla bağ kuruyorlar

Danslar, çemberler ve kadınlar

Şehirli kadınlar; kendilerine yönelik olarak, yine kadınlar tarafından düzenlenen çeşitli etkinliklerle  ‘kadınlığı yeniden hatırlamaya’ çalışıyorlar…

GÖKÇE UYGUN


Son zamanlarda, özellikle şehirli kadınlar arasında ‘moda’ olan yeni bir ‘kadın farkındalığı’ akımı var. Rekabetçi günümüz toplumu içinde ‘erkeksileştiklerini’ fark eden ve bundan rahatsızlık duyan çoğu beyaz yakalı kadınlar için, mistik dans çemberi, mandala dansı gibi çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Buraya katılan kadınlar, hem kendi kendileriyle hem de diğer kadınlarla olan bağlarını güçlendirip, ‘kadınlıklarını’ yeniden hatırlıyorlar. Bu yeni akımın Kadıköy’deki uygulayıcıları olan 4 kadın ile görüştük

Koza Dönüşüm ve Özgürleşme Merkezi Yoga ve Mistik Dans Eğitmeni Hande Arabacıoğlu: 
‘’Kadınlar uyanıyor’’


- 10 yıl kurumsal hayatta çalıştım. Şimdi Koza Dönüşüm ve Özgürleşme  Merkezi’nde yoga ve mistik dans eğitmenliği yapıyorum. O hayattaki çalışmada kendimi çok unuttuğumu, özümden uzaklaştığımı yıllar sonra  anladım. Ne bedenimi dinliyordum ne kendi ihtiyaçlarımı  ne de  kadınlığımın farkındaydım. İnsanların kalbine ve ruhuna dokunacak bir şeyler yapmak istediğimi  anladım çünkü ben  kendi özümle buluştukça ve  bana birileri dokundukça ben yaşadığımı hissediyordum.  Ben de dahil olmak üzere pek çok kadın yıllardır, mevcut sistemin içinde erkeksileştikler. Şimdi yeniden uyanışa geçmeye başladılar. Özellikle kurumsal hayattayken önce kendimi şifalandırmak üzere başladığım bu yolculuğa, benim eski halim gibi, kendinden uzaklaşmış olan kadınlarla deneyimlerimi paylaşarak devam ediyorum.
- Mistik dans aslında insanların, kadınların kendi içinde unuttuğu  hem karanlıklarıyla yüzleşmek,  hem içinde o ışıltıları yeniden ortaya çıkartmak teslimiyeti öğrenmek dişiliği yeniden hatırlamak, kendini bedenini tanımak farkına varmak, dişi ve eril yanlarını dengelemek gibi bir çok şeyi  içeriyor.
- Bana göre kadın ya da erkek, her varlık yüce. Bu çalışmalarda kadınlığı yüceltirken aslında varlığını yüceltiyorsun ve seninle birlikte tüm varlıkların yüceliğinin farkına varmaya başlıyorsun evrendeki.
- Kadınlar kendilerini, birbirlerini tanıyor bu çemberlerde, birbirlerinden öğreniyor kadın olmayı. Eski geleneklerde birlikte dans etmek, birlikte ağıt yakmak, birlikte kutlamalar yapmak, birlikte acı, tatlı neyse paylaşmak, kadın olmanın evrelerinde kız çocuğa, kadına destek vermek hep var olan bir şey. Biz bireyselleşmeye başladıkça bunları unutarak kendimizden, diğer kadınlardan, erkeklerden de uzaklaşmaya başladık.
- Dans anı yaşamaya geçmek, bırakabilmek, teslimiyeti hatırlamak, kendini, bedenini, dişiliğini keşfetmek için çok güzel bir araç. Dans hem bir terapi hem de yaşamın ta kendisini yansıtan bir ayna bizlere. Orada zihni boşaltabilmek, tuttuklarını bırakıp deşarj olabilmek, bedeni ve düşünceleri rahatlatıp kendini yeniliklere açabilmek mümkün. İlahi olanı fark edebilmek, kendini sevgiye ve yaratıcılığa bırakabilmek mümkün. Diğer kadınlarla birlikte neşeyi, coşkuyu, hüznü ve birlikteliği, desteği yaşayabilmek mümkün. Duygularınla temasa geçmek, kendini olduğun gibi kabul edebilmek, hiç tanımadığın, tıpkı senin gibi olan, senden çok farklı hayatları olan kadınlarla kucaklaşmak ve onlarla çok derinlerde buluşabilmek mümkün.
- Korku duyduğumuz şeyleri sevgiye dönüştürebilmeyi öğrendiğimizde hayatımızda çok güzel kapılar açıyor. Duyularımızı açarak, kendimizi ilahi olanın varlığına teslim ederek, özümüzü hatırlayarak, şükrederek farkında yaşamak; hayattan keyif alarak, daha mutlu, içten ve huzurlu yaşamamızı sağlıyor. Bu yolda ilerlemek hangi araçla olursa olsun çok keyifli. Mistik Dans da bu yolda karşıma çıkan en güzel araçlardan.

İnanna Kadın Farkındalık Merkezi kurucusu, Yoga Eğitmeni, Doğuma Hazırlık Rehberi Şaylan Yılmaz:
‘’Amaç farkındalık yaratmak’’


- Bir süre reklamcılık yaptım. Küçüklüğümden beri yoga yapıyordum. Yoga ağır basmaya başlayınca iş hayatını bırakıp, yoga dersleri vermeye başladım bundan 15 sene önce. Doğuma hazırlık eğitmenliği de yapıyorum. Doğumlara girdikçe, o kadınların gücüne şahit oldukça, ‘Benim çocuğum yok, doğum yapmadım ama kadının gücü hala bende mevcut peki  bu ne demek?’ diye sorgulamaya başladım. İnanna Kadın Farkındalık Merkezi’ni kurduk ortağımla. kadınlık gücü dediğimiz  gücü  unutan kadınlara yol gösterecek  etkinlikler yapıyoruz .
- Enerjimizi yükseltmek, kalbimizi açmak ve kadın olmayı hatırlamak gerek.  O yüzden kadınlık konusunda farkındalık yaratmak ve zaten her kadının içinde olan kadınlığın vasıflarının yeniden uyanmasına yardımcı olabilmek temel amacımız.
- Kadınlığın kıymetli taraflarını hatırlatıp özümüze saygı duymaya ve kadınlık doğasının ihtiyaçları doğrultusunda yaşayabilmeye teşvik ediyoruz.
- Çember sadece bir araç. Sözümüz kesilmeden kendimizi anlatabileceğimiz, anlatırken eleştirilmeyeceğimiz, olduğumuz gibi olabileceğimiz güvenli bir alan. Hepimizin bu güveni ve açıklığı içimizde taşıdığımızı hatırlamaya hakkı var.
- Kadınlığın özündeki grup halinde olma, birlikte çalışma ve paylaşma ritüellerini yeniden yaşamaya ihtiyacımız var. Ofislerde rekabet içinde çalışarak, büyük şehirlerin yaşam zorluğu içinde bireyselleşmeye doğru itilerek unuttuğumuz doğamızı hatırlamak için kadın odaklı çalışıyoruz. Eskiden kadınlar mutfaklarda toplanır hem konuşur hem çalışırdı. Biri hamuru yoğurur, diğeri yufkayı açar, öbürü erişteyi keser, bir başkası güneşe yayar kuruturdu misal. Ve tüm gün süren bu süreçte yeni gelinlerin var mı bir derdi sorulurdu, ileri yaştakiler yeni gelin zamanlarında yaşadıkları zorluklardan bahsederdi. Çağdan çağa deneyim aktarımı bu toplanma ve paylaşım ortamlarında olurdu. Bizim kaybettiğimiz bu paylaşım hali. Bu aktarım kaybolduğunda modern dünyadaki maskülen kültürün dayattıklarını farkındalıkla kabul etme veya red etme seçeneğimiz kayboluyor. O yüzden çemberler içinde buluşup  kadınların ihtiyacı olan paylaşma, dinlenilme ve anlaşılma üzerine çalışıyoruz. Kadınlığın kıymetli taraflarını hatırlatıp özümüze saygı duymaya ve kadınlık doğasının ihtiyaçları doğrultusunda yaşayabilmeye teşvik ediyoruz.
- Hayatta neyi farkındalık olmadan yaparsanız size zarar veriyor olsa da gerçeği göremezsiniz. Örneğin yemek yemek güzeldir. Eğer ne yediğinize ve ne kadar yediğinize dikkat etmeden şuursuzca, farkındalık olmadan yerseniz size faydalı olacak bu çaba zarara dönebilir. Kadınlığın özü şefkat, hoşgörü, anlayış, kapsayıcılık iken bu vasıflarla yapılan bir paylaşımın getireceği beslenmeyi düşünsenize. Ancak bu öz deforme olduğunda, kadınlar erkekler gibi rekabetçi, sert ve agresif davranmaya başladığında yani kadınlık vasıfları unutulduğunda herkes herkesin kurdu olabilir. O yüzden kadınlık konusunda farkındalık yaratmak ve zaten her kadının içinde olan kadınlığın vasıflarının yeniden uyanmasına yardımcı olabilmek temel amacımız.
- Dans bedende kilitli  her ne varsa onu ortaya çıkarabilir. Bedenin kendi kendini ifade edebilmesine yardımcı olabilir. Konuşmayan iç sesimizi kendi kendini anlatmaya teşvik edebilir. Çember sadece bir araç. Sözümüz kesilmeden kendimizi anlatabileceğimiz, anlatırken eleştirilmeyeceğimiz, olduğumuz gibi olabileceğimiz güvenli bir alan. El ele tutuşmuş ortalarındaki yenidoğan bebeği herşeye karşı koruyan ve gözeten kadınlar düşünün. İşte çember öyle bir yer. Siz ortadasınız, herşeyinizle, saklamadan, bir yenidoğan gibi...Ve tüm kadınlar(kızkardeşler) sizi gönülden kucaklıyor. Hepimizin bu güveni ve açıklığı içimizde taşıdığımızı hatırlamaya hakkı var.
- Çember başladığı yerden yeniden bağlanan,  başı ve sonu olmayan mütemadiyen bir döngüyle devam eden  bir şekil. Bir hiyerarşi yok. İnsanlar çember şeklinde oturduğunda  herkes birbiriyle eşit. Çemberde  herkes kendi enerjisini katar, ortada bir çorba oluşur ve  oradan yine kısmetini düşeni  ne kadar açıksa o kadarını geri alır ve bu çok besleyicidir.

Şiddetsiz İletişim konusunda Sertifikalı Eğitmen Adayı olan Özgen Saatçılar:
‘’Çember, kadınların güvenli alanı’’


- Ben 2013 yılından bu yana Şiddetsiz İletişim öğreniyorum. Kendimle bağlantı kurmama, iç barış ve huzuruma çok katkısı oldu. Çevremle olan ilişkilerimi güzelleştirdi. O yüzden kendi deneyimlerimin güzelliğinden aldığım ilhamla başka insanlarla da paylaşmak ve Şiddetsiz İletişimin yayılmasına destek vermek istedim. Yaklaşık bir yıldır Sertifikalı Eğitmen Adayı’yım. Kurumsal bir hayatım var, şu an eğitimim devam ediyor, kurumsal hayat aynı zamanda benim eğitim sürecimin sponsoru. Sertifika yolculuğum, öğrenme ve gelişme yolculuğum devam ederken sürdürülebilir bir hayat oluşursa, kurumsal hayattan ayrılacağım.
- Duyulma/dinlenilme ihtiyacının insanların içinde çok canlı olduğunu ve bazen içimizdeki hali ifade edince ve bu halimizle kabul gördüğümüzde bunun tek başına şifalı olduğunu düşünüyorum. Benim için bir insanın bir insana verebilecek en büyük hediyesi mevcudiyetidir. Biz çemberde, bir kadın konuşurken diğer tüm kadınlar olarak onu mevcudiyetimiz ile dinlemeye niyet koyuyoruz. Bu başlı başına kıymetli bir şey.
- Benim için Kadın Çemberi, kadınların biraraya gelip çember şeklinde oturdukları, önerilen yada birlikte seçilen bir konu yada gündemle ilgili gönüllerinden geçeni sansürsüzce paylaştıkları yerdir.  Günlük hayat içinde karşı karşıya kaldığımız uyaranlar var, hayat zaten böyle bir yer. Gördüğümüz, duyduğumuz şeylerden etkileniyoruz, duygularımız hareketleniyor ve tüm bu deneyimler iç dünyamızda şekilleniyor.
- Bazen sevinç, mutluluk ve neşe ile karşılıyoruz bu deneyimleri, bazen üzüntü, kızgınlık, öfke ve kırgınlıklar yaşıyoruz. Tüm yaşadığımız duygularımız kıymetli ve hepsinin bize mesajları var. Bu deneyimleri yakınlarımızla paylaştığımızda, sözümüzün kesilmesi, tavsiye ve eleştiri duyma ihtimalimiz var. Çemberde ben birbirimizi, mevcudiyetimizle, sözümüzü kesmeden, karşılıklı konuşmaya girmeden sadece dinlemeye davet ediyorum. Böylece birlikte oluşturduğumuz alanı güvenli tutarak, herkesin dinlenildiği ve söyledikleri ile kabul gördüğü bir ortamı birlikte yaratıyoruz.
- Çemberde zamanımıza bağlı olarak 2 ya da 3 oturum yapıyoruz. Herkesin yaklaşık belli bir süre konuşma zamanı var. Çemberin katılımcıları; önerdiğim ya da önerilerden toplayıp birlikte karar verdiğimiz bir konu hakkında içinde uyanan ve canlı olan duygularını, düşüncelerini, hayallerini veya eylemlerini paylaşıyor. Benim için bir çeşit içinden geçenleri konuşturma ve onlarla buluşma hali. İnsanların kendi halini kendi ağızlarından seslendirince bazen farkındalıklar yaşadıklarını, bazen içinde yaşadıkları karmaşık bir durumla ilgili netleştiklerine şahit oldum. Ben duyulma/dinlenilme ihtiyacının insanların içinde çok canlı olduğunu ve bazen içimizdeki hali ifade edince ve bu halimizle kabul gördüğümüzde bunun tek başına şifalı olduğunu düşünüyorum. Benim için bir insanın bir insana verebilecek en büyük hediyesi mevcudiyetidir. Biz çemberde, bir kadın konuşurken diğer tüm kadınlar olarak onu mevcudiyetimiz ile dinlemeye niyet koyuyoruz. Bunun başlı başına kıymetli olduğunu düşünüyorum.
- Çember sonunda kutlama ve yas çemberi yapıyoruz. Yani çemberin bir parçası olmak nasıldı, neleri kutluyorlar ve bohçalarında ne ile buradan ayrılıyorlar, paylaşıyoruz. Bunun yanında bu çemberin bir parçası olarak hangi ihtiyaçları karşılanmadı, bunu da paylaşıyoruz. Çember sonunda hem kendilerini ifade etmenin onlara iyi geldiğini, bağlantı ve dinlenilme ihtiyaçlarının karşılandığını, bunun yanında diğer katılımcıların paylaştıklarından ilham aldıklarını, duydukları paylaşımların onların hayatlarında da karşılığı olduğunu, birlik ve aidiyet özlemlerini giderdiklerini söylediler. Karşılanan ihtiyaçların kutlaması yoğun oluyor. Çıkarken rahatlamış, ferahlamış ve hoşnut olduklarını söylüyorlar.
-  Barış benim içimdeki en canlı ihtiyaçlardan biri. Şu an Türkiye ve Dünya’da yaşananlara bakınca bu ihtiyacım hiç karşılanmıyor ve kalbimin bir tarafında sürekli bir yas hali var. Cinsler arası barış gelmeden Dünya’ya barış geleceğine inanmıyorum. Kadın ve erkeklerin aynı çembere oturup birbirleri ile buluşmalarını, dinlemelerini çok istiyorum. Birbirimizi farklılıklarımız ile kabul edince ve bu farklılıklarımız ile bir arada durmayı öğrendiğimizde barışın kendiliğinden geleceğine inanıyorum. Barış ihtiyacım için, yol arkadaşım Sertifikalı Eğitmen Adayı Aykut Atasay ile birlikte Kadın-Erkek Çemberleri yapıyoruz. İlkini 14 Şubat’ta gerçekleştirdik. Aykut aynı zamanda düzenli olarak Erkek Çemberi yapıyor.
-  Maalesef şiddetli bir dünyada yaşıyoruz ve içinde yaşadığımız bu sistem rekabetçi. Rekabet sadece kadınlarla kadınlar arasında değil, iş yerlerimizde iş arkadaşlarımızla, ilişkilerimizde eşimizle, sevdiğimizle, partnerimizle bile aramızda bazen rekabet var. Doğamızda rekabetin olmadığına inanıyorum, doğamızda birbirimizi kabul, işbirliği ve iletişim var.

Mandala dansı eğitmeni Gamze Atasoy Mandev:
‘’Kadın dayanışması şart…’’


-   2006’da oğlum Arda’nın gelişi ile ‘Ben kimim?, Ne için varım?,Ruh neye hizmet etmeli?, Neye erişmek istiyorum?, Yolum ne?’ gibi sorularla uyanış ve farkındalık sürecim başladı.  Kişinin kendini tanıma sürecinin, çocuk kalbi üzerinden gerçekleştiğine şahitliğim ile adımladığım yolun kadın ruhu ile taçlandırıldığını deneyimledim. Gizli tapınağımdaki kraliçeyi uyandıralı yaklaşık dört yıl oldu. Mandala dansı vaad ettiği gibi, içimdeki dişil enerjiye ulaştı ve sanıldığı gibi seksepalite değil, anaç, tutkulu, onurlu ve yaratıcı kadını doğurmuştu. Türkiye, Mandala Dansı ile daha yeni yeni tanışıyor ve bu alanda ülkemizde iki eğitmenden biriyim. Amacım, bu uyanışı ve felsefeyi tüm kadınlara ulaştırabilmek.
-  Mutlu İnsan Mutfağı’nda mandala dansı etkinlikleri düzenliyorum. . Türkiye de bu öğretiyi paylaşan iki eğitmenden biriyim. İstanbul da tek eğitmenim. Hiç kimseye ‘mutsuzsunuz, gelin sizi mutlu edelim’ gibi hadsiz vaadlerde bulunmadan, sadece ve sade bir dil ile iyi'ye giden yolculuğumuzu paylaşmak amacındayız. Kalbi aç olana ruh ebeliği, iyiye yolculuk ikramımız ama karnı aç olanı da boş çevirmiyoruz.
-  Kadın dayanışmasını her koşulda ve şartta önemsiyorum. Hele ki günümüz olaylarında... Birbirimize destek olmalıyız.
- Kadınımıza, kadınlığı unutturulmaya çalışılıyor. Bahsettiğim seksapalite değil. Kadının üretkenliği, yaratıcılığı, estetik yaklaşımı, ince ruhu, yumuşaklığı.  Kadın yaradılışı gereği yücedir. Zaten yaratıcı tarafından dişil enerji ile mükafatlandırılmış. Unutmaya yüz tutmuş ya da unuttuğunun farkındalığına varmış hemcinslerimize, bunu yeniden hatırlamak ve yaşamlarına dahil etmenin, en eğlenceli ve kolay yolunu öğretiyoruz.
-  Ruhsal bir yolculuk olan Mandala dansı, eski çağlardan günümüze kadar uzanan Gizemli Tapınak dansıdır. Kadının sadece kendi enerjisi ile hareket ettiği, ruhunu coşturduğu, kalbine-kendine dönüşüdür. Çember ve yumuşaklığı baz alarak oluşturulan teknikler ile nefes eşliğinde uygulanıyor. Kadınlar istedikleri gibi süsleniyorlar, bol ve uzun etekler giyip, çıplak ayakla dans ediyorlar.
- Her insanın içinde hem dişil hem eril enerji mevcut. Mühim olan ise aslolan enerjinin ağır basmasıdır. Günümüz şartlarında kadın, ‘güçlü’ olabilmek adına dişil yanını bastırmak durumunda kaldığından, zamanla eril enerjisini yükseltmeye başlıyor. Amacımız eril enerjinin kadının elinden aldığı, yaratıcının mükafatını tekrar yaşamına dahil etmesine yardımcı olmak.
-  Erkekler için eril enerjiye yönelik çalışmalarımız nefes teknikleri başlığı altında yapılmakta. Her iki enerjiyi de önemsiyor ve üzerinde ciddi çalışmalar yürütüp, paylaşıyoruz. Kadın ile alakalı çalışmaların dikkat çekmesi, kadının kurban rolünden ötürüdür.
- Kadın olduklarını ve bunun aslında ne demek olduğunu, hayatlarında neleri iyileştireceklerini ve tıkanmış enerjinin  açılıp, akışın kendilerine kazandıracaklarını deneyimlemek her kadının hakkı…
- Amacımız eril enerjinin kadının elinden aldığı, yaratıcının mükafatını tekrar yaşamına dahil etmesine yardımcı olmaktır. Tüm kadınlarımızı dişil enerji aktivasyonu için merkezimize bekliyoruz. Uygulamalarımız sadece etkinlikler ile sınırlı değil. Türkiye’de kendim gibi eğitmenler görmek en büyük arzum. Gizemli tapınak dansını duymayan, bilmeyen kadın kalmayacak inşallah…

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.