Haftalık Bağımsız Gazete 16 Kasım 2018

Bir Kadıköy otelinin Bademşeker'li öyküsü…

Meliha Akay, Kadıköy’de bir otelde yolları kesişen farklı insanların yaşadığı 40 günün hikayesini anlattığı Badem Şekeri'nde,tanıklıklarını roman kurgusu içinde anlatıyor.

Bir Kadıköy otelinin Bademşeker'li öyküsü…

Meliha Akay, Kadıköy’de bir otelde yolları kesişen farklı insanların yaşadığı 40 günün hikayesini anlattığı Badem Şekeri romanında, üç kuşak arasındaki uzaklıkların yanı sıra hayvan ve insan arasındaki sevgi bağının gücüne, hızlı yaşamla birlikte yitirilen güven duygusunun yeniden kazanımına dikkat çekiyor.
  
Röportaj: Gökçe Uygun
Fotoğraflar: Harika Şebnem Karabıyık
 
 
Yazar Meliha Akay uzun yıllar Kadıköy rıhtımında bir otelde çalışmış. Görev süresince nice kişilerle tanışmış, değişik hikâyelere şahit ve ortak olmuş. Bu tanıklıklarını da Badem Şekeri romanında anlatıyor. Sözün dahası Akay’da…
 
-Badem Şekeri ilk kitabınız değil. Ancak yakın zamanda 2. baskısını yaptı. Ekseriyetle ondan bahsetmek isterim zira Kadıköy’de geçiyor roman.
Evte ilk kitabım 2. romanım, 5. kitabım. İlk 3 kitabım öykü kitabıydı. İlk öykü kitabım Yağmura Tutulanlar’da Kadıköy sıkça geçiyordu. Badem Şekeri ise tamamen Kadıköy’de geçen bir roman. Aslında bir şekilde her kitabımda Kadıköy’ü vurguluyorum.
 
-O halde Kadıköy’le bağınızı konuşalım biraz…
Kadıköy’le bağım tamamen işle alakalı. Ben Bursalıyım esasen, yıllar evvel önce iş için İstanbul’a taşındım. 11 yıl (1999 depremin hemen sonrasında geldim, Ocak 2011’de ayrıldım) Kadıköy’de Sidonya Oteli’nde işletmeci olarak çalıştım, yaşadım. Benim için özel bir yeri var Kadıköy’ün. Özellikle otelin bulunduğu Nemlizade Sokak ve hemen arka sokak olan Ortaç Sokak. Bu sokaklara ben ‘denize koşan sokaklar’ adını taktım. Nemlizade ne kadar hareketli, keşmekeşli, canlı ise Ortaç o kadar sakin ve huzurlu. Ve bu tezatlığı sadece bir bina, bir kapı ayırıyor. Bu tezatlık hep ilgimi çekti. Birbirlerine benzeselerdi böyle olmayacaktı, belki de ben de bu kadar etkilenmeyecektim.
 
-Bir röportajınızda “Kadıköy İstanbul’un dünyaya açılan tek kapısı” diyorsunuz. Bu cümle üzerine biraz daha konuşmanızı isterim..
(Röportajı yaptığımı Sidonya Oteli’nin terasından gördüğü manzarayı betimliyor… ) Uzak diyarlardan gelen büyük tankerler Boğazlardan geçiyor ve bu bakış açısına baktığımızda Kadıköy kapı görevi görüyor. İstanbul’un dünyaya açılan bir çok kapısı olabilir. Ancak iş olarak, ihracat bakımından kapı oluyor benim bakış açıma göre. Gecesi başka gündüzü başka oluyor Kadıköy’ün. Özellikle Rıhtım’ın gecesi ve gündüzü arasında büyük bir tezatlık var. Kadıköy her geçen gün değişir ve gelişiyor.
 
-Bir otelde çalışmak nasıl bir duyguydu? Bir yazar olarak size ne kattı?
Otelcilik insanları tanımak için çok uygun bir meslek. Her kesimden farklı farklı insanlara ev sahipliği etmek, kısa da olsa onlarla paylaşımlarda bulunmak… Burada çalışırken çok huzurluydum. Otel evim olmuştu.
 
-Buradaki karşılaşmalar mı sizi yazmaya itti?
Evet bir tür misafirlere ve çalışma arkadaşlarıma vefa borcu… Kitaplarımda buradan esinlendim. Şu an oturduğumuz terastaki gün batımı manzarası beni çok etkiler. Buradan benim baktığım bakış açısı ile rıhtımdan buraya bakan kişi Kadıköy’ü çok farklı görüyor. Bakış açısı farklılığı...
 
-Yazar olduğunuzu söylediniz mi otel misafirlerine?
Hayır söylemedim çünkü söyleseydim yüzlerine ister istemez bir maske takacaklardı. Onları tedirgin etmek istemedim. Ama sonrasında tabi ki söyledim ve izin istedim onlardan. Gerçi kimseyi birebir yazmadım. Hiç birisi kendi başına karakter değil, bir kaç kişiden bir karakter oluşturdum.
 
-Roman tek mekânda geçmesine karşın çok karakterli, çok hareketli…
24 saat açık ve misafiri hiç bitmiyor. Ve ben 24 saat boyunca hikayeler dinliyordum. Konu ve mekânın konumu gereği farklı kültürlerden, farklı dinlerden kişileri bir araya getirdim. Büyük kente uyum sağlamaya çalışan, bocalamalar ve kaygılar içinde yeni bir hayat tutturan karakterler ön planda kitapta. Öyküleri birbirinden ayrı, yazgıları da öyle ama kitabın başında gizledikleri yetenek ve hayalleri kitabın sonunda sahip çıktıkları ve seslendirdikleri sözler olarak çıkacak karşımıza, kaderlerini ellerine alacak ve yeni hayatlar kuracaklar.
 
-Badem Şekeri romanın kahramanlarından biri de otel sahibinin minik köpeği Prens… O da gerçek mi?
Evet gerçekten burada Prens adında bir köpek yaşadı. Badem Şekeri ise benim Prens’e verdiğim isimdi. Biz Badem Şekeri’yle burada tanıştık ve çok sevdik birbirimizi. Ben onu oğlum olarak benimsedim, o da beni annesi. Badem Şekeri şu an cennette… Romanı yazdığım yıllarda teknoloji alıp başını gitmişti. Teknoloji her şeyi hızlandırıyordu ama insanların diğer insanlarla, doğayla ve doğadaki diğer canlılarla ilişkisi giderek azalıyordu– ki bunlar hâlâ böyle-Bunu aşmanın yollarından biri; öteki canlılarla kurabileceğimiz iletişim bence. Buna dikkat çekmek için Prens’i kattım kitaba. Roman yayınlanmadan önce bir veda mektubu yazdım romanın arkasına Prens’e.
 
-Son olarak; yeni kitap hazırlıyor musunuz ve Kadıköy var mı içinde.?
Şu an yazdığım romanda tarihi olayları ele alıyorum. Otelden ayrıldığım için Kadıköy’den de uzak kaldım. Bilinçaltımda Kadıköy’ün derin bir yeri var. Bundan sonra yazacağım her öykü ve romanda Kadıköy olacak diye tahmin ediyorum. 
 
 
BADEM ŞEKERİ’NDEN…
 
Kadıköy’de bir otelin işletmecisi olan eski devrimci Recep Bey, radikal bir kararla otel yönetimini kısa süreliğine yeğeni Sedef’e bırakır. Çoğu taşradan gelmiş, büyük kente uyum sağlamaya çalışan otel personelinin yaşamı, Sedef’in ansızın otele gelişi ve ardı ardına yaşanan olaylarla değişime uğrar.Ve artık ekibin bir parçası olan, otel sahibinin minik köpeği Prens… Sedef ve Prens arasında kurulan tanımsız sevgi, otel çalışanları ve misafirlerinin kendileriyle yüzleşmelerine, geçmişleriyle hesaplaşmalarına neden olur. Yitik bir aşktan çıkan kırgın ve umutsuz Sedef, Recep Bey’in zengin ve şımarık kızı Elif, ona karşılıksız bir aşk besleyen otel çalışanı Selim, Arkeolog Andreas, kaptan Göksun, sokak çalgıcısı Nikolay, Çıldır Gölü yakınlarında otel açma heveslisi Leylâ ve diğerleri….
  
BURSA’DAN KADIKÖY’E…
 
Meliha Akay, 1960 yılında Mustafakemalpaşa’nın Tepecik Köyü’nde doğdu. Liseyi aynı ilçede bitirdi. Turizm ve otelcilik eğitimi aldı. Uzun yıllar Kadıköy’de bir otelde işletme sorumlusu olarak çalıştı. Bir oğlu var. Yazın çalışmaları kitaplaşmadan önce Varlık, Yaşasın Edebiyat, Mum, İnsancıl gibi dergilerde yayımlandı. İlk öykü kitabı Yağmura Tutulanlar(2002), Gülüşün Gelincik Tarlası (2004) ve Ya Kaybolursan(2006) Epsilon Yayıncılık tarafından yayınlandı. İlk roman Ateşin Külü Suyun Mili (2008) Pupa Yayınları, Badem Şekeri(2011-2013),Çileklik(2013) Gita Yayınları etiketiyle okula buluştu. Yağmura Tutulanlar’ın ve Gülüşün Gelincik Tarlası’nın yeni baskıları da Gita Yayınları tarafından yapıldı.
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.