Haftalık Bağımsız Gazete 19 Ekim 2018

21. Yüzyılda Türkiye enerji stratejisi

Dünya nüfusundaki artış ve daha konforlu yaşam talebine bağlı olarak kişi başına düşen enerji ihtiyacı da sürekli artmaktadır. Günümüzde Dünya toplam elektrik enerjisi gereksinimi 20 trilyon kWh...

21. Yüzyılda Türkiye enerji stratejisi

Prof. Dr. Ali KAHRİMAN
(Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi)

Dünya nüfusundaki artış ve daha konforlu yaşam talebine bağlı olarak kişi başına düşen enerji ihtiyacı da sürekli artmaktadır. Günümüzde Dünya toplam elektrik enerjisi gereksinimi 20 trilyon kWh düzeyindedir. Bu gereksinimin % 26,5'i kömür, %34’ü petrol, %24’ü doğal gaz, %6’sı nükleer enerji gibi fosil yakıtlardan, %5,9’u hidrolik, ve %3,5’i ise rüzgar, güneş, jeotermal enerji gibi yenilenebilir kaynaklardan karşılanmaktadır. Günümüz enerji tüketim trendiyle, bilinen petrol rezervlerinin ömrü 40 yıl, doğal gazın 60 yıl, kömürün ise 150 yıl olarak tahmin edilmektedir. İnsanlığın daha nitelikli yaşam isteği dolayısıyla bu ömürlerin çok daha kısıtlı olacağı açıktır. Türkiye'deki yaklaşık 44555 MW'lık kurulu gücün 27594 MW'ını fosil yakıtlı termik santrallar 14218 MW'ını ise hidrolik başta olmak üzere diğer yenilenebilir kaynakları işleyen santraller oluşturmaktadır. Türkiye'de kişi başına düşen net elektrik tüketimi 2010 yılında 2871 kWh olmuştur. Kalkınmışlığın en önemli göstergesi olan elektrik tüketimimiz AB ortalamasının yarısına ulaşamazken, dünya ortalamasının bile altındadır. Geliştirilecek uygun politikalar ve sistematik bir yaklaşımla, kişi başına enerji tüketimimizin arttırılması kaçınılmazdır.
Öte yandan ülkemiz, tükettiği genel enerjinin % 28'ini yerli kaynaklardan sağlayan bir ülkedir. Geri kalan %72’lik gibi çok büyük bir yüzdesini ise ithal etmektedir. Bu da enerji konusunda ülkemizin dışa bağımlı olduğunun çok açık bir göstergesidir. İthal ettiğimiz enerjinin çok pahalı olması ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir. Türkiye'de kurulu durumdaki enerji santrallerinde 2009 yılında 194 GWh civarında elektrik enerjisi üretilmiştir. Ülkemizdeki hızlı sanayileşme nedeni ile yıllık enerji ihtiyacımız şimdiden 40 GW’a kadar yükselmiştir. Sadece bu rakamlar bile ülkemizde enerji kapasitesinin alternatifli olarak geliştirilmesini ve enerjinin tasarruflu kullanılmasının önemini açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte enerji güvenliği, dünya enerji piyasalarındaki arz gelişmeleri ve ekonomikliği göz önüne alınarak enerji ihtiyacımızın karşılanmasında yerli kaynaklara ağırlık verilmesi şarttır..
Bir ülkenin gelişmişliğinin en önemli göstergelerinden biri enerji stratejileridir. Gelişmiş ülkelere baktığımızda mevcut enerji sistemlerinin çevreye uyumlu teknolojilere dönüştürülmesi sırasında yerel, çevreye zarar vermeyen, verimli enerji kaynaklarının kurulumu ve kullanımına önem verdiklerini görmekteyiz. Güneş, rüzgar, hidrojen ve jeotermal enerji gibi alternatif enerji kaynakları yerel, çevre dostu ve verimli enerji kaynakları olarak önem arz eden teknolojilerdir. Ülkemizin de alternatif enerji kaynakları açısından zenginliğini uygun bir strateji ile etkin bir şekilde üretime dönüştürmesi büyük önem taşımaktadır.
Gerek fosil yakıtların tükeniyor olması, gerekse çevresel duyarlıklar nedeniyle daha temiz ve güvenilir enerji kaynaklarına ihtiyaç duyulmakta olduğu bilinen bir gerçektir. Bu enerji kaynakları arasında hidrojen; temiz, taşınabilir, yenilenebilir, dönüşebilir, alevli ve katalitik yanmaya, elektrokimyasal dönüşüme uygun olması bakımından fosil yakıtlara göre büyük üstünlükler göstermektedir. Hidrojenin saf oksijenle yanmasından sadece su buharı ortaya çıkması çevre kirliliğini önlemek açısından hidrojen kullanımına eğilimi de beraberinde getirmiştir. Tüm bu özellikleri sebebiyle hidrojen, geleceğin enerjisi olmaya en büyük adaydır. Hidrojen çevresel açıdan bakıldığında en temiz yakıttır. Ayrıca depolanabilir, taşınabilir, nakledilebilir olması ve hammaddesinin çeşitli olması hidrojeni geleceğin enerjisi yapabilecek özelliklerindendir. Hidrojen kullanımına baktığımızda ilk olarak karşımıza yakıt hücreleri çıkmaktadır. Yakıt hücreleri dizüstü bilgisayarlardan otomobillere kadar birçok alanda enerji ihtiyacını karşılayacak şekilde tasarlanmıştır. Yakıt hücresi kullanımı ile enerjiyi taşınabilir hale getirebiliyor olmamız da bu teknolojiyi daha cazip hale getirmektedir. Önümüzdeki yıllarda hidrojen enerjisi ve yakıt hücresi kullanımı büyük oranda yaygınlaşacaktır. Fakat hidrojen enerjisinin yaygınlaşmasında karşımıza çıkan en büyük problemlerden biri depolanmasıdır. Hidrojeni gaz halinde depolamak oldukça tehlikeli ve yer kaplayan bir yöntemdir. Basınçlı tüplerde depolandığı takdirde tüplerin ağırlıkça en fazla %7’si hidrojen olabilmektedir. Sodyum bor hidrür ağırlıkça %10’luk hidrojen depolama kapasitesi ile en uygun yöntem olarak görülmektedir. Aynı zamanda sodyum bor hidrür patlama riski olmayan bir hidrojen depolama yöntemidir. Yüksek sıcaklıklara kadar kararlı halde kalabilmektedir. Bu özellikleri sebebiyle geleceğin yakıtı olarak görülen hidrojenin depolanması için en uygun materyal bor minerali olmaktadır.
Dünya petrol piyasasını elinde bulunduran çok uluslu şirketler de fosil yakıt çağının bitmek üzere olduğunu bildikleri için hidrojen enerjisi teknolojileri ile ilgili çalışmalarına hız kazandırmışlardır. Yapılan çalışmalar hidrojenin sodyum bor hidrür tanklarında depolanması gerektiğini göstermektedir. Dünya çapında bor rezervlerinin %65’ini elinde bulunduran ülkemizin de akılcı bir stratejiyle hidrojen enerjisi teknolojisine geçişte, hidrojenin depolanması ve taşınması için en uygun çözüm olan sodyum bor hidrür olarak depolama yönteminin kullanılmasında büyük yeri olacaktır.
Türkiye’nin hidrojen üretim kapasitesine baktığımızda ilk göze çarpan veri Karadeniz’deki hidrojen sülfür oluşumudur. Hidrojen sülfür, zehirli bir madde olmakla birlikte, hidrojen üretimi için kullanıldığında geniş çapta enerji kaynağı olabilecek bir maddedir. Karadenizdeki hidrojen sülfür’ün ayrıştırılması halinde 270 milyon ton cıvarında hidrojen elde edilmesi olası görülmektedir. Gerek hidrojen potansiyelimiz, gerekse hidrojenin depolanmasında önemli bir hammadde olan bor potansiyelimiz göz önünde bulundurulduğunda geleceğin enerjisi olan hidrojen enerjisi kullanımı için ülkemizin en uygun bölgelerden biri olduğunu görmekteyiz. Türkiye sahip olduğu kaynaklarla hem kendi hem de dünyanın alternatif ve temiz enerji taşıyıcısı olan hidrojenin kullanımına geçmesi sürecinde bir köprü vazifesi görecektir. Bugün bile gelişmiş ülkelerde, çok göz önünde olmamakla beraber hidrojen enerjisinin ulaşımda kullanımına yönelik altyapı çalışmaları devam etmektedir. ABD ve birçok Avrupa ülkesinde akaryakıt istasyonlarına pilot hidrojen dolum birimleri kurulmuş durumdadır. 2050’li yıllara gelindiğinde akaryakıt istasyonlarından yakıt hücresi ile çalışan otomobilimiz için hidrojen dolumu yapmanın rutin bir işlem olması muhtemeldir. Öyle ise geleceğin teknolojisi olan hidrojen enerjisine geçiş aşamasında olduğumuz şu dönemde gerek hidrojen üretimi gerekse depolanmasına yönelik dünya çapındaki projelerde ülkemiz de mutlak şekilde yer almalıdır. Aksi taktirde rezervin sadece bizde olduğu bir enerji hammaddesi, çok uluslu şirketlere güven vermeyecek, boru ikame edecek araştırmalara yöneleceklerdir ki esasen bu yönde çalışmalar yapılmakta olduğu da bilinmektedir. Bu strateji ile bir yandan ekonomimize daha fazla katma değer kazandırılırken, öte yandan giderek daha yoğunlaşması kaçınılmaz gözüken enerji savaşlarının yıkıcı etkilerinin azaltılması sağlanarak Dünya barışına katkıda bulunulacaktır.

KAYNAKLAR
Kahriman, A. ve Özkan, Ş. G., "Borun Stratejik Önemi", Radikal Gazetesi 28 Mayıs 2001, İstanbul
Ulusoy Işılay, Enerji Öğr. “Kişisel görüşmeler”
Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi, Türkiye Enerji Raporu, 2007-2008
Midilli A. et. al. Hydrogen Energy Potential of Black Sea Deep Water Based on H2S and Importance for the Region, International Hydrogen Energy Congress and Exhibition IHEC, 2005
Uslu T., Bor Madeninin Enerji Kaynağı Olarak ullanılması, TMMOB Türkiye VI. Enerji Sempozyumu, 2007
EÜAŞ Elektrik Üretim Sektör Raporu, 2009

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.