Haftalık Bağımsız Gazete 24 Ekim 2017

‘Filmekimi’nden birkaç isim, birkaç film…


Ugur VARDAN

Ugur VARDAN

Okunma 06 Ekim 2017, 10:12

‘Soğuk savaş dönemi’… Amerika’da gizli bir laboratuvarda temizlikçi olarak çalışan Elisa, tuhaf bir yaratığın varlığından haberdar olur. Çok geçmeden bu keşif, farklı bir sevdanın ve tutkunun kapısını aralar… Guillermo del Toro’nun son Venedik Film Festivali’nde ‘Altın Aslan’a uzanan yapıtı ‘The Shape of Water’ın konusu kısaca böyle. Film aslında tipik bir ‘Güzel ve Çirkin’ hikâyesi. Lakin Del Toro sineması adına yeni bir şey yok, daha doğrusu Meksikalı yönetmen, kariyerindeki en iyi çalışma olan ‘Pan’ın Labirenti’ni yeniden inşa etmek ve aynı suda bir kez daha yıkanmak istemiş. Oysa kendisinden beklenen, bir zamanlar yükseğe koyduğu çıtayı aynı formüllerle tekrarlamak değil, farklı bir ruhla (tamam, bu kez ‘beden’ biraz daha farklı kabul ediyorum!) yola devam etmesi. Sözün özü yakında sinema salonlarımıza uğraması beklenen ‘The Shape of Water’ın bende bıraktığı tortu böyle…

Soğuk iklimin fazlasıyla sertleştirdiği insanlar ve böylesi bir ortamda işlenen cinayetin peşine düşenler… ‘Sicario’ ve ‘Hell or High Water’ filmlerinin senaristi Taylor Sheridan’ın imzasını taşıyan ‘Kardaki İzler’ (‘Wind River’) bir orman koruyucusuyla genç ve deneyimsiz bir kadın ajanın olayı çözme sürecini anlatıyor. Film, geçtiği bölgenin koşullarına paralel olarak son derece sert ve dinamik bir anlatım tutturmuş. Jeremy Renner, Elizabeth Olsen, Apesanakhwat, Graham Greene, Eric Lange gibi isimlerin başrollerini paylaştığı yapım, sezonun en iyilerinden biri olarak akıllarda yer edecek gibi görünüyor.

Avrupa uygarlığının modern dünyadaki yol haritasının yanı sıra rafa kaldırdığı vicdanını da sorgulayan ve zaman zaman da meselelerin tarihsel yolculuğuna göz atan Michael Haneke, son çalışması ‘Mutlu Son’da (‘Happy End’) yine dağınık aile ilişkilerine ve yaşlılığa odaklarıyor. Konu açısından emektar yönetmenin kendini tekrarladığı iddia edilebilir ama anlattığını o kadar iyi, o kadar doğru limanlara uğrayan ve detaylarda kıyıya vuran insanlar meselelerine vurgu yaparak perdeye taşıyor ki Haneke, özellikle belli bir yaş üstü seyirci için bulunmaz nimet türünden bir yapıta dönüşüyor ‘Mutlu Son’. Ayrıca Jean-Louis Trintignant’ın canlandırdığı karakter üzerinden bir önceki yapıtı ‘Aşk’a o kadar ince bir atıfta bulunuyor ki, sırf bunun için bile özel bir takdiri hak ediyor.

Kızı bir süre önce tecavüze uğrayarak öldürülen acılı bir anne… Adalet, derdine derman olmak şöyle dursun sanki acısını daha da kaşıyan, daha da büyüten bir hızla hareket edince çareyi kendince çözüm üretmekte buluyor ve ataletsizliği vurgu yapmak için arada bir kullanılan eski otoyoldaki üç billboard’a olayın gidişatıyla ilgili kısa ve vurucu cümleler yazdırıyor… ‘In Bruges’le tanınan Martin McDonagh imzalı ‘Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri’ (‘Three Billboards Outside Ebbing, Missouri’), öncelikle akıcı senaryosu ve karakter oluşturmaktaki hüneriyle dikkat çekiyor.

Yukarıda kısa kısa uğradığım yapımlar, bu yılki ‘Filmekimi’ toplamından bir demetti. Hem etkinliğini hatırlatmak hem de önümüzdeki günlerde vizona girmesi beklenen bu filmlere ilişkin notlar düşmek maksadıyla sayfalarımıza taşıdım. İyi seyirler dileklerimle…   

**           

Puan Cetveli

The Shape of Water                                     3

Kardaki İzler                                               4

Mutlu Son                                                    4

Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri       3.5

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.