Haftalık Bağımsız Gazete 05 Aralık 2021

Feneryolu’nda bir konak


Pınar Erkan

Pınar Erkan

Okunma 15 Ekim 2021, 09:37

Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Abdülhamit döneminde ordunun isim yapmış kumandanlarındandı. Konağın yolunda Feneryolu İstasyonu’na giderken köprünün yokuşunu tırmanınca ötede çift kanatlı demir bir kapı varmış. Şimdi elbette yok. Kapıdan girince yol devam ediyor, iki yanında kestane ağaçları. Yan tarafta bir oda var ki buna Fener Odası derlermiş. Raflarında yüzlerce fener dizili, renkli kandiller sıralı. Padişahın cülus günlerinde kapılara, sütunlara ve ağaçlara asılıyor bunlar. O dönemin ışıklandırma araçları. Donanma günlerinden önce tenekeci Mişon Efendi gelir, fenerleri siler, temizler, tamir eder, kullanıma hazırlarmış. 

Ana bahçenin üst tarafında alçak bir tepe yer alıyor. İlginç bir yerdir burası. Hala yerli yerinde duruyor. Tepenin ortası boş, tepside hamur olmayı bekleyen un krateri gibi. Kraterin ağız kısmı çepeçevre demir çardak. Yarısı sarnıçmış, yarısı da havagazıyla çalışan bir makina. Kraterin ortasında bir kuyu açıyorlar. Çok güzelmiş kuyunun suyu. Su haznesinin üzerinde yükselen demir yuvarlak kameriyeyi unutmamalı. 

Kameriyede eskiden üzüm yetiştirilirmiş. Zaten buraları hep bağlıkmış. Kameriyenin tepesinde teller geriliymiş. Tırnak üzümü keçi memesi denilen bir tür asma üzümü. Kütür kütür çiğnenirken sularının dudak kenarından sızdığı erik gibi bir tür. Tepenin etrafı az bulunur türde çamlarla çevrilmiş. Çamların arasından incecik patikalarla kameriyenin taşlığına çıkarsınız. Gazi Muhtar Paşa Viyana'da gördüğü sulama tesislerini öğrenmiş. Öğrendiklerini bahçesinde uygulatmış. Tepecik çok güzel düzenlenmiş. Küçücük bir süslü oda düzenlemişler.  Akşamüstü ev ahalisi burada oturup çay kahve, şerbet içiyor. Havuza dökülen su seslerini dinliyor, çam kokuları arasında akşamı ediyorlar. Sonra 1897'deki depremde o minicik köşk çatlayınca yıktırmışlar. Havuzu da sinek oluyor diye doldurtmuşlar. 

Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı, 1875-77 yıllarında Rum bir kalfa tarafından inşa edilmiş. Üç katlı, krem rengine boyalı bir bina. Evin dört köşesine yerleştirilmiş büyük küplerde yağmur suları toplanıyor ve çamaşırlar bu suyla yıkanıyor. Aydınlatma için havagazı lambaları kullanılıyormuş. Her tarafta elektrik tesisatı varmış. Ama lambalar bir kere bile yanmamış. O zamanın bilgisiyle arızanın nedenini bulamamışlar. 

Konağın hikayesini Müfid Ekdal çok detaylı anlatır. 63 dönümlük arazi, duvarlarla çevrili ve çeşitli noktalarında irili ufaklı yapılar var bugün yok olmuş. Meyve ağaçları çokmuş. Kameriyenin de zamanında bir tarafına büyük taş ocakları açılmış. Buradan çıkarılan taşlarla her gün yüz işçi çalışarak su haznesi, bahçe duvarları yapılmış. Bahçe içindeki uşak odaları, selamlık binası, arabalık, ahırlar, silah odası da yine bu ocaktan çıkarılan taşlarla yapılmış. İnanması zor geliyor insana. Öyle şehrin ortası ki bu bölge. 

Neler yaparlarmış, bize ne kadar yabancı şimdi. Toprağın ıslahı için Kalamış koyuna biriken yosunlar kullanılırmış. İki büyük öküz arabasıyla ilkbahar zamanı yosun taşınıyor Feneryolu' na, sebze tarlaları ve bağlara yayılıyormuş. Mısır' dan sebze meyve tohumları gönderirmiş paşa, istediği yere diktirirmiş. 

Paşa öldükten sonra her şey değişmiş. Zaten bizde böyle. Paşalar öldü mü, her şeyin sonu geliyor. Süreklilik yok. Miras kavgasına düşmüş geride kalan ev ahalisi. Zaten daha paşa ruhunu teslim edemeden iç cebinden kasanın anahtarı alınmış. Kasa açılmış. İçindeki kıymetli mücevherler, para, altın ne varsa yok olmuş. Mirasçılar senelerce mahkemelerde uğraşıyorlar birbirleriyle. 

1930’ların sonları olsa gerek, köşkün vergisi azalsın diye konağı yıkıcıya veriyorlar. O dönemde kimbilir kaç köşk konak böyle gitti. Zaman başka zaman. Yıkıcı, konağın kendisini baştan ayağa yıkmış fakat yetmemiş, su şebekelerini de istiyormuş. Yerin altında nerede olduklarını öğrenmek için şebekenin yerini bilen kim varsa kapılarını aşındırıyormuş. 

Köşkler konaklar yıkılıp gitti. Yerlerine apartmanlar yapıldı. İnsanın emek verdiği, ömrünü geçirdiği toprakların, evlerin sadece kazanacağı paraya bakan bir yıkıcı elinde ziyan olması herkesin canını acıtır. Ben köşkün tam olarak yerini dahi bilmem, benim bile canım acıyor. Ama vermeselermiş yıkıcıya... Eh, mecbur kalmışlar.  Vergiyi azaltmaları lazımdı.

Muhtar Paşa'nın 63 dönümlük bahçesi ve konaktan kalan tek şey Kameriye. O da korkunç haldeydi. Yıllar içinde bakımsızlıktan çöp yığıntılarıyla dolmuş. Etrafı apartmanlarla çevrili mini mini bir tepecik. Tekinsiz görülen insanlar orada yatıp kalkmaya başlamış. Turing Kameriye'yi alıp düzenledi. Günün her vakti, özellikle sabahları ve akşamüstleri revaçtaydı yeniden. Kameriyede oturup gözlerinizi kapadınız mı kendinizi Paşanın zamanında kuş seslerini, dalların çıtırtısını dinlerken bulabilirdiniz. Bir daha asla geri gelmeyecek başka zamanların, başka dünyaların sesleri.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Suna sevimay - 1 ay önce
Ben tam karşisinda oturuyordum baharda papaganlar gelirdi zaten orasi kus cenneti Pinarciğim ne guzel yazmısin evet Turing cok seye el atti sultanAhmet Fenerbahcesi gibi coookk yerleri guzellestirdi tabii bunda en büyuk pay İstanvul sevdalisi rahmetli Celik Gulersoy beyefendinin rolü var ozaman turingi yoneten oydu o guzelim Fenerbahcesi parkinda bulunan eski yapi olan Romantikaya girdigimiz zaman tarihi kokusunu duyardik sadece kuslarin sesi cikardi