Haftalık Bağımsız Gazete 25 Eylül 2018

Eskiden…


Fatih SOLMAZ

Fatih SOLMAZ

Okunma 08 Mart 2018, 16:25

Çok eski değil, birkaç sene önceydi; bir okul servis aracının şoförü araç kullanırken aynı zamanda telefonla konuşuyordu. Gerisinde kaldım ve servis aracının arkasındaki, ‘Hatalıysa ara 0562…’ gammazlama numarasını aramak üzere telefonumu çıkarttım tuşlarına bastım. Telefonu karşı tarafın açmasını beklerken pat diye trafik polisi beni çevirip sürüş halinde cep telefonu kullanmaktan ceza yazmıştı. Neye niyet, kime kısmet…

Eskiden ilaç kutularından pamuk çıkardı şimdi halen çıkıyor mu bilmiyorum. Son yıllarda benim aldıklarımdan çıkmıyor da… Ve eskiden yaş almışlar, o ilaç kutularından pamuk çıktıkça; ‘Bizi ölüme hazırlıyorlar azar azar’ derlerdi ben anlamazdım ölüm ile pamuk arasındaki bağı henüz bilemediğim için…

Eskilerde tabi hep kasvetli şeyler olmuyordu, mesela muhitte Selman Abi’nin kahvesi vardı ve enteresandır o kahvenin müdavimlerinin dişleri bembeyaz pırıl pırıl parlardı hep. Bir gün gerçek anlaşıldı, daha doğrusu ortaya çıktı. Selman abi çaya hep karbonat katarmış o yüzden o kahveden çay içenlerin dişleri böyle pırıl pırıl bembeyaz parlarmış.

Eskiden yine, mahalleden geçen bir seyyar satıcı vardı, bağırmasından kesinlikle ne sattığını anlamak mümkün değildi. ‘Eeeğaaaloooooğaaallluuuğğ!!!’ gibi bişeydi. Ama normalde konuşunca gayet düzgün bir şekilde konuşur, ne dediği rahatlıkla anlaşılırdı. Sonradan öğrendim, meğer bir satış taktiği olarak insanlarda merak uyandırıp, baktırmak için bilerek bu şekilde anlaşılmaz bağırıyormuş.

Çok çok eskiden bir şey bu da… İstanbul Üniversitesi’nin kuruluş tarihi olarak; 30 Mayıs 1453 olması tuhaf gibi değil mi biraz? 29 Mayıs’ta İstanbul’u al, ertesi günü üniversite aç! Sanki bütün amaç Bizans’ı cehaletten kurtarmakmış gibi… Acaba ortaçağın bitmesi olayın fetih kısmından dolayı değil de, üniversite açılmasından dolayı mı? diyerek, topu tarihçilere atayım.

Yine eskiden Almancı Türklerin yurda izne, tatile gelmesi epey bir heyecanlı bir olaydı. Bir Almancı akrabanın gelmesi demek; elma kokulu şampuan, çikolata ve pilli oyuncak gelmesi demekti. Onlar değil ama sonraki nesil çifte vatandaş oldu genelde. Hem Alman, hem Türk. Ama aslında ne Türk ne Almandılar pratikte. Gıpta ile, imrenerek bakardık onlara; üstün Alman teknolojisine sahip arabalarından, giysilerinden, sigaralarından ceplerindeki Doyçe Mark’lardan dolayı hep… Taa ki, biz oraları turist olarak gezmeye gidinceye onların oradaki hayatlarını görünceye kadar. Evet, daha fazla gelişmiş, daha fazla özgür, daha fazla demokrasi var orada. Ama sonuçta değişmez gerçek; oranın gurbet olması…(uzun konu)    

Gelelim yazının kapanış kısmına…  Kapanış hadi biraz komik olsun. Bu eskiden değil pek, halen devam eden bir konudan… Restoran, bar ve kafelerin reyting rekortmeni kanalı olan Şömine Tv yayını var biliyorsunuz. Benim bu yayına birkaç sorum olacak. 1-) Bir günlük yayında kaç çeki odun kullanılıyor? (Yayının tüm masrafı bu sanırım) 2-) Yakılacak odunları seçen bir seçici kurulu var mı kanalın?  3-) Yılbaşlarında özel program yapmayı düşünürler mi? Mesela şömine bacasından giren Noel Baba’nın ‘Hoo hoo hoo’ diyerek şömineden çıkması gibi…

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.