Haftalık Bağımsız Gazete 22 Kasım 2017

Ekranların Aranan Sokağı


Deniz ÖZTURHAN

Deniz ÖZTURHAN

Okunma 08 Eylül 2017, 08:19

Oturduğum sokakla gurur duyuyorum. Çünkü kendisi hepimizden ünlü; adeta bir rock yıldızı, adeta ekranların aranan yüzü... Moda Deniz Kulübü’nün bir arka sokağı desem, Kadıköylülerin zihninde hemen canlanacağından eminim. Sokağımızı memleketin geri kalanına anlatmak içinse, bizzat rol aldığı sayısız reklam filmi ve diziden, hatta bir adet de kamu spotundan referans vermem gerekir. Ama burada reklamın reklamını yapmak istemiyorum.

Peki sokağımız ne sebeple sokakların Aleyna Tilkisi haline geldi? Onu diğer sokaklardan ayıran özellikler nelerdir?

Bir kere mevkiimiz, İstanbul’da artık pek rastlanmayan bir güzelliğe, yani ağaca sahip. Sağlı sollu 20 kadar batı çınarının altında yeşil ve huzurlu oturabildiğiniz bu meşhur sokak, tüm bu sevimliliği yetmezmiş gibi bir de denize açılıyor. Trafik kurallarını pek kimse takmasa da, tek yön olması itibariyle de oldukça sakin, korna ve araç gürültüsü olmadan yaşanabiliyor.

Tüm bu meziyetleri bünyesinde barındıran sokağımız, nasıl etsin de meşhur olmasın zaten?

Geçen yıl Mart ayında misal, bir büskivi reklamı için sokakta iki gün boyunca acımasız bir nümayiş yaşandı. Elinde bisküvi olan bir genç sokaklarda koşarken, onu gariban teyzeler koşarak takip etti. Üstelik reklam sanırım bahar havasında geçmek üzere yazılmıştı ve fakat çekimlerin yapıldığı gün gayet palto ve berelik ayaz bir Mart günüydü. Figüran hanımların tamamı ise sadece prodüksyonun onlara uygun gördüğü gömlek ve ince hırkalarla tüm gün sokakta beklediler. Tahminimce çekimlerin sonunda epey de zayiat verdiler.

Ama reklam çok etkili, çok şık oldu. Çünkü takdir edersiniz Moda’nın ağaçlı bir sokağında yenilen bisküvi ile Sultanbeyli yahut Mecidiyeköy’de yenilen bisküvinin tadı bir değil. Herhangi bir aburcubur doğrudan bizim sokakta daha lezzetli, daha nefis hale geliyor.

***

Bayram öncesi ise bu kez bir dizi çekimi için sokak yine panayır yerine döndü. Sokakta karavanlar dolusu oyuncular, köşelere çömüp dinlenmeye çalışan set çalışanları peydah oldu. Ben tabi o sıcaklarda evden kafamı uzatmadığımdan, tüm bunların farkına ilk etapta varamadım. O sebeple karşı komşunun balkonunda yüzlerinde maskeleri ve ellerinde uzun namlulu otomatik silahlarıyla muhabbet eden 4-5 özel tim elemanı görünce, pek de minik olmayan bir panik yaşadım. “Ulan komşum nasıl işlere bulaşmış olabilir ki?” diye kendi kendime kuruntular yaptım. Meğer komşum sadece prodüksyona karışmış, ülkemizin bacasız fabrikası dizi sektörüne karışmış. Bunu anladığımda ise, elbette kendisiyle gurur duydum.

Çekimlerin en kötü tarafı, manasızca uzun sürmeleri. Bir oyuncuya aynı cümleyi kaç kez bağırttırıyorlar anlatsam, hep beraber yoğun duyarlılıklar yaşarız. Set çalışanları nasıl kenarda köşede perişan oluyor görseniz, artık dizilere filmlere farklı bakarsınız. Ama bunlar sonuçta iş. Kaliteli bir yapım ortaya koymak için, kalitesini geçtim, herhangi bir yapım ortaya koymak için yoğun bir biçimde çalışmak gerekiyor. 

Peki sokağımızın bitmek bilmeyen selfie’ye fon olma durumu ve bu selfie seanslarının saatler sürmesi ne anlama geliyor?

Fark ettiniz mi bilmiyorum, günümüzde genç sevgililerin beraber vakit geçirmek için en yoğun tercih ettikleri aktivitelerden biri, birbirlerinin fotoğrafını çekmek. Zaten dünya çapında şöyle bir denklem var; geçtiğimiz 6 ayda çekilen fotoğrafların sayısı, fotoğraf makinesi bulunduğundan beri çekilen fotoğraflardan kat be kat fazla.

Bu denkleme düşen insan ise bir yandan kendini sosyal medyalara caps yetiştirmekten alıkoyamazken, öte yandan “İyi ki gençliğimiz analog makineler zamanında, filmin kıymetli olduğu dönemde geçmiş. Çünkü bir sürü saçma şey yaptım ve neyse ki, hiç birinin kaydı yok. Çok şükür!” diyebiliyor.

Sokağımızda poz vermeyi pek seven sevgililere dönersek, benim şimdiye dek en doğru açılı pozumu yakalamak için yerlere yatıp, saatlerce güzelliğimi ölümsüzleştirmeye çalışan sevgilim olmadı. Sanırım bu insanları biraz kıskanıyorum. Onlar da yaşadığım sokağı azıcık kıskanıyorlar, ödeşir gibi oluyoruz.

Tek sıkıntı işte, koca şehirde bizim sokaktan taş çatlasa 10 tane, 20 tane olması. Geri kalan her yerin durulamaz, bakılamaz, görülmek istenmez bir hale gelmiş bulunması. Hâlbuki belli ki insanlık aşk yaşamak için de, bisküviden keyif almak için de güzel sokaklara ihtiyaç duyuyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.