Haftalık Bağımsız Gazete 19 Ekim 2021

“Eğitimde eşitlik ilkesi yok sayılıyor”

Anaokullarının yüz yüze eğitime başlaması kararı, tartışmaları da beraberinde getirdi. Eğitim-Sen Şube Başkanı Çayan Çalık, “Gizlenemeyen temel gerçeklik, sürecin özel okullar lehine işletilmesidir” diyor

“Eğitimde eşitlik ilkesi yok sayılıyor”
Seyhan Kalkan Vayiç

Cumhurbaşkanlığı kabine toplantısında alınan “Ana sınıfları hariç, tam gün hizmet veren resmi ve özel anaokulları, korona virüsü tedbirleri kapsamında belirlenen koşulları yerine getirmek kaydıyla yüz yüze eğitime geçecektir” kararı tartışma yarattı. Vaka sayılarının artış göstermesi nedeniyle korona virüsünün yayılma hızını engellemek için yeni tedbirler alınırken, anaokullarının yüz yüze eğitime başlaması kararı yine kafaları karıştırdı. Alınan karar hakkında görüşünü aldığımız Eğitim-Sen İstanbul 2 No'lu Şube Başkanı Çayan Çalık, konunun özel okullarla ilgili olduğu düşüncesinde.

“Milli Eğitim Bakanlığı'nın kabine toplantısından sonra açıkladığı ana sınıfları hariç, tüm okul öncesi kurumlarının yüz yüze eğitime başlayacağı açıklaması, eğitim kurumlarının nasıl bir belirsizlik içerisinde olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.” diyen Çayan Çalık, eğitimde salgın döneminde yaşananların, son 18 yılda eğitimde yapılanların özeti niteliğinde olduğunu belirtiyor. Çalık şunları söylüyor: “Bilinmesi gereken öncelikli konulardan biri Milli Eğitim bünyesinde tam gün hizmet veren devlete ait okul öncesi kurumları/sınıfları için yapılan yönetmelik değişikliğidir. Yönetmelik değişiminde konu edilen temel içerik, devlete bağlı okul öncesi okul/sınıflarda ikili eğitime (yarım gün) geçilmiş olmasıdır. Aynı zamanda devlet okullarında tam gün eğitimden yararlanmanın yolu kulüp faaliyetine indirgenerek, tam gün eğitim veliler tarafından ‘satın alınan bir hizmete’ dönüştürülmüştür. Buradan yola çıkarak bakanlığın okul öncesindeki sınıf/okul ayrımını ve özel okullar ayrımının ne anlama geldiğini daha iyi anlamamız mümkün olacaktır.” 

“KAMUSAL HİZMET GÖZDEN ÇIKARILDI”

Çalık “Bakanlık kendi eliyle yapmış olduğu yönetmelik değişikliğini bildiği halde neden kamuoyunu yanıltan ‘tam gün hizmet veren devlet ve özel okul öncesi eğitim kurumları’ gibi gerçekliği olmayan bu açıklamayı yapmıştır.” diyerek bilgilendirmeyi şöyle sürdürüyor: “Burada gizlenen, okul öncesi eğitime ilişkin devletin kendi kurumlarını piyasalaştırması, okul öncesi eğitim hizmetinin satın alınabilen metaya dönüştürülmesidir. Bakanlık, bu çıplak gerçeği bildiği halde tartışmaların hedefi olmamak ve pandemide olduğu gibi algıyı yönetmek için yüz yüze eğitime açılanın sadece özel okul öncesi eğitim kurumları olduğunu gizlemektedir. Okul öncesi eğitim hizmetlerinde kamusal hizmetin tamamen gözden çıkarıldığının itirafı niteliğinde olan bakanlığın bu açıklaması, pandemi döneminde orada çalışan eğitim emekçilerinin, yardımcı hizmetlerde çalışan emekçilerin sağlığının ve pandemi yönetiminin yok sayıldığını göstermekte. Tamamen sermayenin ihtiyacına cevap vermeye yöneliktir. Pandemi döneminde tüm çıplaklığıyla ortaya çıkan ya da gizlenemeyen temel gerçeklik, bakanlık eliyle özel okullar lehine sürecin işletilmesi, eğitimde eşitlik ilkesinin tamamen yok sayılmasıdır.”

“EŞİTSİZLİK DERİNLEŞECEK”

Milli Eğitim Bakanlığı'nın, salgında 10 aylık bir dönemi geride bırakırken, uzaktan canlı derslerle ilgili eğitim hizmetlerine tüm öğrencilerin erişimini sağlayacak bir alt yapıyı, teknik desteği hayata geçiremediğine dikkat çeken Çalık, “Halen dağıtılamayan tablet ve bilgisayarlar göz önüne alındığında, eğitim öğretim yılının birinci döneminin sonuna kadar devam edeceği kararı düşünüldüğünde, uzaktan canlı ders uygulamasının eğitime erişim açısından eşitsizliği derinleştireceği ortadadır. Bu eşitsizliğe rağmen Milli Eğitim Bakanlığı'nın sınavları yapmaktaki ısrarı, politik bir tercihin sonucudur. Bu tercih imkanı olanı, imkanı olmayana tercih etmektir. Bakanlık bu uygulamalarıyla eğitimde ayrıcalıklı olanın hizmetinde olduğunu sürdürmektedir. Diğer taraftan bakanlığın uygulamaları salgın döneminde göstermiştir ki yüz yüze eğitime ara verildiği tarihten itibaren neye hizmet ettiği belli olmayan, öğretmenlerin haftada bir okula gideceği kararı halen uygulanmaktadır. Bu uygulama, eğitim emekçilerini salgında risk altında olduğunu göstermektedir. Derhal bu uygulamadan vazgeçilmelidir.” diyor.

“SORUMLULUK ÖĞRETMENLERE ATILIYOR”

“Okul öncesi eğitim kurumlarının yüz yüze eğitime açılması, çalışan ebeveynlerin ihtiyaçlarını karşılıyor gibi görünse de, salgında ebeveynlerden birinin çocuklarının bakımı için ücretli izin verilmemesi nedeniyle patronların ihtiyacını karşılamaya yöneliktir.” diyen Çayan Çalık, şöyle devam ediyor: “Diğer bir hedef ise 4+4+4 gerici ve piyasacı eğitim yasası sonucunda sayıları artan, yönetmelikte yapılan değişiklikle tam gün eğitim veremeyen devlet okulları yerine, tam gün eğitim verme imkanı sağlanan özel okul öncesi eğitim kurumlarını, çalışan veliler açısından cazip hale getirmek ve mecbur etmektir. Diğer taraftan devlete ait okul öncesi eğitim kurumlarının açılmasıyla ilgili okullara bir yazının gitmediğini, okulların açılmasıyla ilgili okul müdürlüklerinin inisiyatif kullandıklarını, öğretmenlere tutanak tutturularak okulların açılıp açılmamasıyla ilgili sorumluluğu öğretmenlere atan bu uygulamayı doğru bulmadığımızı belirtmek isteriz.”

Çayan Çalık, sürekli değişen kararların telafi eğitimlerinin başladığı 31 Ağustos tarihinden itibaren, başta eğitim emekçilerinin, öğrencinin ve velilerin güvenini sarstığını da belirtiyor: “Algı yönetimini esas alan açıklamalar, salgın krizinin ortaya çıkardığı yüz yüze ve uzaktan canlı ders sorunlarının görmezden gelinmesine neden olmuştur. Uygulamada ortaya çıkan sorunlar öğretmenlerden kaynaklı olduğu savıyla, öğretmenler ve veliler karşı karşıya getirilmeye çalışılmıştır. Okul öncesi başta olmak üzere eğitimin tüm kademelerinde yaşanan en temel sorun mesleğe karşı yabancılaşma, iş yükü artışı ve dinlenme saatlerinin belirsizliği olarak ifade edilebilir. Etkileşimin temel olduğu eğitim hizmetlerinde öğrenciden öğretmene, öğretmenden öğrenciye olumlu ya da olumsuz sonuçların yansıması kaçınılmazdır.” 

Eğitimde sağlıklı bir süreç yürütmenin birinci koşulunun pandemi sürecini sağlıklı yönetmekten geçtiğine vurgu yapan Çalık, “Baştan beri bilim insanlarıyla ve muhatabı olan demokratik kitle örgütleri ile sürece ortak akılla müdahaleyi ısrarla savunduk. Aynı şekilde eğitimde de muhataplarıyla birlikte işletilmeyen sürecin sonuçlarını tüm toplum ve yoksul halk kesimleri yaşıyor. Yüz yüze eğitim süreci, uzaktan canlı ders etkinlikleri içerikten bağımsız tartışıldığı müddetçe, eğitime ulaşım imkanları açısından eşit olmayanların aleyhine sonuç üretmeye, telafisi olmayan olumsuzluklara neden olacağı unutulmamalıdır.” 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.