Haftalık Bağımsız Gazete 05 Aralık 2021

Muzaffer Tayyip Uslu: Şimdilik

Usta yazar ve şairlerin eserlerinden küçük alıntılara yer verdiğimiz “Edebiyat Hayatından Hatırlamalar” köşesi bu hafta Muzaffer Tayyip Uslu ile devam ediyor

Muzaffer Tayyip Uslu: Şimdilik
Leyla Alp

Usta yazar ve şairlerin eserlerinden küçük alıntılara yer verdiğimiz “Edebiyat Hayatından Hatırlamalar” köşesi bu hafta Muzaffer Tayyip Uslu ile devam ediyor

MUZAFFER TAYYİP USLU (1922 - 3 Temmuz 1946)

İstanbul Fatih’te doğdu. Asıl adı Süleyman Muzaffer’dir. Babası Tayyip Talip, annesi Üsküdar’lı Şükriye Hanımdır. Şiirlerinde ismine eklediği Tayyip, babasının adından gelir.

Çocukluk yılları İstanbul’da geçti fakat polis komiseri olan babasının görevi nedeniyle ailesiyle birlikte Mersin’e gitti. Ortaokul yıllarını Mersin’de geçirdikten sonra, babasının tayin yeri olan Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde memurluğa başlamasıyla, ağabeyini babaannesi ile Mersin’de bırakarak küçük kardeşi ve annesiyle birlikte Zonguldak’a yerleşti. Burada, geçirdiği zatürree hastalığı nedeniyle Mehmet Çelikel Lisesi’ni güçlükle bitirebildi. Daha sonra başladığı İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü parasızlık ve hastalığının vereme dönüşmesi nedeniyle yarıda bıraktı ve tekrar Zonguldak’a döndü.

Zonguldak Ereğli Kömür İşletmeleri İş Mükellefiyeti Dairesi ’nde kısa bir süre memurluk yaptı. Verem nedeniyle 24 yaşında hayatını kaybetti.

İlk şiiri Varlık ’ta çıktı (1941). Kendisi gibi genç yaşta veremden ölen arkadaşı Rüştü Onur ile birlikte genç kuşağın başarılı şairleri arasında gösterildi. Çeşitli dergilerde ve gazetelerde şiirleri yayımlanan şairin, en büyük hayali olan kitabı Şimdilik 1945 yılında yayımlandı.

Muzaffer Tayyip Uslu’nun Ahbap Kitap tarafından okurla yeniden buluşturulan Şimdilik isimli şiir kitabından birkaç şiiri ve arkadaşı Rüştü Onur için yazdığı yazıdan bir bölümü paylaşıyoruz.

ARKADAŞLIK

I

Şiirler söylemek istiyorum size

En tatlı ümitler içinde

İstiyorum ki korkutmasın sizi mezarlık

Göreceksiniz o kadar

O kadar can sıkıcı değildir

Benimle arkadaşlık

Ben

Rivayete göre

Allah’ın talihsiz kulu

Ben

Üsküdarlı Şükriye Hanım’ın

Ortanca oğlu

Ve Yirminci Yüzyılın

Eli ayağı bağlı

Zavallı şairi

Muzaffer Tayyip Uslu

Şiirler söylemek istiyorum size

Siz sevgili insan kardeşlerime

III

Bilmelisiniz ki insan kardeşlerim

Deniz denilen bir şey vardır yeryüzünde

Ve gökyüzü mavidir ekseriya

Ne olur ne olmaz

Aklınızda bulunsun

Yalnız yaşamak için geldik bu dünyaya

(Syf 17)

AVARE

Ben böyle avare değildim eskiden

Bulutlarla merhabam yoktu

Kapısını çaldığım bir ev vardı

Parka gittiğim vakit sorardım

Ağaçların hatırını

Kırk yılda bir kere

Hele sokakları

Yalnız sabahları seyrederdim

Penceresinden odamın

(Syf 45)

MEKTUP BEKLEYEN

Böyledir mektup bekleyenin hali

Denizi görse rüyasında

Sevinir

Bir haber var diye

(Syf 47)

ŞAİR

Siz bakmayın bana

Ben şairim

Deniz üzerinde yürüyebilirim

Islık çalarak

Hatta ellerim cebimde

Bir de sigara bulunsun

İsterseniz ağzımda

(Syf 57)

BENDEN SİZE

Yalnız ben mi inkâr ediyorum Allahı

Mevsimler benden kâfir

Ya kuşlar ve ağaçlara

Ne buyurulur

Uzun söze lüzum yok

Şahidimdir

Beş parasız gezindiğim sokak

Bir zaman yaşadığıma

Ve bir hâtıra olsun diye

Benden size

Hiç sıkılmadan söyleyebilirim

Sarışın kızlara bayıldığımı.

(Syf 72)

KAN

Önce öksürüverdim

Öksürüverdim hafiften,

Derken ağzımdan kan geldi

Bir ikindi üstü durup dururken

Meseleyi o saat anladım

Anladım ama, iş işten geçmiş ola

Şöyle bir etrafıma baktım,

Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ

Mesela gökyüzü,

Maviydi alabildiğince

İnsanlar dalıp gitmişti

Kendi alemine

(Syf 70)

RÜŞTÜ'DEN GELEN MEKTUP

- Oktay Rifat'a -

Önce bütün şairlere selam

Sonra şunu söylemek isterim

Ölüm hiç de güzel değil

Ne sabah var ne akşam.

Sokakların ellerinden öperim

Bana yaşamasını öğretmişlerdi

Dost olsun, düşman olsun

İnsanlara iyi günler dilerim.

Söyle sarı saçlı daktiloya

Ben yokum artık

Vefasız dostlara hatırlat

Kimseye kalmaz o dünya.

Nasıl unuturum güzeldi yaşamak

Fakat hakkı varmış Oktay'ın

"Hâtıralar da dal istiyor

Kuşlar gibi konacak."

(Syf 66)

RÜŞTÜ’YE DAİR

Rüştü ölmüş.. Öldü diyemiyorum. Bundan bir ay önce İstanbul sokaklarında kol kola gezdiğim; birkaç gün evvel de yakında bir şiir kitabının çıkacağını müjdeleyen mektubunu aldığım Rüştü’nün bu vakitsiz ölümüne kendimi inandırmak kolay olmayacak.

Rüştü Onur Rüştü benim için şiirlerini her zaman zevkle okuduğum bir şairden ziyade, hiç çekinmeden bana derdini döken ve benim de hiç çekinmeden kendisine içimi açabileceğim; yeryüzündeki yegâne insandı. Şair Rüştü Onur’dan bahsedecek değilim; zira bu kendimden bahsetmek gibi bir şey olacak, çünkü onunla -teferruata ait bazı cihetler istisna edilirse şiir üzerinde anlaşamadığımız noktalar, yok denecek kadar azdı- bununla beraber şurasını işaret etmekten kendimi alamayacağım. Zevkine itimat ettiğim sayılı kimselerden biri olan, dostum N… bir gün şöyle demişti: “Rüştü’nün şiirlerinde Sabahattin Kudret’in son şiirlerini hatırlatan bir sıkıntı var.” Evet, Rüştü’nün hemen bütün şiirlerinde bir sıkıntı vardır; lâkin bunun mahiyeti; S. Kudret’in şiirlerinde sezilen sıkıntıdan apayrıdır. Şöyle ki: S. Kudret’in şiirlerinde, bir büyük ve kalabalık şehirde yaşamaktan bıkmış insanların âdeta, can çekişen aristokrasinin cılız bir nefesinden başka bir şey olmayan ve ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette bulunan M. de Cointré’nin sıkıntısı vardır. Hâlbuki Rüştü’nün şiirlerinde, insanları yorulmadan, sokakları yoruluveren ve günleri birbirine benzeyen bir küçük şehrin, yeknesak hayatından kurtulmak için çırpınan ve haddizatında güzel olan yaşamaktan nasibini almak arzusuyla, mütemadiyen mesut insanlarla dolu mesut memleketlere firar etmeyi düşünen insanların haletiruhiyesi vardır. Rüştü ölmek değil yaşamak istiyordu.

***

Rüştü ölmüş…Demek ben artık, Rüştü gelirse; şöyle yaparız, böyle yaparız, diye hülyalara dalamayacağım. Demek artık, bir zamanlar baş başa tasarladığımız yarına ait o güzel projelerden hiçbiri tahakkuk etmeyecek. Demek artık, bu şehrin caddelerinde dolaştığımız ve yeni yazdığımız şiirleri birbirimize okumak için deliler gibi sokaklara düştüğümüz günler, bulutu bulut, ağacı ağaç, denizi deniz olarak seyrettiğimiz saatler, sırf şiirden bahsederek sabahladığımız geceler birer hâtıra oldu.

YAŞAMAK

Ben de isterdim şüphesiz

Çiçek koparmak olsun

Bütün günahı ellerimin

Olmadı işte

Dağıttım kendimi

Ayaklarımdan

Saçlarıma varıncaya dek

Neyim varsa

Dudaklarımı

Güzel şarkılar eskitti

Ve aldı gitti ayaklarımı

Kalabalık sokaklar

(Syf 71)

ÖLDÜKTEN SONRA

Diyecekler ki arkamdan

Ben öldükten sonra

O, yalnız şiir yazardı

Ve yağmurlu gecelerde

Elleri cebinde gezerdi

Yazık diyecek

Hatıra defterimi okuyan

Ne talihsiz adammış

İmanı gevremiş parasızlıktan.

(Syf 56)

ÖLÜMÜ DÜŞÜNMEK

Mümkün mü ağlasın annem

Mezarımın başucunda

Ben sesimi çıkarmıyayım

Hayırsız bir evlat gibi

Bir bulut uçsun da

Ben başımı kaldırmıyayım

Yağmur dindikten sonra

Gezinmiyeyim caddelerde

Ah, mümkün mü bir güzel kadın

Geçsin de yanımdan

Ben seyretmiyeyim

İçimi çekerek


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.