Haftalık Bağımsız Gazete 23 Eylül 2021

Ahmet Erhan: burada gömülüdür

Usta yazar ve şairlerin eserlerinden küçük alıntılara yer verdiğimiz “Edebiyat Hayatından Hatırlamalar” köşesi bu hafta Ahmet Erhan ile devam ediyor

Ahmet Erhan: burada gömülüdür
Leyla Alp

AHMET ERHAN (8 Şubat 1958- 4 Ağustos 2013)

8 Şubat 1958’de Ankara’da doğdu. Çocukluğu ve ilkgençliği Mersin ve Adana’da geçti. Türk dili ve edebiyatı öğrenimi gördü, uzun yıllar Türkçe öğretmenliği yaptı. Adanademirspor’da futbol oynarken ağır bir sakatlık geçirmesi üzerine şiire yöneldi.

Hayatının büyük bölümünü Ankara’da geçiren Ahmet Erhan, daha sonra İstanbul’a yerleşti. İlk şiirleri 1976 yılında dergilerde yayımlanmaya başladı. Yazdığı şiir kitapları ve aldığı ödüller şunlardır: Alacakaranlıktaki Ülke (1981, Behçet Necatigil Şiir Ödülü), Akdeniz Lirikleri (1982), Yaşamın Ufuk Çizgisi (1982), Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin (1984), Sevda Şiirleri (1984), Zeytin Ağacı (1984), Kuş Kanadı Kalem Olsa-Toplu Şiirler (1984), Ölüm Nedeni Bilinmiyor (1988), Deniz, Unutma Adını (1992, Yunus Nadi Şiir Ödülü), Öteki Şiirler (1993), Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi (1996, Cemal Süreya ve Halil Kocagöz Şiir Ödülleri), Resimli “Ahmetler” Tarihi (2001), Ne Balık, Ne De Kuş (2002), Kaybolmuş Bir Köpek İlânı (2004, Yunus Nadi Şiir Ödülü), Şehirde Bir Yılkı Atı (2005, Behçet Aysan Şiir Ödülü), Buz Üstünde Yürür Gibi (1976-2006, Seçme Şiirler), Sahibinden Satılık (2008, Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü). Ahmet Erhan’ın  ayrıca Köpek Yılları (1988) isimli hikâye ve Ankara-İstanbul Karatreni (2001) adlı deneme kitapları da bulunuyor.

Şiirleri yabancı dillere de çevrilen ve 2005 yılında bütün eserleri için Dyonisos Onur Ödülü’ne layık görülen Ahmet Erhan, 2013 yılında 55 yaşındayken gırtlak kanseri nedeniyle yaşama veda etti.

Ahmet Erhan’ın Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yayımlanan “burada gömülüdür” şiir kitabından birkaç şiiri okurlarımızla paylaşıyoruz.

bugün de ölmedim anne

Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım

Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum

Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum

Bugün de ölmedim anne

Kapalıydı kapılar, perdeler örtük

Silah sesleri uzakta boğuk boğuk

Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük

Bugün de ölmedim anne

Üstüme bir silah doğruldu sandım

Rüzgar, beline dolandığında bir dalın

Korktum, güldüm, kendime kızdım

Bugün de ölmedim anne

Bana böylesi garip duygular

Bilmem niye gelir, nereye gider?

Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar

Bugün de ölmedim anne.

 (Cilt 1 Syf 47)

sıkıntı

Yağmur eritti, yüzümü

Bu dünyada bir yürek kaldım

Acılar burdu düşlerimi

Kanıksar oldu ölüm denen şey

Şaşırdım, ürktüm ağladım.

Bu iş de burada biter

Yarın bir bilet almalıyım

Nerede olursa olsun diyerek

Geceyarısı kayıp giden trenler

Uykularımda koca bir engerek

Kendimi ölümün olmadığı

Bir dünyada bulmalıyım

Yorgunluğumu, tedirginliğimi

Boynumdan bir kement gibi çıkarmalıyım.

Yağmur eritti elimi, yüzümü

Bu dünyada bir yürek kaldım.

 (Cilt1 Syf 70)

kalıt

Kalırsa bir soru kalır benden

Yanıtı var mıdır bilmem?

Denizine, göğüne, toprağına

Uçanına, kaçanına bu dünyanın

Kalırsa bir soru kalır benden

Ölüm gelir, gün akşama kavuşurken

Neyi ararım ben, neyi bulurum?

Taştan taşa, düşten düşe sekerek

Enginleri aşa da, sığda boğulurum

Kalırsa bir soru kalır benden

Yanıtı var mıdır bilmem?

Yazar elim upuzun bir şiir

Söyler dilim içli bir türkü

Kalırsa bir soru kalır benden

Gökte yıldızdır o, toprakta gömü.

Kalırsa bir soru kalır benden

Bir de üç beş şiir, iyi kötü

(Cilt 1 Syf 159)

şair olmak zarar ömüre

Şiirler yazdım, türküler söyledim

En çok birilerini sevdim en çok

Aynalara sürdüm yüzümü olur olmaz yerde

Dişimi çiçeklerle biledim

Yorgunum diyorsam da inanma, değilim

Yaşarım daha yıllar yıllar

Ellerim hep böyle yaramın üstünde

Acının tarihini düşerim

Işık karanlıktır nice

Ayırabilirsen ayır elin erdiğince

Ben bildiğimi söylerim

Şair olmak zarar ömüre...

 (Cilt 1 Syf 257)

Ölmek yasak

Yaşamak, yeni bir emre kadar yasaklanmıştır. Bundan böyle kimse soru sormayacak. Şairlerden ve peygamberlerden çekmediğimiz kalmadı bunca yıl, başımıza gelmedik bela…

Tarih konuşuyor, dinleyin! Kapılar sürgülenecek ve özellikle geceleri kimse sokağa çıkmayacak. Gelecekten ve güzel günlerden söz etmek serbesttir; ancak, simge olarak “güneş” kullanılmayacak. Herkes kimlik kartına, kullanıldığı maske sayısını da eklesin. Çünkü her biri için tarafımızdan vergi iadesi uygulanacak.

Şair konuşuyor:

– Ölmek, yeni bir emre kadar yasaklanmıştır!

(Cilt 1 Syf 329)

eylüldür

Eylüldür. Yedi dağın ardında acı yürür.

Yağmurlar yağar bakıra çalan göğün altında

Çağın aynalarında yurdumun yüzü durur

Eylüldür. Bir güvercin fırtınası dallarda.

Yalnızlığın koro halinde yaşanmışlığı vardır

Birahanelerde öğrenciler, bin türlü yaralarıyla,

Elleri titrek, başları önlerine düşmüştür

Eylüldür. Mor bir ayışığı akar dışarıda.

Geceler nasıl bu kadar uzun sürebilir?

Yastıklara gözyaşıyla bir dünya çizerim

Alnımı duvara yaslayıp oturduğum da olur

Işığı yakmaya korkarım, dikkat çekmemek için.

Eylüldür. Suda, toprakta cemreler ölür

Yurdumdan haber götürür dünyaya kuşlar

Acıdır bize kalan, mutluluk değil

O son insan da bir gün gülünceye kadar…

 (Cilt 1 Syf 353)

iki köşeli yalnızlık

Gökyüzüne asılı kalmış bir yankı

Arıyor kendisini bırakan ağzı

Yeniden, yeniden sesini bulmak için

İki köşeli yalnızlığın bir ucunda sen, bir ucunda ben

Birleşip ayrılıyor çizgilerimiz

Hangi boyuttan koparılmıştık ki biz

Anı bile yok, ses, koku bile

Bir elin yazdığını öteki el karalıyor sanki

Silgiler hatırlıyor, kalemler unutuyor bizi...

 (Cilt 2 Syf 73)

yarasa’nın 21 şiiri

2

Bütün aşkların çoğul çıktı

Neden ve nasılsa

Bir sevenimi aradım

O derin ücralarda. Yoktu.

Konuştular. Onlar hep konuşurlar

Çoktular

Kum tıkadım kulaklarıma

Bütün aşklarımı yalnız bıraktım

Kendi çoğulluğumda…

5

Işığım beni bıraktı artık

Ateşböcekleri topladım karanlığıma.

11

Beni yalnızlığımla vurdular o gece vakti

Kalbimi su ile yuğdular o gece vakti

Öldüğümü bile söylemediler

Bedenime sözüm vardı bir şafak üzre

Alnımı kumla ovdular o gece vakti

14

Ne kadarsan öyle gel

Kabûlüm.

Sayım suyum çok

15

Ben öleyim ücralarda

Ey şehir uleması

Siz tıpış tıpış yaşayın!

19

tanrım, çayı demledim…

daha önce hiç bu kadar ölmemiştim.

(Cilt 2 Syf 173-177)

uçurumlar

Yatıya kaldı ömrüm olmadık acılarda

Yorgan döşek

Anladım ki şu dünyada

Damarlarındaki kana daha ziyade şeyler de eklemek gerek

Kalbim uyuzgezer sanrılarda

Boğuntulu camlarda tütsülenir durur

Nedir nedendir çok mu kötüdür

Arasıra tökezlemek ve diklenmek pahasına

Ancak uçurumlar elverir bana..

(Cilt 2 Syf 317)

sonun sonsuzluğu

Bir gün gelir de

Ölüme yenilirsem eğer

-Yenileceğim demiyorum

Yenilirsem eğer-

Deyin ki, erlerindendi

Eşit olmayan bir savaşın

Kılıcı sözcüklerdi

Kalkanı sevgiler…

(Cilt 1 Syf 301)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.