Haftalık Bağımsız Gazete 19 Temmuz 2018

Dünya Kupası çocukluktur


Bağış ERTEN

Bağış ERTEN

Okunma 29 Haziran 2018, 08:58

Herkes aynı soruyu soruyor. Dünya Kupası eski tadında mı? Kalite iyi mi? Takımlar seyredilesi mi? Yıldızlar eskisi gibi etkileyici mi? Pek çok cevabı var. Bayılanları da görüyoruz, sıkılanları da... Her maçın tadına varan da, büyük maçlardan olmadan ucundan tutmayan da... Ama ilginçtir bu tepkiler neredeyse yaş gruplarına göre ayrılıyorlar. 20’li yaşların beğendiği başka, 30’lardakinin başka, 40’ındakiler, 50’sindekiler bambaşka. 

Çünkü Dünya Kupası’nın çok net bir gerçeği var. Geçmişteki kupalar hep en unutulmaz olanıdır. Daha önce 8-10 Dünya Kupası izlemiş olsanız da, bu henüz dördüncü kupanızsa da durum aynı. Eskiler hep unutulmazdır ve bugün ne oynanırsa oynansın, ondan daha iyi olan bir kupa vardır. İşte bu nedenle bugünkü asla gelmiş geçmiş en iyisi olamaz. Olsa bile bugün onu söylemeyiz. Üstüne zaman geçmesi, demlenmesi gerekir. Şarap gibi yıllanacak ki o zaman anlayalım değerini. Neden böyle peki? Futbol nostaljisinin en fazla zuhur ettiği alan olarak Dünya Kupası niye sürekli geçmişe referansla anılıyor?

1982 Dünya Kupası. İlkokula yeni başlamışım. Görüntü net değil. Futbol güzel ama maçlar flu. Yarı finalde Platini elendi diye üzülüyorum. Ama o kadar da değil. O muhteşem Zico’lu, Socrates’li Brezilya’yı o kadar keşfetmemişim henüz. İzliyorum ama kayıtsızlıkla. Maradona daha tıfıl bücür. Finalde evde misafir var. Antonioni’nin golden sonraki sevinci ve Breitner’ın penaltısı dışında hafızada başka kayıt yok. 

Ama 1986 Dünya Kupası öyle mi? Bütün hazırlıklar tamam. Bir duvar Platini, bir duvar Maradona. Aylar öncesinden hazırım. Halit Kıvanç programlarındaki bilgiler ezberlenmiş, gazeteler yutulmuş, eklerdeki istatistikler kesilmiş , dosyalanmış. Küçük ekran Hitachi televizyonda her maç her karesiyle zihnime yazılıyor. Meksika-Paraguay maçında penaltı kaçıran Hugo Sanchez mesela. Ya da Sovyetler’in Macaristan’ı ezip geçmesi. Maradona’nın İtalya maçındaki dokunmatik golü. Butragueno resitali. Scifo’nun Belçikası. Negrete’nin ‘makas’ golü. Francescoli’nin havalı yürüyüşü. Sonra Tanrı’nın eli, Almanların Platini’mi finalden edişi, Maradona’nın Belçika resitali ve son sahne. Yoğun markaj altındayken Maradona’nın tek dokunuşuyla Burruchaga’nın gole gidişi. 

 “Kuppa Meksiko” diye sözleri olan özet program jeneriği bile aklımda. İlk aşk gibi bir şey bu. Futbolu sevme anı. 

İşte bu yüzden çocukluk kupalarının eşi benzeri yok. Herkes çocukluğunu unutamadığı için en çok o kupayı seviyor. Kaliteymiş, mücadeleymiş, hepsi sonra geliyor. Nasıl ki bazı tatlar, kokular unutulmaz; büyüdüğünüz mahalleye gittiğinizde içinizde bir şeyler ürperir. İşte öyle bir şey o dünya kupaları. Okul bitmiş, tatil başlamış ve karnavalın ortasına düşmüşsünüz. Üstelik yapacak hiçbir şey yok! Bundan daha güzel bir kupa seyretme atmosferi olabilir mi?

İşte bu sayede 1994 ABD gibi feci versiyonları da unutulmaz oluyor, 1978 Arjantin gibi kirli versiyonları da... Önemli olan bir denk gelme hadisesi. Fazlası değil. Düşünüyorum da, bugün iş-güç koşturmasında araya maçları sıkıştırmak için biz helak olurken, 11 yaşındaki bir çocuk için onca maç bile yetmiyordur. Afiyet şeker olsun hepsine...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.