Haftalık Bağımsız Gazete 24 Eylül 2020

Dinlemek ve Anlamak


Banu YELKOVAN

Banu YELKOVAN

Okunma 07 Ağustos 2020, 08:06

Herkesin bir ağızdan konuştuğu, kimsenin kimseyi anlamadığı bir dönemde, en ihtiyacımız olan şey dinlemek olabilir.

Geçen gün uzun zamandır görüşemediğim birkaç arkadaşımla, tabii ki açık havada ve tabii ki sosyal mesafeli, bir araya geldim. Herkes heyecanla sohbet ediyordu. Bir noktada şunu fark ettim ki aslında yaptığımız şey sohbet etmek değil, boş bulduğunda araya girmek ve kendi söylemek istediğini söylemekten ibaret. Bu durumda sokağa çıkma yasaklarının hemen ardından buluşmamızın ve herkesin anlatacaklarının birikmesinin bir payı elbette olabilir ama karşıdakinin ne söylediğinin çok da önemi olmayan, herkesin kendi söylemek istediğinin peşine düştüğü ve bunu yapmak için boşluk kolladığı bu iletişim biçiminin sadece bizim gruba has olduğunu iddia etmek büyük haksızlık. En kibar olanların kendi sıraları gelene kadar sabırla bekleyenler olduğu, sonrasında da “Ama ben senin sözünü kesmeden dinledim” diye kendi konuşma sürelerini koruduğu bu sohbetler çok tanıdık değil mi?

 'Söz gümüşse sükut altındır' derlerdi bir zamanlar ama zamanlar değişti. Amerikalı yazar Simon Sinek, "Dinlemek yetmez, odada en son konuşan insan olmayı öğrenin” tavsiyesinde bulunuyor yöneticilere bir konuşmasında: “En iyiniz önce kendi anlatıp, sonra ‘Sen ne düşünüyorsun?’ diye soruyor ama bu yetmez. Önce susun, insanlara söz verin, konuya kendi katkılarını yapsınlar, o esnada kendi düşüncelerinizi kendinize saklayın. Önce anlamanız lazım. Sadece söylenenleri değil; neyi neden söylediklerini, sahip oldukları fikirlere neden sahip olduklarını bile anlamaya çalışın." diyor.

 İnsanlar o kadar dinlemiyor ki konuşmakta olan kişinin sözü bir vesileyle bölündüğünde, diyelim birinin telefonu çaldığında ya da garson geldiğinde, sadece bir dakikalık bir ara sonrası bile "Ne konuşuyorduk?" sorusuna cevap gelmiyor. Herkes en son hatırladığı noktadan, şunu demiştik, bunu demiştik diye bölük pörçük bir akış oluşturmaya çalışıyor, en sonunda konuşmakta olan kişi, kendi ne söylediğini muhtemelen en çok kendisi dinlediğinden "Hah" diyor ve kaldığı yerden devam ediyor. Ya da ‘Neyse’ denip başka bir konuya geçiliyor.

 Bir de yarışmacı sohbetler var tabii. Kendiniz hakkında ilginç bulduğunuz ya da başınıza gelen bir şey anlatmaya kalkıyorsunuz, hemen "O da bir şey mi asıl ben..." hikayesi geliyor karşıdan. Kabul, siz bir şeyler anlatırken karşı taraf zihnini kontrol edemiyor, sizin söyledikleriniz onun aklına bir şey getiriyor olabilir ama... Konuşmak sonunda birinin kazanacağı bir yarışma değil ki?

 İnsanlar ne sohbeti bilmedikleri gibi tartışmayı da bilmiyor. Tartışmak kavga etmek değil. Kafanızdaki düşünceyi, net bir argümanla ortaya koyduğunuz, kendi iddianızı çeşitli düşünce ve kanıtlarla desteklediğiniz, karşı tarafın da buna karşılık kendi argümanlarını yine çeşitli kanıtlarla ortaya koyarak bir anti-tez oluşturduğu ve sonunda da bir kişinin diğerini ikna ettiği bir konuşma biçimine ‘tartışma’ deniyor. İyi tarafı şu: Karşıdakinin söylediklerini çürütme amacıyla da olsa içinde bir dinleme ve anlama çabası var, kendini doğru ifade edebilme ve düşüncelerini farklı kanıtlarla destekleme eylemi var. İyi de kimin kime verecek o kadar vakti var?

 Son dönemde ‘aktif dinleme’ diye bir kavram öne çıkıyor. Aslında aşamalar basit: İlk adım, dikkati yöneltmek. Zihnin oradan oraya savrulmaya ne kadar meraklı bir yapısı olduğunu bildiğinizde ne kadar zor olduğu ortada. İkinci aşama, dinlediğini anlamak. Anladığın anda, daha doğrusu anladığını sandığın anda cevap vermemek. Çünkü o, aslında yargı dağıtmaya başladığın an. "Ha bunu dedi, demek ki böyle" diye bir noktaya geldiğinizde oradan çıkmak zor, o noktayı ertelemek lazım. En önemli aşama karşıdakinin neyi neden söylediğini anlamak olduğu için, cevap vermeden önce, karışık bir şekilde ifade edilen, bazen birbirinden tutarsız fikirleri aklınızda tutmak; Çünkü sıra size geldiğinde bunlara dayanarak bir cevap kurgulayacaksınız. Onun sözleri bittiğinde bir es vermek, bir düşünmek, duyduklarınızı sindirmek lazım... Sonraki adım, ‘Doğru mu anladım?’ noktası. Sen tüm söylenenleri kusursuz anladın diyelim ki mümkün değil ama öyle diyelim, e karşı taraf eksik anlatmış olabilir, kendini istediği şekilde ifade edememiş olabilir. Dinlemede cömert olmak, ne anladığını anlamak için sorular sormak şart. Sonra anladığını şeyi kendi kelimelerinle özetlemek aşaması geliyor. En sonra kendi düşündüklerini söyleyeceksiniz.

 Neden her konuda kendimizi anlaşılmamış ya da yanlış anlaşılmış hissetmemiz, konuşarak pek bir yere varamayışımız tam da bundan işte. Her konuda. Sürekli.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.