Haftalık Bağımsız Gazete 24 Temmuz 2021

Türkiye “su fakiri” olur mu?

Kuzey Ormanları Savunması ve Türkiye Ormancılar Derneği, “Kuraklık ve Su Krizi Çalıştayı” düzenledi. Su sorununun ve iklim değişikliğinin detaylıca tartışıldığı çalıştayda öne çıkan ise Türkiye’nin yakın gelecekte su fakiri bir ülke konumuna düşeceği oldu

Türkiye “su fakiri” olur mu?
Erhan DEMİRTAŞ

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre, barajlardaki su seviyesi 8 Ocak'ta yüzde 19,16'ya kadar inerken, ocak ayında etkili olan yağışlar sayesinde İstanbul’a su sağlayan barajlardaki doluluk oranı yüzde 40’ın üzerine çıktı. Ancak uzun vadede bu seviyenin yeterli olmadığı tartışılıyor. Yine İSKİ verilerine göre, barajların doluluk oranı son on yılın en düşük seviyelerinde seyrediyor.

Gün geçtikçe şiddetlenen su krizi karşısında kamuoyunu bilgilendirmek ve gerekli eylem planlarının yapılarak uygulanmasını sağlamak amacıyla Kuzey Ormanları Savunması ve Türkiye Ormancılar Derneği “Kuraklık ve Su Krizi Çalıştayı” düzenledi. Çevrimiçi gerçekleştirilen çalıştayın birinci oturumunda iklim değişikliği ve kuraklık sorunu tartışıldı.

“İKLİM DEĞİŞİYOR”

İlk sözü alan Prof. Dr. Murat Türkeş, dünyada yağışlarda artış yaşansa da Türkiye’de tam tersi bir şekilde kuraklığın arttığına işaret etti. Türkiye’deki tropikal gün sayısının da daha sık yaşandığını ifade eden Türkeş, “Türkiye’de sıcak hava dalgalarının arttığını gözlemliyoruz. Geceler daha sıcak geçiyor. Son 30 yıl öncesi iklimi ile şu anki iklimi arasında çok belirgin bir fark var. Sıcaklık rejimi açısından yeni bir iklimin ortaya çıktığını söylemek bu anlamda yanlış olmaz. Tropikal sıcaklık rejimine geçtiğimize ilişkin istatiksel sonuçları da görebiliyoruz. 1990’lı yıllardan itibaren Türkiye’de rekor yüksek sıcaklıkları arttı. Kentsel ısı adalarının doğrudan ürettiği enerjinin katkısıyla tropikal gece hava sıcaklıklarında Türkiye’nin büyük bir bölümünde çok kuvvetli bir artış eğilimi var.” dedi. 

“TÜM CANLILARIN SORUNU”

Türkeş’ten sonra söz alan Prof. Dr. Doğanay Tolunay da su sorunun sadece insanları ilgilendirmediğini ve tüm canlılar için bir problem olduğunu vurguladı. Türkiye’de su sorununun “musluktan su akmayacak mı?” sorusu gündeme geldikten sonra tartışıldığını ifade eden Tolunay, şu değerlendirmelerde bulundu: “Türkiye’nin biyo-çeşitliliğiyle hep övünürüz ama sulak alanlar kurursa bu çeşitlilik zarar görecek. Bu sulak alanların kuruması demek canlıların da ölmesi demek. İnsan kendi eliyle doğayı tahrip ediyor. Özellikle hatalı dere ıslahları hem selleri hem de kuraklığı artırıyor. Dereler kurursa balıkların göç yolları da etkilenecektir. Akarsular denizlere oksijen ve organizma taşır. Kuraklık olursa bu da azalır. Tuzlu su, nehir ağızlarından girerek tatlı su alanlarındaki tuz oranının artmasına neden olur.”

Kuraklık ile orman yangınları arasında paralel bir artış yaşandığına da dikkat çeken Tolunay, “Kuraklık ile birlikte ağaçlar yapraklarını daha sık dökmesini ve zeminde kuru yaprakların artmasına neden olur. Bu da orman yangınlarını daha çok görmemize sebep oluyor. 2020 yılında da önceki yıllara göre daha fazla orman yangını çıktığını görüyoruz. Dere yataklarının maden sahası ilan edilmesi ve hafriyat dökülmesi, iklim değişikliğiyle birlikte artan şiddetli yağışlarla sel riskini de artırıyor.” dedi.

Yıllık su bütçesi planlarının yapılması gerektiğini söyleyen Tolunay, şöyle devam etti: “İstanbul nüfusu artarsa her gün 190 litre suya daha ihtiyacımız olacak. İstanbul’un nüfusu 25 milyon kişi olursa iklim değişikliğiyle birlikte Melen Havzası’nı da yapsanız faydası olmayacaktır.”

“SU FAKİRİ OLACAĞIZ”

Çalıştayın ikinci oturumunda söz alan Türk Tabipler Birliği Halk Sağlığı Kolu’ndan Ahmet Soysal da Türkiye’nin yakın zamanda su fakiri konumuna düşeceğini ifade ederek şu bilgileri paylaştı: “Şimdiki durum daha küçük görünebilir. Türkiye son 40 yıl içerisinde üç Van Gölü büyüklüğüne denk gelen 1 milyon 300 bin hektarlık sulak alanını kaybetti. Türkiye, ‘küresel iklim değişikliği’ ile ilgili tüm uluslararası yasal sorumluluklarını yerine getirmelidir. Ülkenin tüm su toplama havzaları hiçbir şekilde tartışmaya neden olmayacak bir biçimde imara ve madenciliğe kapatılmalıdır. Su, temel bir insan hakkıdır. Kişi başına yeterli ve düşük ücretli su sağlandıktan sonra tasarruf çağrıları yapılmalıdır.”

“SU YASASI ÇIKARILMALI”

Soysal’dan sonra Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesinden Doç. Dr. Sevim Budak söz aldı. Küresel iklim değişikliği nedeniyle, nüfusu gittikçe artan metropollerde su ihtiyacı ile kullanılabilir su miktarı arasında büyük bir dengesizlik ortaya çıktığını söyleyen Budak, şu bilgileri paylaştı: “Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün yayınladığı rapora göre, 2040 yılında dünyada ciddi su kıtlığı yaşanacak. Raporda; tarım, hayvancılık ve sanayi değişkenlerini de içeren, dünyanın en yüksek su kıtlığı çekecek olan ülkeler sıralaması da yapıldı. Bu sıralamada ilk sırayı Bahreyn ile genellikle Orta Doğu ülkeleri alırken, Türkiye en yüksek su kıtlığı çekecek olan yirmi yedinci ülke konumunda yer alıyor.”

Su sorunun ileriki yıllarda ciddi bir kriz haline gelmemesi için Su Yasasının çıkarılması gerektiğini vurgulayan Budak, “Suya erişimi kolaylaştırırken su tüketimini artıracak popülist söylemlerden kaçınmak gerekiyor. 2030 yılında ciddi bir güvenlik sorunu haline gelecek su krizi ile karışılacağız.” dedi.

Çalıştayın son oturumunda Kuzey Ormanları Savunmasından çevre mühendisleri Onur Küçük ve Esra Balbay söz aldı. Küçük, Kuzey Ormanları sınırları içerisinde yer alan su kaynakları hakkında bilgi paylaşırken, Balbay da son yıllarda yer altı ve yer üstü su kaynakları üzerinde oluşan tehditlerden söz etti.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.