Haftalık Bağımsız Gazete 19 Temmuz 2018

İstanbullunun havayla imtihanı

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ile İstanbul'un havasınını ve yeni kitabını konuştuk

İstanbullunun havayla imtihanı
Erhan DEMİRTAŞ

İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun yeni kitabı ‘Afet Affetmez’ okurlarla buluştu. Yıldırımdan nasıl korunuruz? Yağışlar neden arttı? Dolu kışın mı yağar yaz aylarında mı? Selden nasıl korunuruz? Bu soruların cevabını meraklılarıyla buluşturan Kadıoğlu ile son dönemde şiddetini arttıran yağışları, su baskınlarını ve İstanbul’da bizi nasıl bir yaz mevsiminin beklediğini konuştuk.

“BİLGİLİ OL, KURBAN OLMA”

Öncelikle kitaptan başlayalım. Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Çok sıcak ve nemli olan bunaltıcı havalarda deprem bekler, karıncadan bulutlara değişik işaretlere bakarak deprem tahmini yapar olduk. Alt geçitlerde biriken sel sularında yüzerken poz verenlerin sayısı da artıyor. Dışarıda hortum ya da saçlarımızın dikleştiğini görünce hemen çekim yapmaya kalkıyor, yıldırımdan korunmak için sadece bildiğimiz duaları okuyoruz ama fiilen yapmamız gereken başka hayati şeyler de var. Mesela yıldırım nedir? Yıldırımdan nasıl korunur? Hala bunları bilmiyoruz. Geçen yıl dolu yağdı ve insanlar arabalarının üstüne çıkıp araçlarını koruyordu. Ama o an yıldırım da çarpabilir. Sağanak yağış sırasında hele de gök gürültüsü varsa dışarı çıkmamak gerek. Bu konuda eğitim alanında zaten zayıfız. Eğitim zayıf olunca da toplumsal olarak bilinçsiz davranıyoruz. Ben de birilerinin işine yarar diye yazdım bu kitabı.

Bilimsel verilerle açıklanan konularda hala şehir efsanelerine inanılıyor.

Evet, doğru kaynak olmadığı için insanlar şehir efsanelerine inanıyor. Sosyal medyada da çok soru geliyor bana. Aslında insanlar merak ediyor ama hali hazırda bilgi boşluğu var. Ama yine de okumuyoruz. Hala anlatılmasını istiyor insanlar. Ama ben okurlarıma ‘bilgili olsunlar ki kurban olmasınlar’ diyorum.

Kitapta “afetten nasıl korunulur” gibi soruların cevabını veriyorsunuz sanırım…

Evet, depremden başladık. Sonra sel, dolu, iklim değişikliği gibi konuları ele aldım. Ekoloji günahlarımız neler? Bunun cevabını vermeye çalışıyorum. Yıldırım ve dolu yeni bir şey değil. Ezelden beri yaşanan doğa olayları bunlar. Ama iklim değişikliği nedeniyle son zamanlarda daha fazla yaşamaya başladık.

“İSTANBUL’UN ALTYAPISI ESKİYE GÖRE”

Normal bir doğa alayı İstanbul’da bir felaket olarak karşılanıyor. Abartılıyor mu sizce?

Dolu yağışı çok garipseniyor mesela. Dolunun kış aylarında yağdığını sanıyoruz. Ama bu doğru değil, dolu tam da yaz aylarında yağar. Aşırı yağış doğa olayı ama sel insanların hatasından kaynaklanan bir şey. Her 5 kişiden 1’i İstanbul’da yaşıyor. Nüfus bu kadar kalabalık olduğu zaman sorunlar da o kadar çok oluyor. Dolu yağacak diye haber yapılıyor  ve herkeste bir telaş başlıyor. Geçtiğimiz hafta otoparklarda yer kalmadı. Bir de millet gitti alt geçitlere park etti. Ama orayı da su bastı. Vatandaş doludan kaçarken sele tutuldu. Bu da bilinçsiz olduğumuzun başka bir kanıtı. Yoğun yağışlarda alt geçitlerde bulunmamayı ya da arabayı park etmemeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Yeşil alanlar da giderek azalıyor. Su baskınlarının bunda etkisi nedir?

Eski yapılar çok tabii İstanbul’da ama kentin altyapısı da eski iklim koşullarına göre. Nüfusla beraber yağışlar da arttı ve şiddetlendi. Yolların buna göre dizayn edilmesi gerekiyor. Mazgalların daha da büyük olması gerekiyor. Toprak kalmadı her şeyden önce. Suyu emecek alan kalmadı. O zaman da olmayacak seller yaşanıyor. Bakıyorsunuz cadde boyunca yağmur suyu dere gibi akıyor.

Önlem alınıp etkisi azaltılacak her doğa olayına afet denilmeye başlandı. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Afet demek belli başlı yöntemlerle doğa olayıyla baş edememek demek. Ama yaşadığımız birçok şeye afet demek doğru olmaz. Arnavut kaldırımını kaldırıp asfalt yaparsanız su baskınlarının önüne geçemezsiniz. Şehir ve alt yapı planlamaları da ezbere yapılıyor. Sel öncesi ne yapmak lazım? Kaç çeşit sel vardır? Tamam bunları anlatıyorum ama İstanbul’da sel olayına taşkın deniliyor. Ama taşacak nehir yok ki. Aslında taşan dere değil biziz.

“GÖK GÜRLERSE DIŞARI ÇIKMAYIN”

Geçtiğimiz yıl çok büyük bir felaket yaşandı. Şimdi herkes dolu yağdığında geçen yılı hatırlıyor…

17 Ağustos gece olduğu için insanlar da sanıyor ki deprem gece olacak. Geçen yıl da çok yoğun bir dolu yağışı oldu ya vatandaş sanıyor ki her zaman öyle olacak. Bu kötü deneyimden kaynaklanıyor. Daha kötüsü de olabilir, bu mümkün. Ama her seferinde de aynı yağışla karşılaşacak durumda değiliz. Dolu bir de çok lokal bir yağış. İstanbul bir uçtan diğer uca 160 kilometre. Tüm İstanbul’da aynı anda yağar diyemeyiz. Bunun çözümü sigorta yaptırmak. Arabanızı sigortalatacaksınız ve dertten kurtulacaksınız.

Son verilere göre; yıldırım çarpmasından ölenlerin sayısı sel nedeniyle hayatını kaybedenlerden daha fazla.

Gök gürlüyorsa bu bizim için bir uyarıdır aslında. İnsan vücudu geçirgen bir yapıya sahip. Önemli olan dışarda bulunmamak. Ağaç altına girin diyorlar ama bu da çözüm değil. Bazen yıldırımlar açık olan pencereden bile etki edebiliyor. Yıldırım her zaman en yüksek yere düşmez.

“ISI ADALARI MİKRO İKLİMİ ETKİLER”

Çok tartışılan başka bir konu da kentsel ısı adaları. Yağışların artmasında bunun etkisi var mı?

Gökdelenler, asfalt yüzeyler mikro iklimi etkiliyor. Ama Kadıköy ya da Üsküdar’da yağan yağmur burada oluşmuyor ki. Bursa’dan gelen hava dalgası İstanbul’da yağışa neden oluyor. Ama şöyle bir etkisi var; beton yüzeyler sıcak hava dalgasını arttırır. Gökdelenler çoğaldı diye daha fazla yağmur ve dolu yağıyor diyemeyiz. Ama hakim rüzgar yönünü kesiyor, ayrıca hava kirliliğini arttırır diyebiliriz. Bütün bölgeyi etkileyecek bir durum söz konusu olamaz. Bir de gece sıcaklıklar düşmüyor. Son yıllarda yapılan araştırmaya göre gece sıcaklıklarının ciddi oranda yükseldiği görülüyor. Bu da bizi daha da bunaltıyor.

Kısa süreli ve şiddetli yağışlar çok sık görülmeye başlandı. Bunun nedeni nedir peki?

Çok ciddi etkilediğini söyleyemesek de iklim değişikliğinin etkisi var. Ama iklim normalken de yağıyordu.

Hava tahminleri bazen yanıltıyor. Neye ve kime inanmak lazım?

 Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün tahminleri baz alınmalı. Artık hemen hemen herkes akıllı telefon kullanıyor. Hava tahminlerini veren uygulamalar da var. Yağmur mu yağacak? Fırtına mı kopacak? Nem oranı kaç olacak? Bütün bunları öğrenmek mümkün artık. Ama tahminler 24 saat için geçerlidir. Siz pazartesi dolu yağacak dersiniz ama salı günü yağarsa bu yanıldığınızı gösterir. Bir de tahminlerde metrekareye düşecek yağış miktarı bilgisi verilmiyor. Oysa bu önemli bir detay.

ÖĞRENMEKTE FAYDA VAR!

Kadıoğlu’nun kaleme aldığı Afet Affetmez kitabında şu soruların cevapları yer alıyor:

•Afetler ne kadar “doğal” ne kadar “doğal” değildir?

•Afetler onları unuttuğumuzda mı ortaya çıkar?

•Deprem bulutlardan, karıncalardan filan tahmin edilebilir mi?

•Depreme hazırlıklı olmak için neleri öğrenmeli ve yapmalıyız?

•Yürüyerek ya da otomobille sel suyuna girilir mi?

•Sellerin neden olduğu tehlikeler nelerdir?

•Sellerden korunmak için neler öğrenmeliyiz?

•Sıcak ve soğuk hava dalgalarından korunma yöntemleri nelerdir?

•Rüzgâr fırtınası ve hortumlarından korunma yöntemleri nelerdir?

•Yıldırımlardan korunmada 30/30 kuralı nedir?

•Küresel iklim değişikliğiyle mücadelede biz ne yapmalıyız?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.