Haftalık Bağımsız Gazete 25 Eylül 2018

Havamız bozuldu!

Uzmanlar, son yıllarda solunum rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısında artış yaşandığına dikkat çekiyor

Havamız bozuldu!
Erhan DEMİRTAŞ

Kadıköy Belediyesi’nin ikincisini düzenlediği Çevre Festivali’nde öne çıkan konulardan biri de hava kirliliği ve kirlilikle mücadele etmenin yöntemleri oldu. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun düzenlediği “Hava Nasıl Buralarda?” panelinde hava kirliliği ve  havadaki kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki  etkileri tartışıldı. Moderatörlüğünü  Doç.Dr. Osman Elbek ve Buket Atlı'nın yaptığı panelde Türk Tabipleri Birliği adına Doç.Dr. Gamze Varol, Tema Vakfı adına Özlem Katısöz, Türk Toraks Derneği adına Yrd. Doç.Dr. Nilüfer Aykaç ve Türk Nöroloji Derneği adına Doç. Dr. Semih Ayta da sunum yaptı.

Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren Buket Atlı, Temiz Hava Hakkı Platformu’nun kuruluş nedenlerini ve çalışmalarından söz etti. Sağlıkçılar ve çevre örgütleriyle beraber ortak çalışmalar yürüttüklerini söyleyen Atlı, çevresine ve sağlığına duyarlı herkesi çalışmalarına destek vermeye çağırdı.

“HAVA HERKESE EŞİT DAVRANIYOR”

Atlı’dan sonra sözü Türk Tabipleri Birliği’nden Doç.Dr. Gamze Varol aldı. Varol, akciğer hastalıklarıyla mücadele ettiklerini ancak asıl amaçlarının hastalığa yol açan nedenleri araştırmak olduğunu ifade etti. Koruyucu hekimliğin önemine dikkat çeken Varol, “Koruyucu hekimlik uygulamalarının başında  var olan riski ortadan kaldırmak geliyor. Dolayısıyla eğer biz hastalık yapıcı etkenlerin ne olduğunu bilir, bunları tespit edebilir ve bunlarla mücadele edebilirsek, aslında pek çok sağlık sorununu ortadan kaldırmış oluruz. Bu aslında hekimlik uygulamalarının başı olmalı. Çünkü bir insan Koah hastalığı geçirdiğinde  ya da bir nörolojik hastalık; felç ve kalp krizi geçirdiklerinde onları tamamen iyileştiremiyoruz. Sadece daha iyi olma yönünde, hayatlarını devam ettirecek bir takım ilaçlar veriyoruz. Sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam önerilerinde bulunuyoruz. Ama esas olan tam da insanların hasta olmalalrını ve sağlıklarını kaybetmelerini engellemek. Yani kirli havanın temizlenmesi, temiz hava hakkının ötesinde ‘Bu temiz havayı daha da güzel nasıl yapabilirizi’ konuşmamız gerekiyor.” dedi.

Hava kirliliğinin tüm dünya için önemli bir sorun olduğunu söyleyen Varol,  hava kirliliğinin özellikle gelişmekte olan ülkeler için çok daha önemli bir sorun olduğuna dikkat çekti. Varol şöyle devam etti: “Çok zengin olabilirsiniz, alım gücünüz olabilir, çok temiz su aldığınızı, organik gıdalar tükettiğinizi düşünebilirsiniz. Buna maddi gücünüz de yetebilir, zamanınız da yetebilir bunları almak için ama maalesef hava çok eşitlikçi. Maalesef diyorum çünkü kirli havayı temizleyerek temiz hava alıp bir yerden soluma şansımız yok. Zengini de, fakiri de aynı şekilde olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla hepimizin maskelerle dolaşma şansı olamayacağı için havamıza sahip çıkmamız gerekiyor.”

 Peki hava kirli olursa ne olur?  Varol, bu soruyu ise şöyle cevapladı:

“Kirli havayı soluduğumuzda akciğerlerimizden vücudumuza giriyor. Kan dolaşımıyla temas ettiği her yerde ise olumsuz etkileri oluyor. Kalp damar sisteminde, beyin ve sinir siteminde, çocuklarda, gebe kadınlarda, büyüme- gelişme döneminde, solunum siteminde çok ciddi olumsuz etkileri oluyor. Tabii başında kanser  geliyor. Yani son dönemlerde düşünüyoruz ‘Acaba ülkemizde neden bu kadar çok kanser var?’ diye. Çokta düşünmemek lazım çünkü bu havanın kirleticileriyle su da kirleniyor. O sularla sulanmış gıdalar da tüketiliyor. Ağır metaller, cıvalar, kükürt dioksitler, ozonlar… Partikül maddenin içinde aslında normalde olmaması gereken onlarca kanserolojin madde var. Yapılan çalışmalar bunu gösteriyor. Bunların hepsini düşündüğümüzde hem hava yoluyla solunum yoluyla, yediğimiz besinlerle, hem su yoluyla içerek biz çok ciddi kirleticilere maruz kalıyoruz. Bu kirleticilerin de dediğimiz gibi vücudumuza girdiği her yerde, demin de dediğim gibi kalp damar sistemi, solunum sistemi, boşaltım sistemi, bakın ürememize  kadar,  anne karnındaki bebeğin büyüme-gelişimine kadar, bebeğin küçük kalmasına ya da büyümesi-gelişmesinin engellenmesine kadar, bir takım nörolojik hastalıklara, kalp rahatsızlıklarına kadar çok sayıda sağlık sorunun temeli. Tabii solunum hastalıklarını hiç söylemiyorum, dolayısıyla doğrudan akciğerden geçtiği için kirliği hava. Bununla mücadele etmek zor mu? Aslında hep birlikte mücadele edebiliriz.”

ENERJİ POLİTİKALARININ KİRLİLİĞE ETKİSİ

Tema Vakfı adına Özlem Katısöz de enerji politikaları ve uygulamaları konusunda fikirlerini paylaştı.Ulaşım, kentleşme, ve enerji gibi kamu politikalarının  doğrudan  hava kirliliği ile bağlantılı olduğunu söyleyen Katısöz,  kömür kullanımının hava kirliliğinde önemli bir rol oynadığını ekledi.

Türkiye’de kömür odaklı enerji politikalarını yürürlüğe konduğuna dikkat çeken Katısöz şöyle konuştu: “Enerji politikalarında Türkiye’nin en büyük, en belirleyici argümanı ‘enerjide dışa bağımlılık’. Bu bir gerçek. Enerjide gerçekten dışa bağımlıyız, enerji faturamız ithalat maliyetleri içerisinde en yükseği. Neden biz enerjide dışa bağımlıyız? Neden bu kadar para harcıyoruz enerji ürünlerine? Çünkü doğalgaz, kömür ve petrol ithal ediyoruz. Bu kaynaklarda da dışa bağımlıyız. Aslında biz fosil yakıt açısından dışa bağımlıyız ve bu da bizim enerji yapımızı belirleyen şey. Kömürü yerli kömürle ikame etmeye çalışmak yerine fosil yakıtlardan uzaklaşan, fosil yakıtlara bağımlı enerji yapımızı dönüştüren bir sistem üzerine kafa yorsak; aslında hem sağlığımız, hem su kaynaklarımız, hem de toprak kaynaklarımız açısından çok daha avantajlı bir noktaya gelebiliriz. ”

ASIL SORUN ÇOK TÜKETMEK Mİ?

Katısöz’den sonra söz alan Doç.Dr. Osman Elbek de bir anısını paylaşarak şöyle konuştu: “Yaklaşık 1 buçuk yıl önce herkesin hayali olduğu üzere Ege’nin bir ilçesinde yaşamaktaydım. İstanbul’a döndüğümde ise herkes ‘Buraya niye göç ettin, biz oraya gelmek istiyoruz’ dediler. Aydın deneyimi bana şunu da öğretti: Aydın şu an jeotermal enerji ile enerji ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Tırnak içerisinde temiz enerji. Aydın bu ‘temiz enerji yatırımları’ sayesinde incirini, çileğini,üzümünü kaybediyor. Önemli olan hangi enerjiden ziyade; bu kadar enerjiye ihtiyacımız var mı? Bu kadar çok tüketmeli miyiz? Bu soruların cevaplarını yanıtlamalıyız. Kapitalist sitemin kendisine eleştiri getirmeden, tarlalarımızı güneş panellerine çevirirsek aynı hüsranı bir de orda yaşarız.”

YAŞADIĞIMIZ ŞEHİR NE KADAR TEMİZ?

Panelin diğer konuşmacısı Yrd. Doç.Dr. Nilüfer Aykaç Türkiye’deki hava kirliliğinin güncel bilgilerini paylaştı. Türkiye’deki 30 istasyon dışında partikül maddenin ölçülemediğini söyleyen Aykaç, şu konulara dikkat çekti: “Genel olarak 189 tane hava kirletici var. Bunlardan 22 tanesi 2013 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı bildiriye göre kesin olarak kanserojen. 2017 itibariyle Türkiye diyor ki PM 10’un 48’in altında olduğu yerleri ben temizlerim. Dünya diyor ki 20’nin altında olduğu yerleri ben temizliyorum. Yani siz bir dünya vatandaşısınız. Türkiye’de yaşıyorsanız 48’e tamam diyorsunuz ama İngiltere, Almanya veya Amerika’da yaşıyorsanız 48’e kirli diyorsunuz. Bu anlamda devlet otoritelerimizin söylediği temiz hava kriteri ile Dünya Sağlık Örgütü’nün kriteri farklı.

Peki biz dünya vatandaşıyız, hayalimiz daha büyük. Dünya Sağlık Örgütü’nde yaşanılabilir dediğimiz havada nasıl bir havayı soluyorsunuz. Kalkın hepimiz Artvin’e gidelim. Cerattepe de özgür kalsın, Artvin’in üstü altından daha değerli dediğimiz için. Sadece Dünya Sağlık Örgütü’nün ölçülerine göre Artvin dışında hiçbir yer yaşanılabilir değil. Neye göre? PM 10’a ve  Çevre Bakanlığı’nın kendi verilerine göre. Bunlar dediğim gibi bir buluş falan değil. İstanbul’a biraz daha detaylı bakalım. Türkiye’de toplamda 220’nin üzerinde istasyon var. Sabit olarak sülfür dioksit ile PM 10’u ölçüyor. PM 10, beş temel hava kirleticilerinden bir tanesi ama PM 10 bir sürü şey de gerçeği yansıtmıyor bize sağlık açısından. PM 10 büyük bir partikül. Bunu genelde burundan aldığımız zaman burun tıkanıyor ve alt hava yollarına kadar gidemiyor ama PM 2.5 akciğerin diğer bütün alanlarına, derinlere kadar gidip kalp damar hastalıkları, nörolojik hastalıklara yol açıyor.

İstanbul’da birinciliği hangi istasyona verdiler? Esenyurt’a verdiler. Yani 355 günün 155 günü 110 gibi bir kirlilikle uyanıyor oradaki  insanlar. Şile falan daha temiz ama İstanbul’un 44 olan ortalamasını bunlar düşürmüyor. Esenyurt’ta yaşıyorsanız aslında 2 günün 1’inde kötü bir havayla uyanıyorsunuz. Dünya Sağlık Örgütü’nün yıllık ortalaması ise 50 gün.

 “Yapılan araştırmalar Türkiye’de her yıl  32 bin kişinin hava kirliliğine bağlı nedenlerden öldüğünü söylüyor. Trafik kazalarının 4-6 katı civarında. Oldukça ciddi bir rakam. Biz erişkiniz, kalp rahatsızlığı olabilir diye düşünebilirsiniz ama hamile bir kadının bebeğini  etkiliyor. Daha küçük bir akciğer hacmiyle doğuyor onlar.”

“TEMİZ HAVA TEMEL HAKKIMIZ”

Türk Nöroloji Derneği adına Doç. Dr. Semih Ayta da nöroloji uzmanlarını en çok ilgilendiren konuların başında felç hastalıklarının geldiğini ifade etti. Nörologların kalp hastalıklarıyla yakından ilgilendiğini söyleyen Ayta, hava kirliliği ve beyin hastalıkları arasındaki ilişkiyi şu sözlerle açıkladı: Çocukların, ergenlerin ve erişkinlerin baş ağrısından, migren ataklarından hava kirliliği altlığı saptanmış. Aynı şekilde Sara dediğimiz Epilepsi nöbetlerini de. Bu altlık işini çok seviyorum, demansı, bunamayı arttırdığı saptanmış aynı şeklide. Bunlar çok önemli çünkü yaşlı nüfus giderek artıyor. Biliyorsunuz Kadıköy Türkiye’de en çok yaşlı nüfusunun bulunduğu ilçelerden biri. MS dediğimiz, özellikle gençlerde görülen hastalığın tekrarlamasını arttırıyor. Bir çocuğun termik santralle ilişkisini açıklayacağım: Oradan çıkan arsenik, bakır, civa, krom, berilyum gibi bir çok metal toprağa çöküyor.  Toprak üzerinden de tabii ki bir çok ağır metal zehirlenmelerine yol açıyor. Bir başka konu da Asbest. 2010’da Türkiye’de yasaklandı ama öncesinde 150 bin ton asbest üretildiği biliniyor. O kadar çok malzeme var ki, bunların her birinin sınıflandırılması ve o yıkımlar sırasında sadece işçilerin değil, o çevredeki insanlara bulaşmaması için önlem alınması gerekiyor ama bu önlem ancak bu patırtı çıktıktan sonra alınmaya başlandı.

Nefes almak hayata etki etmemeli. Çocuklar oyun oynarken soludukları hava nedeniyle astım olmamalı ya da gelişim bozuklukları yaşamamalı. Temiz havada nefes almak dünyadaki en temel haklardan biri olmalı. Başka bir dünya mümkün.” 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.