Haftalık Bağımsız Gazete 29 Temmuz 2021

Börtü böceğin yuvası: Validebağ Korusu

Validebağ Savunması’nın başlattığı çevrimiçi seminer dizisinde korudaki yaban hayatı ve su varlığı konuşuldu. Prof. Dr. Zeynel Arslangündoğdu, kurumuş bir ağacın doğadan silinene kadar 300 farklı canlıya ev sahipliği yapabildiğini söyledi

Börtü böceğin yuvası: Validebağ Korusu
Erhan DEMİRTAŞ

Validebağ Savunması, Millet Bahçesi projesiyle yeniden gündeme gelen Validebağ Korusu için uzmanların konuşmacı olarak katıldığı çevrimiçi bir seminer dizisi başlatmıştı. Korunun ekosisteminin, yaban hayatının ve İstanbul için neden önemli olduğunun tartışıldığı seminer dizisi, Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Kapıkıran, Prof. Dr. Zeynel Arslangündoğdu ve Dr. Akgün İlhan’ın sunumlarıyla devam etti.

Fotoğraf: Ahmet Dayıoğlu

“BİTKİNİN DEĞERİNE BAKILMIYOR”

“Kent Ekosistemine Neoliberal Müdahale: Validebağ Korusu” başlıklı sunumuyla konuşmasını gerçekleştiren Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Kapıkıran, İstanbul’un karbon ayak izinde Türkiye'de birinci, dünyada ise yirmi altıncı sırada olduğu bilgisini paylaşarak konuşmasına şöyle devam etti: “Validebağ Korusu bizim için kent ekosistemine neoliberal müdahaleyi reddetmek bir yana, hayatın bir bütünlük içinde sürdürülebilmesi açısından önemli. Kent koruları ve parkları iktisadi işletme olarak görülüyor, böylece ekolojik bütünlüğünü, doğal halini kaybediyorlar. Koru da ticarileştirilmeye çalışılıyor.”

Murat Kapıkıran

Gıda gibi, sağlıklı bir kentte yaşamanın da  temel insan hakkı olduğunu vurgulayan Kapıkıran, “Kentlerde baskılanan ekosistemin varlığını sürdürmek için çalışmak, ticarileştirme çabalarına karşı harekete geçmek, hem ekosistemi hem kamunun  hakkını korumak gerekiyor. Neoliberalizm bitkinin, tohumun, çimin, parkın değerine bakmaz. İnsana da bakmaz. Validebağ Savunması'na çok teşekkür ediyorum. Mücadelede en önemli şey dayanışmak. Bu dayanışmayı çok boyutlu hale getirdiğimizde, karşımızdaki çok boyutlu yapılarla gerektiği şekilde mücadele edebiliriz.” dedi.

Prof. Dr.  Zeynel Arslangündoğdu

YEŞİL ALANLAR AZALDI!

Prof. Dr.  Zeynel Arslangündoğdu da Validebağ Korusundaki  yaban hayatını katılımcılarla paylaştı. İstanbul’daki nüfus artışının yaban hayatı üzerinde çok olumsuz etkiler yarattığını ifade eden Arslangündoğdu, şu bilgileri aktardı: “1971’de İstanbul’un yüzölçümünün yüzde 52’si orman iken 2012’de bu oran yüzde 46. Aynı şekilde 1971’de yüzde 41 olan tarım alanı 2012’de yüzde 29. Buna karşılık 1971’de yüzde 4 olan yerleşim alanı 2012’de yüzde 21 olmuş. Yeni yerleşim yerleri açık alanlarda, tarım alanlarında, su havzalarında ve ormanlık alanlarda oluyor, doğal alanlar azalıyor ve yaban hayatı üzerinde baskı artıyor. Hem yatay hem dikey olarak genişleme, ışık kirliliğinin olumsuz etkisinin de eklenmesiyle kuşlara ve özellikle yarasalara zarar verirken, dikey genişleme yani gökdelenler ötücü kuşların yaptığı gece göçlerini olumsuz yönde etkiliyor.”

Fotoğraf: Ahmet Dayıoğlu

“130 KUŞ TÜRÜ YAŞIYOR”

Validebağ Korusunda 130 kuş türünün yaşadığını söyleyen Arslangündoğdu, korudaki biyoçeşitliliğe dair şu verileri paylaştı: “Koruda dört tür kurbağa ve sürüngen (değişken desenli gece kurbağası, İstanbul kertenkelesi, yılan kertenkele ve tosbağa) ve bilinen dört tür memeli (kirpi, sincap, sıçan ve ev faresi) ile varlığını bildiğimiz ama henüz teşhis etmediğimiz yarasa türleri olduğunu görüyoruz. e-Bird kayıtlarından yapılan detaylı bir çalışma ve dahil edilmeyen gözlemlerle birlikte 130 kuş türünün olduğu bugün itibariyle saptandı. Yani bugünden itibaren koruda 130 kuş türü var diyebiliriz. Üç kuş türünün, aladoğan, çayır incirkuşu ve kızıl ardıç kuşunun tehdide yakın statüde olduğunu görüyoruz. Üveyik türü hassas statüde olup korudaki diğer tüm kuş türleri düşük risk statüsünde.”

Fotoğraf: Ahmet Dayıoğlu

“OLDUĞU GİBİ KORUMAK GEREKİYOR”

Farklı ağaç türlerinin kuş türlerini pozitif yönde etkilediğini vurgulayan Arslangündoğdu, “Genel algı alanı korumak ve sadece ağaçlandırmaktan ibaret ama buradaki kuşlar, bitkiler ve çalılar da çok önemli. Yani her birinin uyum içerisinde olması gerekiyor. Alanı doğal yapısıyla korumak gerekiyor. Bunun için planlama yapılmalı, koruma bölgeleri oluşturulmalı.  Aydınlatmadan kaçınmak gerekiyor. Işığa gelenleri yiyen fırsatçı türler var ve bu yaban hayvanlarının besin alışkanlıklarını değiştiriyor. Aydınlatma, tünemesinden beslenmesine kadar kuşları çok olumsuz şekilde etkileyebiliyor. İnsanlar tabii faydalanacak bu alandan ama gece kullanımı artarsa oradaki yaban hayatı bundan çok olumsuz etkilenir.” şeklinde konuştu.  

Kurumuş bir ağacın doğadan silinene kadar 300 farklı canlıya ev sahipliği yapabildiğini aktaran Arslangündoğdu, “Bu çok değerli, yok olana kadar bir döngü içerisinde. Bizim de bu döngünün sağlanması için uğraşmamız lazım. Kesinlikle kimyasal ilaçlama yapılmamalı, biyolojik yöntemleri örneğin feromonları kullanarak doğal döngüyü korumalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.

Dr. Akgün İlhan

“YAPILAŞMA DEREYİ KURUTMUŞ”

Çevrimiçi seminerler dizisinin son oturumunda Dr. Akgün İlhan “Kentsel Su Yönetiminde Yeşil Alanlar: Validebağ Korusu Örneği” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.  “Bir kente yağan yağmurun o kentte kalması lazım.” diyen İlhan, “Bu yağmur döngüsünü sağlamak için yağmurun yeşil alanlarda toprak tarafından emilip, yer altı suyunu beslemesi önemli. Su geçirmeyen beton zeminlerle hem yeraltı su kaynakları beslenmiyor hem yoğun yağışta su baskınları oluyor.” dedi.

İlhan, korudaki  su varlığına dair şu bilgileri aktardı:  “Havza niteliğindeki Validebağ Korusu, bir vadi üzerinde yer alıyor. Küçük Çamlıca tepesinin eteklerine yakın konumda. Koşuyolu deresi, Çamlıca Tepesi eteklerinden doğarak korunun doğusu boyunca uzanıyor. 1920’lerde tonoz içine alınarak yeraltından akıtılmış ve Koşuyolu Parkı altından devam ederek Dinlenç Deresine dönüşüyor ve şimdi üzerinden Dinlenç Caddesi geçiyor. 1989’a kadar suyu akan dere, Kadıköy’de Üsküdar sınırına yakın bir noktadan denize dökülüyor. Etrafındaki yapılaşmanın havzayı beton ve asfaltla mühürlemesi nedeniyle beslenemeyen dere kurumuş, şimdi iki üç karış kalınlığında akıyor. 2014’te iyice artan koku dolayısıyla numune alınıp tahlil yapılmıştı ve suyun dördüncü derece kirli su olduğu rapor edilmişti. Abdülaziz Av Köşkünün girişinde su terazisi, su kulesi ve su deposu var. Av Köşkü’nün ve Adile Sultan Kasrı’nın suyu ise eskiden Çamlıca’da bir pınardan gelirken, çevre yolları ve yapıların inşasıyla su yolları da tahrip edilmiş.”

İlhan, korunun millet bahçesine dönüştürülmesi durumunda; İstanbul’un tek tük kalmış doğal su toplama havzalarından birinin daha yok edileceğine işaret etti.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.