Haftalık Bağımsız Gazete 13 Kasım 2018

CELAL ESAT ARSEVEN (1900'lerde Bilimsel Yöntem Kullanan Türk Araştırmacı)


Murat KATOĞLU

Okunma 07 Nisan 2011, 10:53

19. yüzyıl Türkiye’sindeki modernleşme hareketlerinin belki en verimli sonuçları insan yetiştirme yani eğitim sektöründe alınmıştır. O devrin yenileşme çabaları özenti değil, varlığını sürdürebilmek için can havliyle girişilen reformlardır. Zamanın şartları içinde olabildiği kadar olmuştur.
Son Osmanlı Halife Sultanları, Devletin ve elbet toplumun ayakta kalabilmesi için son çare olarak gelişmiş Batı dünyasının birçok sosyal değerlerini kabul etmek zorunda kalmışlardı. Geçmişlerinden elde kalan mirasın bir anlamı olmadığı, ne yazık ki bir enkazdan ibaret olduğunu görüp anlamışlardı. Geleneklerden sıyrılıp çağına uymak yeni bir sosyal hayatı kurabilmek uğruna Osmanlı Hanedanı 19. yüzyılın başında, sultanlarını kurban bile vermek durumunda kalmıştı. Saltanatın varisi II. Mahmut canını zor kurtarmış, otuz yılı aşkın iktidar yılları ise yenileşme uğrunda boğuşmak ve kâbuslar içinde geçmiştir. Kendi halkı, iskemle ve masada oturup, resmini duvarlara astırdığı ve ‘eski köye yeni adetler’ getiren sosyal, idarî reformlara giriştiği için, halife olmasına da bakmayıp ona ‘Gâvur Padişah’ bile diyebilmiştir. Yurt dışına öğrenim amacıyla öğrenci ilk defa onun zamanında gönderildi… İlk tıp okulunu da kurduran O’dur. Eğitimin modernleşmesi, 19. yüzyıl boyunca ‘tepeden inmeci’ politikalarla bir ölçüde devam etmiş; özellikle asrın ikinci yarısında doğanlar yeniliklerden yararlanma şansını yakalamışlardır.
Ordunun düzenlenmesi için Harbiye’nin ve yeni kamu idaresinin ihtiyacı olan dünyada olup bitenlerden haberdar personelin eğitileceği ‘Mülkiye Mektebi’ kuruluşu da bu gayretlerinin ürünüydü. İşte Türkiye’yi ilerde yok olmaktan kurtaran asker ve sivil kadro, Osmanlı dünyasının bu son döneminde kurulan Tıbbiye, Harbiye, Mülkiye okullarında yetişti.
1875 doğumlu Celal Esat (Arseven) Bey de 19. yüzyıl sonunun Türkiye’ye armağan ettiği bu aydın insanlardan biridir. Galatasaray Lisesi’nden sonra hem Harbiye’de, hem Mülkiye’de, hem de ‘Sanayi-i Nefise Mektebi’nde; yani Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenim gördü. Celal Esat Bey, yakından incelenince insana şaşkınlık verecek derecede yeteneklere ve geniş bir iç âlemine sahip pekâlâ ‘dahi’ denebilecek kapasitesi olan bir insandır. Hakkında başlı başına bir monografi veya doktora tezi yapılmasına geniş imkân veren kapsamlı ve çok yönlü eserler ve hizmetlerin insanıdır. Bir gazete yazısı çerçevesinde kimliğinin ve Türkiye’nin sanat ve kültür yaşamına getirdiği yeniliklerin önemini, karakteristik yanlarıyla vurgulamakla yetineceğiz.
Uzun yaşamı boyunca kaleme aldığı eserler kadar, kültür hayatındaki yönetim hizmetleri ve hocalığı, ressamlığı çok yönlü yeteneğinin ve elbet hayranlık uyandırıcı bir çalışma gücünün kanıtlarıdır. Sanat ve mimarlık tarihi, şehircilik gibi disiplinlerle Türkiye’yi ilk tanıştıran Celal Esad Bey’dir. ‘İslam Sanatı’ yerine ‘Türk Sanatı’ kavramını kullanan ve bu isimle kitap yayımlayan ilk Türk bilim adamı da odur.
Celal Esad Bey, 1914’te Kadıköy Belediyesi’ni yönetirken yenilikçi şehircilik anlayışıyla önemli fiziki düzenlemeler gerçekleştiren bir idarecidir. 1951’de kurulan tarihsel çevrenin korunması ve koruma ve restorasyon ilkelerinin tespitiyle sorumlu “Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu”nun ilk başkanlığını yüklenmiştir. Demek ki eski eserlerin tespit, koruma ve restorasyonu işlerinin belli prensiplere bağlanması, korumacılık ve restorasyon mesleklerinin oluşturulmasında da öncü rolü vardır. Arseven ressamdır ve yaşamı boyunca resim yapmayı sürdürmüştür. Tiyatro eserleri ve bir de operet yazdığını, bunların oynandığını, İstanbul Şehir Tiyatroları yönetim kurulu üyeliği ve sanat yönetmenliğini de yaptığını kaydedelim. Demek ki, yaratıcılık, bilimsel araştırmacılık, hocalık, kamu yöneticiliği gibi birbirinden farklı işlevleri ömür boyu sürdürmüştür.
Gelelim onu ayrıcalıklı kılan özelliğine: 20. yüzyıl başları, Türkiye’nin bilimsel metotlarla, daha açıkçası bilimle yeni tanıştığı yıllardır. Türkiye’de üniversitenin, gerçek anlamıyla 1933’te çoğu Alman olan geniş bir akademik öğretim kadrosunun Avrupa’dan transfer edilmesiyle geliştiğini de söylemelidir.
İşte Celal Esad Bey’in bir ayrıcalığı ve öncülüğü de sistematik çalışmayı ve bilimsel yöntemi uygulayan ilk Türk araştırmacılarından olmasıdır. Hatta onun 1900’lerde başlayan yayınlarını göz önüne alınca, evrensel, çağdaş araştırma yöntemlerini ilk uygulayan ve kullanan araştırmacı sıfatını hak ettiğini söyleyebiliriz. 1900’lere gelmeden güzel sanatlar ve mimarlıkla ilgili sistemli bilgiler içeren yayımları ve 1909’da da Fransa’da basılan İstanbul’un Bizans çağıyla ilgili kitabı bu bilimsel metot kullanımı ve öncülüğün kanıtıdır. Fakat asıl önemlisi, Türk sanatı ve mimarlık tarihiyle ilgili çalışmalarında ve yayımlarında koyduğu esasların, sınıflandırmaların, tanımların yıllardır değerini koruması ve sonraki araştırmacılar tarafından da büyük ölçüde kabul görerek kullanılmasıdır. Sanat, mimarlık ve şehircilik tarihi alanında bilimsel, nesnel, sistematik yöntemi Türkiye’de ilk uygulayan bu insanın, anılan niteliklerinin örneği olan bir iki eserini kısaca hatırlatmakla yetineceğiz.
Türkiye’deki ilk şehircilik öğretimini ve kitabını da Celal Esad Bey yürütmüş ve yazmıştır. 1937’de yayımladığı ‘Şehircilik-Urbanizm ‘Güzel Sanatlar Akademisi’nde (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) verdiği dersler için hazırlanmıştır. Son derece sistematik, ciddi bir çalışmadır. On beş bölümde şehircilik mesleğinin çeşitli sorunlarını, işlevlerini dünyadaki tarihsel gelişim sürecindeki örnekleriyle anlatan öğretici bir kitaptır. Fiziki planlama kavramı, teknikler özenle vurgulanmıştır. Şehre ait bütün unsurlar ayrı ayrı tasvir edilmiştir.
1928’de Türk Sanatı isimli çalışması yayınlanır. 1939’da bu eser genişletilmiş şekliyle (305 sayfadır) Fransızca ‘L’Art Turc’ adıyla büyük boy basılır. Orta Asya dönemindeki göçebe kültürünün el sanatlarından başlayarak 20. yüzyıla kadar Türkler tarafından meydana getirilmiş çeşitli coğrafyadaki eserleri karakteristik, simgesel örnekleriyle kronoloji çerçevesinde inceleyen, tanımlayan, tasnif eden bir çalışmadır.
Bir başka ilginç eseri ise 1956’da yine Fransızca olarak Milli Eğitim Basımevi’nde basılan ‘Les Art Decoratifs Turkcs’dür. Üç yüz altmış üç sayfalık yine büyük boy bir kitaptır. Tarihsel gelişimiyle Türkler’in yayıldığı çeşitli coğrafyada üretilmiş el sanatı örnekleri, özenli ve bilinçli bir sınıflandırma ve seçmeyle ele alınır.
Türkiye’deki ilk ‘sanat sözlüğü’ ve ilk ‘sanat ansiklopedisi (beş cilt)’ de yine Celal Esat Arseven’indir.
Bu saygın insanın Kadıköy’de yaşadığını, hatta 1913-14 yıllarında Kadıköy Belediyesi’ni yönettiğini de hatırlatalım. İşte onun 1913’te hazırladığı ve yayımladığı “Kadıköy Hakkında Belediye Araştırmaları” adlı kitabın şu günlerde Kadıköy Belediyesi’nce günümüz dil ve alfabesine aktarılarak yeniden okuyuculara sunulması onu saygıyla anımsamamıza güzel bir vesile oldu.

 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.