Haftalık Bağımsız Gazete 18 Aralık 2017

‘Buğday’ın ardından…


Ugur VARDAN

Ugur VARDAN

Okunma 00 0000, 00:00

Zaman belirsiz; muhtemelen yakın gelecek. Büyük bir felaketin ardından insanlığın genel çizgileri netleşmiş; manyetik kalkanların tanımladığı alanda hükmünü süren sistemin şemsiyesi altında yaşayanlarla ve düzeni reddedip ‘Ölü Topraklar’ adı verilen bölümde hayatlarını idame edenlerle… Yaşanan en büyük dertlerden biri de genetiğiyle oynanmış tohumlardır. Meseleye vâkıf olan bilim insanlarından Cemil Akman, sistemi reddederek ‘Ölü Topraklar’da yaşamayı seçmiştir. Düzen için çalışan Prof. Erol Erin, Akman’ı bulup yardımını istemek için yola koyulur…

Semih Kaplanoğlu’nun yakın bir zaman önce Tokyo Film Festivali’nde ‘En İyi Film’ ödülüne uzanan son hamlesi ‘Buğday’, distopik bir yapıt (hoş yönetmeni bu ifadeyi kabul etmiyor, günümüzün gerçekleri ve dengelerine atıfta bulunan bir çalışma olarak addediyor filmini). ‘Buğday’, adeta tam ortadan ikiye ayrılmış; ilk bölüm bir bilimkurgu hikâyesi aktarırken öykü ikinci yarıda bambaşka bir yere evriliyor ve ‘inanç sineması’ diye adlandırabileceğimiz sulara doğru açılan bir dünyada ifadesini buluyor.  

Kaplanoğlu imzalı yapım, teknik açıdan Türkiye standartlarının üzerinde bir çalışma. Görüntü yönetmenliği, prodüksiyon tasarımı, atmosfer vs. oldukça başarılı. Filmdeki kimi referansların ise Tarkovsky sinemasına (özellikle de ‘Stalker’) yönelik olduğu da çok açık. Anlatılanlara gelince; film uzun ve meşakkatli bir yolculuğun sonucunda bir dönüşümü anlatıyor. Erol, Cemil’i buluyor ve ikili, zorlu bir serüvenin parçası oluyorlar. Bu yolculuk, Kuran’da geçen ve Hızır Aleyhisseâm’la Hz. Mûsâ’nın anlatıldığı kıssadan ilham alınarak öyküye eklemlenmiş. Madem yönetmenin deyişiyle anlatılanlar bugüne atıfta bulunuyor (ben de bu noktadan hareketle ‘Buğday’ın iki ana karakterinin ‘Laik’le ‘Muhafazakâr’ı temsil ettiklerini düşündüğümü belirteyim). ‘Tasavvufi’ öğelerle dolu yolculuğun sonunda da muhafazakâr, laiki ikna ediyor ve kendi cephesine çekiyor. ‘İnanç sineması’ açısından bakıldığında olabilir tabii ama benim durduğum yerden bakıldığında ise söz konusu dönüşümün öykü anlamında ikna ediciliği tartışmalı tabii ki.

‘Buğday’, geçen hafta gösterime çıktı, doğal olarak hakkında birçok yazı kaleme alındı. Söz konusu metinlerden birinde, kalem sahibi dünya görüşü bakımından yönetmenle aynı noktadaydı ve satırlarının arasına şu ifadeyi sıkıştırmıştı: “… gördüğüm kadarıyla maalesef birçok sinema yazarı tarafından sanatsal, sinematografik açıdan değerlendirileceğine siyasi açıdan değerlendirildi.” Bir eleştirmen olarak elbette hayatta ve yazı dünyasında her türlü eleştiriye, görüşe açık olmak gerek ama insaf; ideolojik bir metne sahip olan ve hayatı, doğayı, insanlığın gidişatını kendi inancı ve dünya görüşü açısından ortaya koyan ve dahi bir anlamda ‘tez filmi’ niteliği taşıyan bir filme, sinema yazarları nasıl bir kriterle yaklaşacaktı ki? Ki kalemine güvendiğim bütün meslektaşlarımın filmin sinematografik hakkını verdiklerini ama herkesin de siyasi kimliklerine, durdukları yere göre değerlendirmelerini yaptıklarını düşünüyorum. Doğru olan da bu değil midir?

Bu hafta ‘Buğday’ın bıraktığı izlerin, tortunun ardına takılayım dedim, iyi seyirler efendim…

***           

Puan Cetveli

Buğday.................. 3

Mucize...................2.5

Körfez....................2.5

Sarı Sıcak..............2.5

Yarını Yok..............2.5

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.