Haftalık Bağımsız Gazete 14 Kasım 2019

Bu şehir yordu mu bizi ya da bu ülke?


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 12 Mayıs 2017, 12:44

“Kaburganın içinde kaç kırık kalp saklıyorsun, acaba?” diye, sordu kadın… Diğer kadının ne cevap verdiğini duymadım ama aklıma; ‘Birbirimizin hayatlarının içindeyiz. İstesek de istemesek de’ diyen Ercan Kesal’ın “Cin Aynası” kitabı geldi. Fani olarak bazen ‘kader’, ‘keder’ ve ‘kadar’ın ayarını kaçırıyoruz sanki! (Üşenmeyip, hatırlarsak da: Mevlevilik’teki her insanın bir ‘kadar’ – ‘oluru’ vardır mevzusu...) Hoş, geçenlerde izlediğim filmde replik şöyleydi: ‘Kader çaba gerektirir…’ Ki benim için ‘kader’ sadece Zeki Demirkubuz’un en kıvamında filmidir, desem de mevzuyu hoop rotamıza geri yüklesem! (Erken içimden geldi notu: ‘İki kadının kelamına nasıl erdiniz, vay gıybet’ demeyiniz, reca edicem. Bugünün güzergahına plakçı keşifleri düştü ve soluğu dükkanda aldık. Malum, plakçılar ferahfeza boyutta değil, deyip mevzuyu bıraktığım yerden alsam!)

Plak Günü derken Kaset Günü de varmış

Nisan ayında kutlanan ‘Dünya Plak Günü’ şerefine Kadıköy’ün plakçılarını dolaşırken, iliştiğimiz bir dükkanda, beyin loblarında yanar dönerli mevzular arası trekking’imizi şahlandıransa Bülent Ortaçgil’in; ‘Seni sevdiğimi anladığım günden beri / Sesler değişti, renkler değişti / Yüzümdeki çizgiler başkalaştı / Hiçlik değişti / Yokluk değişti…’ diyen (90 yılı çıkışlı ‘2. Perde’ plağında yer alan) ‘Çığlık Çığlığa’ şarkısı oldu. Kaburga arasında sakladığınız ya da emanet ettiğiniz bir kalp kırığınız var mıdır, bil(e)mem ama birazdan dikize yatacağımız tiyatro oyununda, birkaç kalp kırığına denk geleceğiz, şimdiden not geçeyim, aman sakin!

2007’den bu yana kutlanan Dünya Plak Günü’ne alıştık, lakin Kadıköy’ün plakçılarını arşınlarken öğrendim ki; plak kadar güçlü olmasa da İngiltere’de startını vererek 2013’ten sonra her yıl sonbaharda kutlanan ve ABD, Almanya, Fransa gibi ülkeleri de yamacına alan ‘Dünya Kaset Günü’ de varmış. İstanbul ahalisinden bir ses var mıdır, habercisi değilim ama görünen o ki ‘retro’lar, ‘vintage’ler, ‘bla bla’lar derken, analog deryasındaki geçmişi özlediğimiz baki!

Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin

Gelelim bu haftanın seyrine dalacağımız oyuna; İzmirli Yahudi asıllı, müzisyen ve sinema sanatçısı Dario Moreno’nun ‘İstanbul’un Kızları’ şarkısıyla seyircisini karşılayan “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin”… Sahne ortasında üç sandalye… Sandalyelerin arka cephesindeki perdede ise (Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun elinden çıkan) karakalem çizimleriyle -gecesinin gündüzüne denk gelmeyen- İstanbul resmediliyor. Ve birazdan endamlarıyla izleyicisini mest edecek aynı renkte giyinmiş, detaylarda tarihin ipuçlarını veren kıyafetleriyle üç kadın geliyor: Ayfer (anneanne), Başak (anne), Melis (torun).

“Her yerin deniz olup da bu kadar az yosun kokusu olan başka bir şehir var mı acaba? Bu kadar köprü olup da, kimsenin birbirine ulaşamadığı başka bir şehir. Bu kadar çok insanın olup da, her yerin bomboş olduğu... Biz genç insanlarız. Bu şehir yordu mu bizi? Ya da bu ülke?” diyor, torun Melis ve başlıyor hikaye…

“Şekersiz”, “Fü”, “Aynur Hanım’ın Bebeği” ve “Sevmekten Öldü Desinler”in yazarı Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp, yönettiği ve BAM’ın prodüksiyonu olan ve bu yıl Afife’de Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü’nü kucaklayan oyun; dekor, ışık, ses gibi mevzulara dalmadan, direkt ‘oyuncu’ ve ‘metin’ merkezli bir performans ortaya çıkarıyor. Bunu da muazzam bir şekilde formlandıran Mahmutyazıcıoğlu’na en temizinden hürmetler… Üç kadının hikayesini, bu coğrafyada bir erkeğin kaleminden görmek ise ayrıca mesutluk. Yazarın ironi yelpazeli dilinin, oyuncuların hareket alanının -sadece- oturdukları sandalyeler üzerinden, mimik ve beden diline ‘cuk’ oturması takdire şayan. Böylesine bir sahneleme tekniğiyle üç kuşağın bugüne denk gelen halini fotoğraflamanın yamacında, adeta yeniden süretlendiren başaralı oyunculukların önünde ise saygıyla eğiliyorum: Ayfer Dönmez, Başak Kıvılcım Ertanoğlu ve Melis Öz. (Bu da var notu: BAM’ın açılımı da bu üç oyuncunun baş harflerinden oluşuyor. 2016 yazında kurulan BAM’ın ikinci projesini heyecanla bekliyoruz.)

‘Diyemedim tabii’li biten cümleler

Mahmutyazıcıoğlu, üç kadının / aslında üç ayrı dünyanın, bize ama çokça kendilerine bir adım mesafeden anlattıkları 50 yıllık hikâyeyi, birbirine söyleyemedikleri ‘diyemedim tabii’li biten cümlelerin yoğunlukta olduğu ve iç seslerinden oluşan dertlenme ama katiyen efkarlanma olmayan ve hayatın akışının çemberinde, onların yaşamlarının değişimiyle birlikte her geçen gün daha da dönüşüm adı altında başkalaşan Yeditepeli İstanbul’u çok iyi harmanlamış. Ve bunu da 80 dk. boyunca hiç sıkılmadan izlettirmeyi başarmış.

Ezcümle; nostalji rotasında boğulmadan, his ishali de yapmadan, dengede bir oyun izledim. Yerli metin adına da, oyunculukların yarattığı enerjiye de ayrıca mutlu oldum. Metindeki bazı pürüzleri de üstatlara bırakıyorum. Oyunun yönetmen yardımcısı Tuğba Sorgun, kostüm ve ışık tasarımcıları ise Meltem Tolan Coşkun ve Cansu Kahvecioğlu. Oyun programı için: www.bamistanbul.com

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.