Haftalık Bağımsız Gazete 30 Kasım 2020

Bu şarkılar olmasa o diziler bitemezdi


Melis DANİŞMEND

Melis DANİŞMEND

Okunma 21 Mayıs 2020, 15:41

Hayatım artık bir kanepe. Enim çarpı boyumdan hallice bir yuva. Onunla yaşıyor, onun üzerinde yiyip içiyor, kimi zaman uyuyor, şu an yazı yazıyor, okuyor, onu seviyor, ondan sıkılıyor ve sonra yine ona sığınıyorum. Yaşayabileceğim tüm duyguları tek minderde eriten, artık neredeyse uzvum sayacağım bir eşya. 

İçine gömüldüğüm bu güvenli yuvadan gözlerimi ufka doğru diktiğimde ise onun en büyük tamamlayıcısı karşımda: Televizyon. Karantinaya girdiğimizden beri, psikolojimi dengede tutmak için koyduğum ev kurallarının içine yerleştirdiğim şeylerden biri, kafamı dağıtacak, çok sevdiğim, klasikleşmiş bazı komedi dizilerini yatıştırıcı hap misali günde bir, iki, hadi bilemedin üç doz almaktı. 60 günün sonunda bir baktım, bölümleri onar onar yutuyorum. “Hadi bu son bölüm” dediğim yerden sonrası, sonu gelmeyen dipsiz bir kuyu. Artık öyle bir noktadayım ki, o dizilerin dekorları sanki evim, karakterler arkadaşlarım ve yaşadıkları da hatıralarım.

Bu dizilerden biri, yayınlandığı 1994-2004 dönemine de yetiştiğim için Coşkun Sabah’ın ‘Anılaaar’ haykırışlarıyla izlediğim, 78 kez seyretsem de (ki kaçıncı tekrarım artık bilmiyorum) sıkılmayacağım, her bir karakterini ezbere bildiğim, artık çekimlerdeki devamlılık hatalarını falan fark ettiğim güzeller güzeli, özeller özeli Friends. Karantina döneminde bana terapi köpeği gibi eşlik eden dost. Fakat geçen gün aklıma geldi, intro’yu hiç geçmediğim için her akşam düzenli olarak sekiz-on kere çalan I’ll Be There For You’yu (The Rembrandts imzalı ünlü şarkısı) duya duya komşularım kim bilir artık ne hale geldi? Oturduğum başka bir evde üst kat komşum her ama her Allah’ın günü sabah erkenden elektrik süpürgesini çalıştırır ve tüm eşyaları garç gurç çekerek yeri süpürürdü. Acaba dizi her başladığında alt komşumda o etkiyi ve fobiyi mi yaratıyor diye meraklanırken, bir şarkının ya da jenerik müziğinin bir diziyi hafızaya kazıma konusunda ne kadar kilit bir rol oynadığını düşündüm. Aklıma tüm bölümlerini izlememiş olsam dahi, finalini rahmetli Cnbc-e kanalında yakaladığımda ağlamamak için kendimi zor tuttuğum Six Feet Under geldi. Dünya dizi tarihinin en muhteşem finallerinden biri olması, Sia’nın Breath Me şarkısının ona eşlik etmesi yüzünden değil miydi? Sonra Big Little Lies’ın açılışındaki Michael Kiwanuka mucizesi Cold Little Heart. İnsanı dostlukların ve hayatın tertemiz olduğuna inandıran Cheers şarkısı Where Everybody Knows Your Name. Entrikaların muhteşem habercisi Dallas tema müziği. Gözümden akan minik bir damlayla ezbere söyleyebileceğim Perihan Abla melodisi. Son yılların en iyi dizi müziklerinden biri olduğunu düşündüğüm Fiona Apple imzalı Container (The Affair’den). Desperate Housewives’ın gizemli ve tatlı açılışı. Fi ve Şahsiyet’in çok cool bulduğum jenerikleri. İlk başta hiç ısınamayıp hatta alakasız bulup sonra evde ıslıklarla tekrarlayıp durduğum Game of Thrones. Ve daha neler neler…

Konuyu hemen sosyal medyada paylaştım (en sevdiğim anket tipi). Cevaplar arka arkaya gelmeye başladı. İlk anda önüme en çok düşenler, Süper Baba, Bizimkiler ve True Detective’di yanılmıyorsam. Tabii ki her zaman her tür ankette önde koşacak olan Aşk-ı Memnu vardı. Kara Şimşek, Alf, Charles in Charge, Seinfeld, Fringe, Beverly Hills 90210, Çalıkuşu, Cold Case, Twin Peaks ve Dexter’ı saygıyla selamladım. Married with Children’ı nasıl da düşünemedim diye şaşırdım. Ya da basit bir gençlik dizisi sayılsa da, The O.C.’nin açılış şarkısı California dahil olmak üzere başka ne güzel şarkılar barındırdığını unutmuştum (yaratıcısı Josh Schwartz’un indie müzik tutkusu o dönem pek çok grubun tanınmasına vesile olmuştu). Twitter ve Instagram’dan cevaplar geldikçe zaman tüneline girmiş gibi oldum (ki bu süreçte zaman tüneline girmek hiç hayırlara vesile olmuyor). Bizde Muhteşem İkili adıyla gösterilen (ya da kısaca Kuzen Balki/Larry) Perfect Strangers, Behzat Ç.’nin Pilli Bebek şarkıları, Bir İstanbul Masalı, Avrupa Yakası, Mad Men, Pinhani’li Kavak Yelleri, The Sopranos, A Takımı, Yalan Rüzgarı, Dawson’s Creek, Sex and the City, Fame, Ezel, Kara Melek, Mahallenin Muhtarları, Bonanza, The Persuaders!, Narcos… Yok yoktu. Hatta çizgi filmlerden Clementine, Yakari, Denver the Last Dinosaur bile paylaşıldı. Ana akım yeni Türk dizilerinin çoğunda olduğu gibi tükenmeyen, sahneye yapışan, her şeyden fazla öne çıkan ve çoğunlukla iç kıyan bir kemanın başrolde olduğu müzikler değildi bunlar. Gerçekten o dizilere hayat veren, sahneleri parlatan, karakterleri tamamlayan melodilerdi. Bu müzikler olmasa kim bilir o dizilerin hali niceydi.

Kimsenin ankete katmadığı, bu yazıyı bitirirken aklıma gelen bir efsaneden bahsetmeden geçemeyeceğim. Tırnaklarımızı yiyerek izlediğimiz altı sezonluk Lost’un (final hüsranına değinmiyorum) Michael Giacchino tarafından bestelenmiş Life and Death adlı etkileyici eseri. Youtube’da şimdi bir daha dinledim de, acaba diziyi baştan sona tekrar izlesem mi? Hmmm… Hazırlan komşu!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
DILAVER KADEM - 7 ay önce
90lı yılların başı, Metallica ile tanışmamız, beyaz gölge ile ilk bira mız, sevgimiz kaldı geride bizi hatırlatacak. Şimdi o sevgiyi mi arar olduk. Ve O sevgi bir güneş geçmişten bizi ısıtmaya devam ediyor. SEVGİLERLE