Haftalık Bağımsız Gazete 21 Eylül 2017

Bu muamma yutacak bizi!


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 14 Temmuz 2017, 11:02

“Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar âleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı… Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan başlama makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet...”

‘Zor hedeflerin ve çelişkilerin yazarı’

1936-1982 yılları arasını şereflendirmiş Fransız sosyolog, edebiyatçı (edebiyatın sınırlarını genişletmek olan meşhur ‘oulipo’ akımının babalarından) Georges Perec, ‘Uyuyan Adam’da böyle nidalanıyor. ‘Zor hedeflerin’ ve ‘çelişkilerin yazarı’ olarak tanımlanan Perec’in, Fransızca’nın en sık kullanılan harfi e’yi hiç kullanmadan yazdığı 300 sayfalık ‘Yaşam Kullanma Kılavuzu’ ise edebiyat okurunu ihya eden türden. Edebiyatseverlerin olduğu kadar tiyatro izleyicisinin de çemberinde olan bir isim Perec; (ölümünden sonra notları arasında bulunan ve son yazdığı değil ama son yayınlanan kitabı olan) ‘Ücret Artış Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi’ni tiyatroda (ki festivalde de görücüye çıkan) hayata geçiren Tiyatro Öteki Hayatlar ve Sarı Sandalye ekibine buradan bir kez daha selamlar… (Es notu: Kadıköy seyircisi, geçen sezon, bu iki ekibin yeni oyunlarını dikize yatma şansı bulmuştu, hatırlayacaktır.) Aslında bu hafta, geçen sezonun hafızalarda yer edinen tiyatro oyunlarından bahsetmek istemiştim. Ama, sonra fark ettim ki İstanbul’un havalarını ne Kalamış ne de Moda’dan esen deniz serinletebiliyor, önümüzde de uzun bir tiyatro sezonu bizi beklediğine göre, bari az da olsa ortaya karışık trekking misali, sanata bulanıp Temmuz’u miss edelim! Fona da (1983 çıkışlı ‘Akdeniz Akdeniz’ albümü) ‘Gurbete kaçacağım / O lacivert ülkeye’ diyen Yeni Türkü’nün ‘Gurbete Kaçacağım’ şarkısını aldık mı, şimdilik devam!

Zamanın ruhu ve zamanı gelince

TÜİK (Türkiye İstatik Kurumu) geçenlerde bir araştırma paylaştı. Mesaimiz kültür sanat olunca, böylesi maillere dikkat kesiliyor bünye. Bültende, 2015-2016 sezonunda tiyatro seyirci sayısının yüzde 2,8 arttığı yazıyordu. Yaşadığımız coğrafyada, ‘bir insan yavrusunun’ payına düşen acıya baktığımızda; bilemedim, koşarak uzaklaşsak mı, yoksa bulunduğumuz noktada safları -telaşla- korumaya çalışsak mı?! Türkiye’nin hemhalinden ortaya çıkan fotoğrafa öylesine bir bakınca; sanatın iyileştirici gücünü doyumsuz yaşadığımız, oksijen misali ciğerleri temiz ettiğimiz zamanlar oldu, âlâ. Lakin tiyatro minvalinde söylerse(m)k -ki bunu da iyi bir izlek olarak hak görüyorum-; bu sezon, tiyatrolar da oyuncular da aslında muazzam bir sınav verdi. Kimileri geçti, kimileri geçti sandı, kimileri de her şey süt liman gibi, sahnede eskisi gibi endam etmeye devam etti. (Erken -ama uzun- içimden geldi notu: Sınav derken, bu kadar memleket temalı sosyal medya paylaşımlarının (Albert Camus yahut Mevlana sözü altına bikinili ya da kahve ilişiğine ‘mutluluk’ notlarını enstantaneleyen görüntüleri kast etmiyorum tabii ki) yaşananlardan payını alıp, fakat gerçekte iş hayata gelince sessizlik butonuna basanlardan söz ediyorum. Sahnede hâlâ sanki bu topraklarda yaşamıyor edasında oynanan oyunlardan, oyunculuklardan bahsediyorum. Tabii ki herkes memleket ve insan halleriyle ilgilenmek zorunda değil (erk’in layıkıyla yapamadığından mütevellit, iş biraz da sahnede bir adım öne çıkıp ‘ama bu da var’ diyenlere düşüyor gibi) ama sanatsal duyarlılık ve klavye filozofluğu kısmından ele alındığında da -reca edicem- kısaca ‘olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol’ demiş ya Mevlana, işte o biçim! Hararetimle içime kaçıyorum, sustum!) Balık hafızalığıyla övünen faniler olarak elbet fil hafızalığına da terfi edenler vardır diyerek, Alman filozof Hegel’in ‘zamanın ruhu / zeitgeist’ dediği, kadim zamanlarda da ‘vakt-i merhun /zamanı gelince’ diye kelama düşüldüğü manayı da yamacımıza iliştirip, geliyorum sezon sonunda payımıza düşen istatistiklere…

İstatistikler ne diyor?

Sezonlara göre bakıldığında; 2015-2016’da, 2014-2015 sezonuna göre tiyatro salonlarında oynanan eser yüzde 13.8 artarak 7 bin 766’ya ulaştı. Tiyatroda oynanan yerli/telif ve yabancı/çeviri eser geçen sezona göre yüzde 13.8 arttı. Tiyatro seyircisi 2015-2016’da, 2014-2015’e göre yüzde 2.8 artarak 6 milyon 16 bin 762 oldu. Tiyatroda yerli/telif eser seyircisi geçen sezona göre yüzde 0.1 azalırken, yabancı/çeviri eser seyircisi yüzde 13.1 arttı. Salon sayısı 2015-2016’da, 2014-2015’e göre yüzde 0,3 artarken, koltuk sayısı yüzde 1.1 arttı. Buna göre; 2015-2016’da tiyatro salon sayısı 721 olurken, koltuk sayısı 261 bin 885 oldu. Sezonlar itibarıyla karşılaştırıldığında; 2015-2016’da, 2014-2015’e göre tiyatro salonlarında yapılan gösteriler yüzde 5.1 azalarak 26 bin 816 oldu. Tiyatrolarda yapılan yerli/telif gösterisi geçen sezona göre yüzde 8.9 azalırken, yabancı/çeviri gösterisi yüzde 9.8 arttı. Bu dönemde yetişkin gösterisi yüzde 1.7 azalırken, çocuk gösterisi yüzde 9.6 azalarak 10 bin 981 oldu. Aynı dönemde yetişkin eseri seyircisi yüzde 0.1 artarken çocuk eseri seyircisi yüzde 7.1 arttı. Sinema İstatistiklerinde ise durum; salonların sayısı yüzde 5.4 arttığı, seyircinin 2016’da, 2015’e göre yüzde 3.3 azalarak 55 milyon 260 bin 600 kişi olduğu. Yerli film seyircisi yüzde 8.9 azalarak 28 milyon 834 bin 409 kişi olurken, yabancı film seyircisi ise yüzde 3.7 artarak 26 milyon 426 bin 191 kişiye ulaşmış.

Her şey bir yana istatistiklerde (bence) en acı bilgi sona saklanmıştı; ‘Sinema salonu bulunmayan il sayısı 2016’da 7 oldu.’ Neresidir oralar: Ardahan, Bayburt, Gümüşhane, Hakkâri, Sinop, Şırnak ve Tunceli. Kültür sanat politikasının olmadığından bahsedenlere takdimimdir… Bazen belki de elimizi taşın altına koymak gerekir, zamanı mıdır değil midir bilemem ama geçiyor olduğu kesin! Şimdilik bize ayrılan sürenin sonuna geldik diyerek vedamı da izninizle yine Perec’in sözüyle vermek isterim: “Bu muamma yutacak bizi. Kim ki yorulmadan uzağa, daha uzağa koşmaya gönüllüdür ancak onu kurtarabiliriz.”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.