Haftalık Bağımsız Gazete 19 Haziran 2019

Biraz bozulmak ya da Vita Activa!


Müge İPLİKÇİ

Müge İPLİKÇİ

Okunma 16 Mayıs 2019, 15:30

Bu hafta Irmak Zileli ile yeni kitabı Bozuk Saat’i (ON8 Yayınları) konuşurken önemli bir hususa parmak bastı Irmak. Kitabında, kalabalık bir meydanda duran bozuk saatin ahvalini işaret ederek ‘birbirimizle iletişime girebilmemiz için biraz bozulmamız gerekiyor’ dedi. Öyle ya, herkesin ben haklıyım dediği bir toplumda, herkesin kendi haklılarıyla yaşadığı bir ülkede, gerçekten de ‘buluşabilmek’ için hem kendi doğrularımız hem de yanlışlarımız adına biraz ‘yoldan sapmamız’, biraz eğrilmemiz gerekiyordu. İşte o zaman birbirimizi duyabilme şansımız da artacaktı. Ve işte o zaman her şey daha güzel olacaktı! (Yani bir ihtimal dâhilinde)

Aristo’nun mantığıyla düşünecek olursak bunun çok belli bir sınıfa ait (beyaz erkekler, zenginler, tüccarlar vb.) bir çıkarsama olduğu hatırlanabilir. Onun ‘herkesten’ kastettiği çoğunlukla bu kesimdir ve işin ilginç yanı kimileri için bu hâlâ ‘bozulamaz’ kutsal bir gerçektir. 

O kimilerini şimdilik bir yana bırakıp, başka birileri için bu yazıyı kaleme aldığımı belirtmeliyim. Üstelik tam da dünya bu başka birilerinin söz söyleme yetisine kulak kabartmaya başlamışken. Tam da dünya, olup biten her şeye rağmen, değişmeye, değişmenin hayattaki en gerçek mucize olduğuna  göz kırparken... 

Aristo’dan yüzyıllar sonra ‘İnsanlık Durumu’ adlı kitabında mucizeleri insanların gerçekleştirdiğini dile getiren Hannah Arendt, özgürlük ve eylem sayesinde insanların kendilerine ait bir gerçekliğe adım atabileceklerini savunur. Üstelik bu savunusunda, özellikle de Aristo’nun görmekte zorlandığı yoksullar, köleler ve yüzyılların ablukasında karar verme yeteneğinden yoksun olarak tanımlanabilecek bir kesimi, kadınları, gençleri vb. ön plana çıkarır. ‘İnsanlar’ der özellikle bu grubu, yani sesleri o ya da bu şekilde asırlardır kıstırılmaya çalışılanları işaret ederek ‘buna muktedirdir’. Muktedir olmaktan kastettiği elbette özgürlük ve özgürlüğü gerçekleştirme iradesidir. Bu iradenin hayata geçmesi esnasında da bir buluşmadan bahseder bize Arendt. Vita Activa dediği o yerde, hayatın kesintisiz bir biçimde aktığı ve çoğulluğun buluştuğu bir gerçek mucizeden bahsetmektedir bizlere. Yalnızlaştırılmış, soyutlanmış ve bir köşede susması umulan insana çıkardığı bu davet, ortak bir dünyanın ve ortak duyunun da mümkün olduğunu fısıldamaktadır. 

Bizler, 21. yüzyılda, etrafta uçuşan tuhaf bir mantıksızlığın ‘mantıkmış’ gibi dayatıldığı bir zamanda ilerlemeye çalışır ve hemen her şeyin sahte sözcüklere abandığı bir kesitin içerisinde debelenirken, Arendt’in ta geçen yüzyılda dillendirdiği aşağı yukarı şudur: Var olan dünyanın sesi bu değil! Var olan dünya başka bir ses. O sesin hemen her şeyden azade, insanlığı ve ortak duyuyu terennüm etmesini pusula bilin; o pusulayı takip edin. 

Hiç kuşku yok, o pusula bize kendi doğrularımızı gösteren bir amaç değil, kaybolmuşluğumuza merhem olacak bir araçtır. Kaybolmuşluğumuzun başında ise umutsuzluğumuzun kışı ne de arsızca barınır! Hem de ne arsızca... Yatak döşek serildiği ve kim bilir ne zamandır kendini evinde gibi hissettiği bu kış ve bu kışın hiç bitmeyeceğine, gitmeyeceğine dair verdiği mesajlar, insanı insana uzaklaştıran, hareketlerini köhneleştiren, herkesi herkese yabancı kılan, sahte dünyanın merhametten uzak yüzünü şefkat timsali gibi gösteren bir fars gibidir. Ancak bir o kadar da bildik bir trajedidir bu. Farklılıkların, farklı hakikatlerin buluşmasına, böylesi bir buluşmanın ise baharın ta kendisi olduğuna dair geride hiçbir enerji bırakmamaya yemin etmiş bir trajedi... Temcit pilavı trajedisi...

Bu trajik söylemin yarattığı politik yoksunluk ise bizi bugünlere taşıdı. Ne yazık ki nicedir, insanların insanlarla buluşmasının zora koşulduğu, yeni kanaatlerin dolaşıma girmesinin giderek zorlaştığı batak bir zeminin üzerinde ilerlemeye çalışıyoruz. 

Ancak bu hep böyle gitmeyecek. 

Her şeyin daha güzel olacağı bir bahar bir gün mümkün olacak. Ancak bunun için buluşmaya niyet etmek, buna niyet ederken de yazımın başında sözünü ettiğim ‘bozulmayı’ göze almak gerekiyor. Nasıl bir buluşma mı dersiniz? Sabah saat 10’da Altıyol Boğa’nın orada bir dostumuzla buluşur gibi...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.