Haftalık Bağımsız Gazete 02 Mart 2021

Bir sayfaya sığar mı?


Meltem YILMAZKAYA

Meltem YILMAZKAYA

Okunma 14 Ocak 2021, 15:02

Telaşla oradan oraya koşturmaktan fırsatımız olmadı “Ben nerede ipin ucunu kaçırdım?” diye sormaya. Ne zaman ki yorgunluktan kalbimiz, aklımız, ruhumuz sinyal vermeye başladı, o zaman bir durup düşünmeye başladık. Değişmeye başlayan büyük şehirlerle “Biz eskiden burada…”lar da çoğalmaya başladı üstelik artık anılarımızın olduğu yerlerde ruhsuz yollar, kaldırımlar, binalar vardı. İnsanlar çoğaldı, trafik çoğaldı, kalabalıkta omuz atan, arabayla kendisini solladı diye levyeyle arabadan inen, tahammülsüzce her cümlesine küfürle başlayıp karşısındakini dinlemeyen çoğaldı. He bir de köprü altlarında hayata tutunmaya çalışan, bütün gün kağıt toplayıp karnını doyurmaya çalışan adamlar çoğaldı, sokak aralarında onların taşıdığı yükü umursamayıp yoluna devam etmek için onlara deli gibi korna çalan, karşıya geçmeye çalışan hayvanı umursamayıp üstüne süren, çarpsa da basıp gidenler çoğaldı… İçiniz karardı değil mi? Benimki karardı. Bunlar hepimizin her gün gördüğü bazen de hayata tahammül edebilmek için de görmezden gelmeye çalıştığı şeyler. Çoğaldı da çoğaldı!

Yaşadığımız hayat bizi bencilleştiriyor yavaş yavaş, karşısında durduğumuz şeylerin içinde durmaya başlıyoruz bazen farkında olmadan. Her şey kendimize yetecek kadar. Bir gün yine bunları düşünürken dedim ki şikâyet ettiğin yerden başla değişime o zaman Meltem, belki biraz su serpilir sancılı yerlerine. Düşündüm ve uzun zamandır içime dert olan konulardan biriyle ilgili bir çalışma yapmaya karar verdim. Daha önce de Güneydoğuda bir yılı aşkın bir süre yaratıcı drama atölyesi yapmıştım, o bölgeyi iyi tanıyorum, orada mültecilerle ilgili bazı çalışmalar olduğunu biliyordum. Derken, kadınların sosyal hayata entegresi üzerine gönüllü bir çalışma yapmaya karar verdim. Yine yol zamanı!

“Yol uzun gittiğince, yola ömür yettiğince, içindeki aşk bittiğince sen yollara düşersin…”

İllüstrasyon - Nikita Ermakov

Mardin. Dört günlük bir atölyenin ilk günü, Sedat aldı beni, oradaki bir taksici kardeşimiz. Devlet hastanesinde güvenlikmiş, kalp krizi geçirmiş dört ay önce, işe geri almamışlar, üç çocuğu var Sedat’ın çalışmak zorunda, o da taksicilik yapmaya karar veriyor. Bir yerlere başvurmuş ama hala ses yok, o çorba da kaynayacak mecbur. Dünya efendisi bir çocuk, o alıp o bırakacak her gün beni Kızıltepeye, yol boyunca Urfa türküleri dinliyoruz, çok seviyor, arada da dertleşiyoruz , “Ah diyor hocam hep cahillik, bak biz hanımla çocukluk aşkıyız, kız sınıf öğretmenliği kazandı, ben okul terkim diye izin vermedim okumasına, kıskandım, şimdi 32 yaşındayım kalbim tekliyor bana bir şey olsaydı aç kalacaklardı, keşke izin verseydim, keşke…”. Varıyoruz derneğin binasına, Lider Kadın Derneği diye bir dernekte yapacağım çalışmayı, yereldeki kadınların ve mülteci kadınların her türlü ihtiyacıyla ilgilenen bir dernek. İlk ders, otuz kadın karşıladı beni. Birçoğu Türkçe öğrenmeye başlamış, ama yine bir çevirmen yardımı alıyorum çünkü Arapça ve Kürtçe konuşan çok daha fazla. Kadınların hepsinin bir hikâyesi var, ilk günün akşamı benim için epey zorlu geçti. İnsan tuhaf varlık, bu acı karşılaştırmak değil de, Meltem dedim nelere canını sıkıyorsun, bu kadınlar bunca şey yaşamış. Öyle okuyarak, duyarak, üzülüp 5 dakika sonra telefonda cirit atarak geçiriyoruz bunca insan gerçeğini. Dürüst olalım kendimize. İki yıldır çocuğunu göremeyen de var, kaçmaya çalışırken devrilen bottan son anda kurtulan da…

Bir egzersizde resim yaptırdım onlara, çalışma sonunda da o resimleri karıştırıp, birbirlerine dağıttım ve resme isim vermelerini istedim. Biri birden ağlamaya başladı, ne yapacağımı bilemedim bir anda. Baktım ki olacak gibi değil ara verdim derse, öğrendim ki Afaf, devrilen bir bottan son anda kurtulanlardan. Değil deniz görmek, deniz resmini bile görmeye cesareti yok henüz, 1.5 ay duş alamamış korkmuş sudan. Bunlar acı ama gerçek. Ve bunlara sebep olan her kim ise, biliyorum ki aynısını yaşamadan ölmeyecek, en azından diliyorum. Biri iki yıldır çocuğundan haber alamıyor. Diyor ki umutla beklemek zor, çok zor. Öldü mü, yaşıyor mu en azından onu bilsem. Hepsi, herkes ayrı hikâye. Afaf, Cihan, Nadra, Rojbin ,Sidar , Nurmihat… Ve dahası onlar bu dünyanın savaş görmüş kadınları. Ağzımdan çıkan her cümleyi dört gün boyunca dikkatle dinleyip, söylediğim her şeyi eksiksiz yaptılar, hiç beklemediğim kadar amacıma ulaştım duygusuyla döndüm yanlarından, artık onlar benim “iyi ki”lerim… Son gün biri geldi yanıma çevirmenle, ders bitmiş eşyalarımı topluyorum ben, dedi ki ; “Hocam bu sabah çok erken kalktım çocukları anneme bıraktım, sen dedin ya, kendiniz için arada bir şeyler yapın, ilk kez bir çocuk parkına gidip hiçbir şey düşünmeden on beş dakika öylece durdum, onları izledim, hayatımız hep açlığı, tokluğu, ısınmayı düşünmekle geçiyor bu ara, öyle iyi geldi ki, sağ ol bize kendimizi hatırlattığın için, yine gel hocam.” 

Bindim taksiye yine Urfa türküleri çalıyor, bu sefer de “Kınıfır bedrenk olur, aşka düşen deng olur”, gözlerim sağ taraftaki yakılan tarlaları izliyor, ben yine büyük muhasebedeyim hayata karşı. Birden Sedat dedi, “Hocam ayıp olmasın da, bu Güldür Güldür’den iyi kazanıyorsunuz değil? Çok adaletsiz hayat be hocam bak sen orda eğlenceli iş yapıyorsun, iyi para kazanıyorsun, Türk filmlerinde yıllarca dayak yiyen adamlar yokluk için de ölüyor, o da değil cenazeleri de hep boş be hocam, haksız mıyım, değil?” Şimdi ben Sedat’a ne cevap versem o yine düşündüğünü düşünmeye devam edecek, haklısın dedim Sedat hayat adaletsiz, biz iyi hoş olmaya çalışalım kardeşim yine de.

Geçen cuma mektup geldi oradaki kadınlardan birinden, Nadra göndermiş. Boncuktan da bir bileklik yapmış bana. Yeni öğrenmeye çalıştığı Türkçesiyle yazmış, mektuba besmeleyle başlamış, sonunda da beni Allah’a emanet etmiş. Savaşta babasını ve abisini kaybetmiş Nadra, inancından bir şey kaybetmemiş ama. Ben dokunabildiğim bütün yüreklerin huzuruyla onların yanına yeniden gideceğim günü bekliyorum. Hayatta her şey zincirleme, iyilik de kötülük de, iyisi mi biz kendimize inançla başlayalım her şeye… Hepimizin her canlı için yapacağı bir şey var elbet. Bir sayfaya sığdıramayacağımız güzel hikâyelerimiz olsun! Kaybetmeyeceğimiz vicdanımız, karartmayacağımız kalplerimiz, sarılacağımız umutlarımız olsun hep. “Hasretini çektiğime sözlerim çok, dilim dönmez.”.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ayla - 2 ay önce
Hayatın gerçeklerini net ve yalın bir dille çok güzel tasvir etmişsiniz.Elinize yüreğinize sağlık