Haftalık Bağımsız Gazete 24 Eylül 2020

Bir İstanbul yazarı: Osman Cemal


Behçet ÇELİK

Behçet ÇELİK

Okunma 04 Ağustos 2020, 13:53

Osman Cemal Kaygılı, “Köşe Bucak İstanbul”daki (der. Tahsin Yıldırım, Can Yayınları, 2019) yazısında Kadıköy’ü “Bir Muharrir Yatağı” diye anar. 1931’de “Yeni Gün” gazetesinde İstanbul’un semtlerini ve oralardaki yaşayışları anlattığı yazı dizisi içinde yayımlanan yazısına Kadıköy’de yaşayan yazar ve gazetecileri tek tek sayarak başlar. Çoğunu, özellikle gazetelerde çalışanları “akşamları dokuzu beş, yahut onu çeyrek vapurunda” görmek mümkündür. Osman Cemal’in andığı birkaç isim: Nazım Hikmet, Vâlâ Nurettin, Mahmut Yesari, Sadri Ertem, Ahmet Rasim, Ahmet Haşim… Kafasına takılan bir soru vardır:

“Yalnız bu işte benim aklımın ermediği bir mes’ele var ki o da mürettipler cemiyeti reisi de dahil olduğu halde bu kadar muharrir ve gazeteci Kadıköyü’nde oturuyorlar da hep bir olup ne için orada yevmi [günlük] bir gazete çıkarmıyorlar?” Bunu Mahmut Yesari’ye de sormuş, usta yazar böyle bir niyetleri olduğundan söz ederek yarı edebi, yarı mizahi haftalık bir yayın düşündüklerini belirtmiş. Adının da “Kurbağalıdere” olmasını düşünüyorlarmış. 

Bu yazıyı günlük değilse de haftalık bir Kadıköy gazetesi içi yazdığım düşünüldüğünde bir Kurbağalıdere parantezi açmamın yadırganmayacağını umuyorum. 1930’larda Yesari ve arkadaşlarına Kurbağalıdere isminin neler çağrıştığını tam olarak kestirmek zor, ama bu yayının “yarı mizahi” olması bir ipucu olabilir. Günümüzde de bu isimdeki bir yayın hayli ilgi çekebilir, gördüklerinde Kadıköylülerin yüzünde müstehzi bir ifadenin oluşacağından ve kayıtsız kalamayacaklarından eminim – böyle bir yayında sadece Kurbağalıdere’yi temizleme girişimlerinin tarihçesi sayılar sürecektir. Bu iddiamın dayanaksız olmadığını belirteyim. Kaynağım Refik Halit’in “Kurbağalıdere’nin Kısmeti” (“Hep İstanbul”, yay. haz. Tuncay Birkan, İnkılap Yay. 2014) yazısı. 1942’de “Tan” gazetesinde yayımlanan bu yazıda “Sene 1900…” “Sene 1910…” “Sene 1920…” diye sıralayarak gazetelerdeki Kurbağalıdere haberlerini aktarıyor Refik Halit. Konu hepsinde derenin temizlenmesi, zamanla sadece haberlerin dili sadeleşmiş! Refik Halit hayli karamsar, “minelezel, ilelebet kıyamet gününe kadar aynı terane ve kısmeti kapalı aynı Kurbağalıdere! Kurbağaları bize kahkahaları ile güldür en kokulu dere!” diye bitiriyor yazısını.

Hikâye, roman ve gazete yazılarından derlenen kitapları son on-on beş yılda farklı yayınevlerince yayımlanmış, ismi yeniden gündeme gelmiş de olsa Osman Cemal pek bilinen bir yazar değildir. Hakkında yapılmış çalışmalar da çok az. Bu konuda Mustafa Apaydın’ın “Osman Cemal Kaygılı’nın Hikâyeciliği”ni (Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2006) ayrık tutmak gerekir. 

Genç yaşta gönderildiği Sinop sürgünü dönüşü yaptığı işleri sıralamak sürdüğü hayat ve esin kaynakları konusunda bilgi verebilir: İnek besleyip sütünü satmak, dağlardan topladığı kocayemişi satmak, Haliç vapurunda biletçilik, pazarcılık… Aynı zamanda öğretmenlik yapmış, gazetelerde yazılar yazmış ve ortaoyunlarında sahne almıştır. İstanbul hayatının pek çok yönünü yakından tanıyıp yazıya dökmüştür. Tahir Alangu, “Halk hayatının eğlenceli, renkli görüntülerinin tasvirini yap[tığını]” belirtir, Mustafa Apaydın bunun doğru ama eksik olduğunun altını çizer: “Hangi sorunu ele alırsa alsın Türk toplumunda modernleşmenin yarattığı sorunları tartıştığı fark edilecektir. […] Batılılaşma sorununu derinlemesine irdeleyen bir yazar olmadığını da kaydetmek lazımdır.”

Çok güzel iki romanı vardır: “Çingeneler” ve “Aygır Fatma”. Sait Faik, “Çingeneler”i “Türk edebiyatının ilk avantür roman tarzının bir şaheser numunesi” diye selamlar. Roman ve hikâyelerini konuşma diliyle yazılmış gibi görünen bir üslupla kaleme alan Osman Cemal, edebiyat yapmadan edebi bir eser yaratmanın en yetkin örneklerini vermiştir. Nitekim Refik Halit İstanbul’u tarihe mal etme bahsinde Hüseyin Rahmi’den sonra onun adını zikreder. Andığım romanlarının da “şimdiye kadar gelip geçmiş bütün muharrirleri birçok bakımdan geride bırak[tığını]” savunur. “Köşe Bucak İstanbul”daki yazılarıysa ayrı şahanelikte. Şu satırlar mesela bu sıcak yaz günlerinde biz Kadıköylülere “Ah!” dedirtiyor: 

“Kızıltoprağın, Feneryolu’nun, Göztepe’nin, Erenköyü’nün cuma günleri bile ıssız birer köyden farkı yok. Çünkü bohçasını, paketini yakalayan soluğu plajlarda alıyor. Caddebostan ile Suadiye kum gibi kaynıyor.” 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.