Haftalık Bağımsız Gazete 09 Ağustos 2020

Bir gün yine giderken…


Meltem YILMAZKAYA

Meltem YILMAZKAYA

Okunma 16 Temmuz 2020, 14:12

Kulağımda kulaklık, Göksel Baktagir hocadan, Hatıra Defteri bestesini dinliyorum. Elimde defter yazdıkça bir şeyleri bitiriyor, bir şeylere başlıyor, bir yerin eksiğini kapatıyorum sanki. Yolcu; yetişmesi mümkün zamanlarda vapurun kamburu. Vapur; hem yükü çeken hem deniz havası aldıran, manzarasıyla da kandıran. Vapurdayım. Paslı köşelerin kimlere tanıklık ettiğini düşünüyorum. Kimi evine dönerken onlara dayandı da düşündü ay sonunu, kimi sevgilisini, kimi hastasını, kimi yoksulunu. Vapurlar şimdi hatıra yoksunu. Canım Kadıköy - Beşiktaş hattı kaç kez iç çektik birlikte seninle. Simit atamadığım kuşlar içime dert oldu da, köpüğünü gazoz sanıp içimi ferahlattım. Güneş vurdu yüzüme acı acı, ben demirine yaslandım da, yanıklarıma dayandım. İstanbul her şeyinle ne çok işledin bize be, uzakta da olsam, hayalinle ayakta kaldım. Vapurunla, kamburunla...

Bir gün yine çıktım evimden hızla yetişmeye çalışıyorum Beşiktaş vapuruna. Vapurun saat kaçta olduğunu bilmezmiş gibi bazı işleri hep son dakikaya bırakıyorum. He bir de evde kediler olduğu için dönüp dönüp fişleri çektim mi, gaz kapalı mı, elektrikleri söndürdüm mü paniği var. Evdeki canların fazla sorumluluğu mu yoksa bu günden güne bende meydana gelen obsesyon mu henüz çözemedim. Neyse, yetiştim vapura nefes nefese açık tarafın tahta oturaklarındayım. Hava soğuk ama güneşin vurduğu taraf içini açıyor insanın. Karşımdaki orta yaşlı ablaya takıldı gözüm. Büyük marketlerde satılan plastik ve büyükçe kaplardan var kucağında, içi poğaça dolu. Aradan birkaç dakika geçince çay istedim çaycıdan, o zaman daha korona yok tabi, karton bardak daha temiz olur takıntım da yok, aldım ince bellimi elime. Abladan da bir poğaça alayım dedim, derken sohbet başladı. Eşi iki yıl önce bırakıp gitmiş, üç çocuğuyla hayat mücadelesine girmiş o da, değil okutmak, tek derdim karınları doymuş olarak uyusunlar, dedi. “Ben aç kalsam da olur”. Anne işte, her canlıda anne başka, kimi avlanıyor yavrusu için kimi, savaşıyor. Komşusu vermiş bu aklı ona, temizliğe gitmediğin günlerde poğaça, kek yap sat demiş, iyi para kazanırsın. Şans bu ya, gülmeyince gülmüyor gözünü sevdiğimin hayatı. O karşılaşmamız dördüncü çıkışıymış ama işleri kesatmış. Tertemiz yapıyorum diyor, sanki pastaneler çok mu temiz? Bilmediğimiz öyle çok hikaye var ki, hepsi içime oturduğu için bazen kaçıyorum devamını öğrenmemek için ne yalan söyleyeyim. Sustum. Elimde kalan poğaçayı martılara attım minik minik. Vapur yanaşmaya başladı iskeleye, abla kutunun kapağını açıp iki poğaça sardı, “Sen rızkını paylaştın ben de seninle bunları paylaşayım, afiyetle ye.” dedi. Her karşılaşmanın sebebi var hayatta diyoruz ya, bu da öyle bir şeydi. Allah cebi değil gözü tok gönlü dolu olanı bizimle karşılaştırsındı. Gerisi hayat, aynı hikâye işte, aynı vapur sesi aynı kalabalıklar aynı rutin.

Hayatımız rutin hale geldiyse yaş almaya başlıyoruz demektir. Aman dikkat! Sahile inmek için farklı yollar değil de aynı yolları kullanıyorsan bu sana bir uyarı olsun. Yan sokakta hayat başka akıyor, bir de oradan inmeyi dene. Bu, her sabah aynada aynı yüze bakmak gibi, suyu yüzüne vurup kafanı kaldırdığında aynada ne görüyorsan, sokakta da onu göreceksin, oysa ki hayat içinde başka akıyor. Hayat, akan kokan, düşen kalkan inen çıkan yol, önce cefa sonra sefa öğretisini anlayana. Hal bu iken, bir kez de gül kendine yarın sabah aynada, bu da geçer dile pelesenk değil, ruhuna ilaç olsun. Saçını başka topla, sağa değil sola tara, ayağını rahat hissettiğin değil kendini güzel hissettiğin, aslında çok da rahat olmayan ayakkabıda cesaretini ara! Temizlik işçisi abiye ya da artık kedi mamalarına muhtaç martılara verdiğin selamda kendini ara! Hayat dilde başka akıyor , “Günaydın”!

Bir kelimeyle, bütün hayatını değiştirebilirsin insanın işte. Kendinin de! Bu pandemi süreci sonrası bir erteleme çukuruna düşmüş gibi hissediyorum ara ara kendimi. Sonra hep o söz geliyor aklıma, “Sen değilsen, kim? Şimdi değilse ne zaman?”. Cesaret etmekten çok cesaret ettirmek muhteşem bir duygu aslında. Evladınıza ne kadar “yapabilirsin”i işliyorsanız, etrafınızdaki herkese de bunu yapabilirsiniz. Bir kelime! “Yaparsın” , “Seviyorum” , “vazgeçiyorum” neyse...

Her şeyi sildirebilir, yeniden yazdırabilirsiniz. Güzel söze, anlayan bir çift göze çok ihtiyacımız var! Her zaman hayırlı olan değil bazen de bizi anlık mutlu eden iyi geliyor bize, eh ne yapalım, insanız, o kadar da zaafımız var.

 

 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Selda Erkan - 3 hafta önce
Insanca yüreğe dokunmak bu olsa gerek Sevgili Meltem Yilmazkaya, teşekkür ederim dokundunuz yüreğime bu sabah ;Istanbul da bir yürek yaptınız beni taa Arhavideyken...Ustun Hocam'ın da dediği gibi çıkarıp aynayı bir selami verecek kadar önce kendimizden başlamalıyız değer vermeye...Değerli sanatçı sevgiyle kalin❤
Avatar
Gulay Kulacoglu - 3 hafta önce
Rutinin disinda hayat :))
Avatar
moi - 3 hafta önce
Çok hoş, içten bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık. ♥️
Avatar
Birsel - 3 hafta önce
çok güzel yüreğinize aklınıza elinize sağlık