Haftalık Bağımsız Gazete 28 Şubat 2020

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”


Begüm KAKI

Begüm KAKI

Okunma 13 Şubat 2020, 15:39

Begüm Kakı

begumkakii@gmail.com

İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün daha da çirkinleştirilen, anlamına varılamayan zavallı güzel şehrimiz. Bu şehre dair başka bir hikâyeye ne dersiniz? Tiyatro adına ülkemizde yeni ve güzel heyecanlar yaratan Fiziksel Tiyatro Araştırmaları’nın geçtiğimiz ay prömiyerini yapan yeni oyunu Kalabalık Duası, bizi efsunuyla saran, keşmekeşiyle bunaltan İstanbul’un sırrının peşinde bir hikâyeyle baş başa bırakıyor. 

Fiziksel Tiyatro Araştırmaları’nın Mart 2019’dan beri süren araştırmasının bir sonucu Kalabalık Duası. Sezonlardır beğeni toplayan, alternatif Macbeth hikâyesi anlatan Şatonun Altında’dan sonra Volkan Çıkıntoğlu’nun özgün metni ve Tolga İskit’in şahane performansıyla bir oyun ortaya çıkartmışlar. Oyunun türünü tanımlamak pek mümkün değil, deneysel, farklı disiplinlerden katkılarla ortaya çıkmış şahane bir iş duruyor sahnede. Arkasına İstanbul’u alıp bilge mi, deli mi olduğuna karar veremediğimiz grotesk bir karakter bir meddah gibi hikâyesini anlatıyor. Bu karakter, sesi, tipi bozuma uğramış, sokaklara ait, 1000 yıldır ölüp ölüp dirilen bir “meczup”. Yüzünü izleyiciye dönüyor ve her semtinin ayrı dokusu olan İstanbul’un sokaklarından anlatıyor, Balat’tan, Samatya’dan, Haliç’ten, Üsküdar’dan… Bekliyor, o da bekliyor, biz de bekliyoruz. Neyi beklediğimizin cevabını ise yine o veriyor: Alnındaki sırrı çözmeyi bekliyor. Bu sırrı çözmesindeki amaç ise bu şehirden kurtulmanın sırrının alnımızdaki sırrı çözmekle mümkün olması; çünkü alnındaki sırrı çözen bu şehirden kurtulur. Anlatıcı bu sırrın peşine rüyasında onu bulan Abdullah Efendi’nin öğütleri, telkinleri üzerine düşüyor. Bu sırra sahip olanlardan ve keşmekeşi öğütleyen Üsküdarlı Cüce Rıfkı Efendi’nin evine vardığında ikilemde kalıyor. Abdullah Efendi “düzen” diyor; Cüce Rıfkı Efendi üzerine oturduğu kara kaplı koca kitapta “keşmekeş” diyor. Sırrın peşinde koşarken karşısına türlü türlü insanlar çıkıyor, başından türlü türlü olaylar geçiyor. Düzenin, keşmekeşin ortasında bir cümbüşe dönüşüyor hayatı, aynı İstanbul gibi. Şekilden şekle, karakterden karaktere giren anlatıcı akılcı ve mistik olanın, evrensel ve yerel gerçekliklerin, hiçliğin ve çokluğun, varlığın ve yokluğun hararetli tartışmasına giriyor. 

Volkan Çıkıntoğlu, öyle bir metin sunuyor ki şehrin dokusunu çok iyi tanımış, semtlerin kimliğini hissetmiş, yürümüş, okumuş, özümsemiş ve ayrıntıları boğmadan parça parça işlemiş dedirtiyor, hayranlık yaratıyor. Tek başına koca bir şehrin sırrının peşine düşen anlatıcıya gelirsek -övgüler düzmemek için kendimi tutmam gerekiyor- Tolga İskit yine tüm varlığını ortaya koyuyor. Kendisini ilk olarak Joko’nun Doğum Günü’nde ve ardından geçtiğimiz sezon Maraton’da izleme fırsatı bulduğum ve her oyunda, dakikalar süren, durmak bilmeyen performanslar sergileyen, terini dökmekten, nefesini tüketmekten asla çekinmeyen bir oyuncu. Bu rolün de hakkını sonuna kadar veriyor. Tek başına sırtladığı Kalabalık Duası’nın üstesinden geliyor. Oyun boyunca zengin metin, güçlü performans birbirini kovalıyor.

Bir şehrin sırrını, rüyaların etkisi altında, gerçeği kaçırmadan farklı disiplinlerle bezeyerek ortaya koyan başta yönetmen Güray Dinçol olmak üzere tüm ekip çok iyi bir iş ortaya koyuyor. Anlatıcı son kez soruyor her gün birbirinin yanından geçen bir an için bir araya gelmiş izleyiciye “Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”. Bunun cevabını vermek isteyenler oyunu 19 Şubat’ta Kumbaracı50’de, 22 Şubat’ta Kadıköy Theatron Yeldeğirmeni’nde izleyebilirler.

Bu ayki oyunlardan bir seçki:

*Öyle Şeyler Yalnızca Filmlerde Olur

Pınar Göktaş’ın 90’ların sonuna 2000’lerin başına, dönemin romantik filmleri, hit şarkıları ve atmosferi içinde bir genç kızın kişisel hikâyesini anlattığı Öyle Şeyler Yalnızca Filmlerde Olur’u 15 Şubat’ta Moda Sahnesi’nde, 25 Şubat’ta Koma Sahnesi’nde izleyebilirsiniz. 

*Kürklü Venüs

Sacher Masoch'un aynı adlı eserinden uyarlanan Pervin Bağdat ve Ersin Umut Güler’in oynadığı Kürklü Venüs’ü 17 Şubat’ta Moda Sahnesi’nde izleyebilirsiniz.

*10 Saniye

Bir öğretmen ve veli arasında şiddet, istismar ekseninde gelişen, anneliğin ve öğretmenliğin kutsallığını tartışmaya açan başrollerinde Algı Eke ve Nergis Öztürk’ün yer aldığı 10 Saniye’yi, 18 Şubat’ta Caddebostan Kültür Merkezi’nde izleyebilirsiniz. 

*Dansöz

Bütün hikâyesi duyduğu bir müzikle değişen kayıp bir kız çocuğunu anlatan Dansöz’ü, 21 ve 28 Şubat tarihlerinde Kadıköy Theatron Yeldeğirmeni’nde izleyebilirsiniz.

*Sanmıştım ki

Farklı kadın hikâyelerinin dokuma, dans ve tiyatroyla buluştuğu Sanmıştım ki, 22 Şubat ve 3 Mart’ta Kadıköy Emek Tiyatrosu’nda izlenebilir.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.