Haftalık Bağımsız Gazete 26 Mart 2017

Beyaz adam her şeyi fethetmek istiyor!


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 17 Şubat 2017, 11:54

Caz tarihi ikiye ayrılır derler: (cazın büyücüsü) Miles’dan önce ve sonra… 1987’de Beyaz Saray’daki bir akşam yemeği davetinde, bir siyasetçinin eşi, caz trompetçisi Miles Davis’e cazın Amerika’da aslında neden öldüğünü sorma gafletinde bulunur. Davis, şahsına münhasır ve acımasız tarzıyla cevap verir: “Caza burada itibar edilmiyor çünkü beyaz adam her şeyi fethetmek istiyor.” Kadın, sarsılmış bir şekilde yeniden sorar: “Peki, sen hayatında itibar edilecek ne yaptın? Neden buradasın?” Davis: “Aslında, müziği beş veya altı kez değiştirdim,” der kadına ve ekler: “Sen beyaz olmak dışında -bu benim için önemli değil- itibar görecek ne yaptın? Şöhret iddian nedir, söyle bana.” Geçen akşam, 70’li yıllara damgasını vuran, caz müziğinin efendisi Davis’in, 2015 yapımı, Don Cheadle’in yönettiği ‘Miles Ahead’ (biyografi) filmini izlerken, aklıma Tom Barnes’in Mic’te yayınlanan makalesinden bu alıntı geldi. ‘Sizlerin iddiası nedir?’ bilmiyorum ama ‘Ademoğlu’ ve ‘Havvakızı’nın kendi varoluşunu ifşa ettiği günden bu yana ‘beyaz adam’ın bir şeyler(i) karıştırdığı kesin! (İçimden geldi notu: Şimdi fona en temizinden Davis cazı döşerken, okumayı da ‘Beyaz Adam’ın dünyasında var olmaya çalışan ‘Siyah Adam’ın kendi jargonundan yapmak isterseniz tavsiyemdir: Şair, yazar ve gazeteci Quincy Troupe’ın editörlüğünde ve bizzat Davis’in kendi anlatımından oluşan hayat hikayesi Avi Pardo çevirisiyle ‘Miles Davis’ adıyla ellerinizden öper.)

**

Mahallede vintage dükkan alarmı!

Bu hafta, vintage ve retro meraklılarını mest edecek bir adres vermek istiyorum: Mod Vintage. Avrupa Yakası, Cihangir’den sonra mahalle topraklarında, geçen hafta sonu renkli bir partiyle ikinci şubesini açan dükkan, vintage’in hakkını veriyor; elbiseler, gözlükler, çantalar, retro ceketler, kabanlar, gömlekler ve daha pek çok ürün yeni sahiplerini bekliyor. Yolunuz düşerse bir göz atmanızda fayda var; saat 12.30 ve 21.00 arasında açık olan dükkan Bademaltı Sokak’ta konuşlanıyor.

**

“Bizim tam olarak anlamadığımız şey... Neden Abulkasem? Belki ben Abulkasem? Belki sen Abulkasem? Peki, gerçekten kimdi bu adam? Dünyanın bir numaralı aranan adamı olmadan önceki hayatında nasıldı?” Bu sezonun; konusu, yönetimi, sahnelenişi ve oyunculuklarıyla dikkat çeken ‘en oyunlarından biri’ olan ‘İstila’ bu peşrevden sarkıtıyor meramını.

İkincikat tiyatrodan adını bildiğimiz, pek çok yazdığı oyunla da izleyicilerin algısını paklayan Sami Berat Marçalı’nın (İkincikat kurucu ortaklığından ayrılmasıyla) kurduğu B Planı, tiyatro sahalarına ‘İstila! / İnvasion!’ oyunuyla merhabasını verdi.

Tunuslu bir baba ile İsveçli bir annenin oğlu olan, 1978 Stockholm doğumlu, roman ve tiyatro yazarı (Meraklısına not: İsveç’te kuşağının en önemli yazarı kabul edilen ve genç yaşına rağmen çoğu ödül kazanmış, dört romanı ve altı oyunu olan) Jonas Hassen Khemiri’nin ilk oyunu ‘İstila’; sözcük, fikir ve imaj kasırgasına sebep olan büyülü bir ismin etrafında dolanıyor: ‘Abulkasem’.

Metin; ‘kimlik’, ‘ırk’ ve ‘dil’le ilgili derin ön yargılarımızı odak noktasına alıyor. Bizi kültürel kimliğimizle yüzleşmeye davet eden oyun; kendimize en çok sorduğumuz ‘kimlik-ırk-dil’ kavramlarını, kanlı canlı bir şekilde sahneye taşımayı başarıyor. Oyun içinde oyunlarla gelişen, kimi sahnenin farklı bakış açılarıyla tekrar karşımıza çıktığı (ki bu durum metni yoğun - yorucu gösteriyor, bunun da seyircide karışıklık yaratması çok olası, lakin mevzu uzak değil, bugünün dünyası)‘İstila’; iki öğrencinin, okuldaki tragedya provasını, çok kötü oynandığı gerekçesiyle istila etmesiyle başlıyor.

‘Abulkasem’in başlangıçta öylesine bir isimken, bir süre sonra gülünç, dalga geçilen, eğlenceli, hakaret, övgü, sıfat, isim, hatta fiil olarak kullanılan ve son evresinde de potansiyel bir ‘terörist’e uzanan yolcuğunu dikize yattığımız oyunun kahramanları ise; Barış Gönenen, Hakan Kurtaş, Efe Tunçer ve Seda Türkmen. Altını çizmeden edemeyeceğim; uzun zamandır, ilk defa, sahnedeki oyuncuların birbirini ezmeden ve karakterlerini ön plana çıkarmak adına tekelleştirmeden, tam tersine birbirlerini büyüten, sahici oyunculuklarını bir kez daha yürekten kutluyorum. Bu dörtlü, son yıllarda izlediğim en iyi performansa imza attılar; alkış! Dekorun minimalliği, insanın ‘biricik’liğini, kimliğini simgeleyen duvardaki parmak izi ise ayrıca takdire şayan. Bu minvalde de metinin içeriğini, dekorda verdiği hava ile yansıtan Jesse Gagliardi’yi tebrik ediyorum. Kısaca; ABD’nin Trump’lı günlerinin yarattığı fotoğraf ve yeni dünyanın yeni yaşam biçimlerinin kendini kadrajladığı yerden ‘İstila’nın söylemine bakmak hele ki yaşadığımız bugünkü politik jargonda başka bir perspektif sağlayabilir.

Oyun: 17 Şubat’ta Emek Tiyatrosu’nda, 5 Mart’ta ise CKM sahnesinde olacak. Detaylar için: www.b-plani.org

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.