Haftalık Bağımsız Gazete 24 Haziran 2019

Bayram küsleri barıştırır


Müge İPLİKÇİ

Müge İPLİKÇİ

Okunma 30 Mayıs 2019, 15:37

Bayram yazılarını oldum olası hep severim. Bu yüzden erken bir yazı olarak görünse de bu keyfi çıkarmaya niyetliyim...

Şeker bayramlarının kıymeti, paha biçilmezlerimden ve esaslarımdandır. Neden derseniz, bu ‘manevi’ tınılı bayram yüzünden hiçbir hayvan, nebat şu bu ölmez, kan dökülmez. Ve daha da önemlisi küsler barışır. Şeker bayramı, hikmeti kendinde saklı keyfin tekidir.

***

Afitap Abla’nın Yavuz Enişte ile barıştığı zaman da böyle bir zamandı işte. Afitap Abla(m), işveli hatta, yalan söylemeye hacet yok, civelek genç bir kadındı. Yavuz Enişte ise ketum adamın teki. Bu ikilinin arkadaşlıklarıysa çok eskiye dayanırdı. Öyle ki birlikte bayram şekeri peşine düşme, hatta şeker araklama fasılları, lunaparkta zaman geçirme, vakti zamanında birlikte hayata koydukları bir gelenekti! Sonra bir baktık evlenivermişler, boşanıvermişler ve başka başka insanlarla yollarına devam etmişler... Soracaksınız şimdi birbirlerine âşık mıydılar diye.

Bunu bir solukta anlatmak mümkün mü emin değilim ama deneyeceğim:

Eğer aşk, diyelim ki adınız Afitap değil de Suna, yıllar öncesinde bırakmış olduğunuz bir siluetin adı da Kerem ise (şu an tamamen atıyorum), Suna olarak sabahın bir vakti, yıllar öncesinin Kerem’ine benzeyen bir oğlan çocuğunu karşınızda bulup, o çocuğun size ‘Suna’cığım bana geçen hafta verdiğin kitap hayatımda okuduğum en güzel kitaptı’ derkenki gülümsemesi karşısında bir müddet susmuşsanız (çok değil on saniye kadar) ve derken adına güya Yoğurtçu denilen bir parktan yalancı bir rüzgâr esmeye başlamışsa, işte o zaman oğlana bakıp, kollarınızı açıp Kerem, Kerem’ciğim, seni ne kadar özledim diye sarılırsanız...

İşte o sarılıştaki aşkın adıydı Afitap Abla ile Yavuz Enişte’nin arasındaki aşk. Kısaca biraz düş, biraz yalan, biraz eksik yaşanmış, biraz geç kalınmış, her iki tarafı da kırıp geçmiş, yer yer onarılamamış, yer yer sözcüklerle tıkanmış, yer yer sözcüksüz ve soluksuz kalmış bir ilişkiden yansıyanlardı. Bir ad aranacaksa, aşktı, doğru. Ancak arandığı zaman da bir o kadar uçarıydı -tüm aşklarda olduğu gibi. Uçarı ve bir o kadar da kırılgan.

Afitap Abla ile Yavuz Enişte birbirlerine ne çok küserdi. İşte o küstükleri bir zamanda, tesadüf bu ya, takvimler bir arifeyi gösterivermişti. Kadıköy Çarşısı’na ayrı ayrı gitmişler, ortak tanıdıklarla ayrı zamanlarda laflamış, ortak ama ayrı ve aynı şeylerden satın alıp durmuşlardı. Kahve, lokum, badem şekeri, bir şeyler daha. Evet o bir şeylerin içerisinde karışık akide şekeri de vardı ve çocukluğun içine sıkıştırılmış olan bayram ışıltısı da.

O akide şekerinin ışığında ayrı ayrı geçirdikleri onbir yıl sonunda yine Kadıköy’de, Çarşı içinde bir bayram günü karşılaştıklarında Afitap Abla ve Yavuz Enişte, Suna ile Kerem’inkine benzer hayali bir gülümseyiş geçti aralarından. Bir ömre tutunacak olan o sevgi, akideli bir güne, bir badem şekeri kırılmaz bükülmezliğine, lokumun müphem kokusuna ve elbette kahvenin o denklemsiz zamanına yayılıverdi. İşte o zaman Suna’nın küçük bir çocuğun heyecanına sarılıp Kerem’i hatırlaması gibi, yedikleri lokum, badem şekeri ve içtikleri kahvede aralarında tozutan, olacak iş değil ama, o eskiyi hatırlayıverdiler.

Afitap Abla, Yavuz Enişte’ye dönüp akide dişleriyle:

‘Eee, dedi, anlat bakalım... Onca yıl nasıl geçti?’

Yavuz Enişte özlemle diyemedi elbet. Kahvesini yudumladı ve

‘Fena değil’ dedi kahveyi bahane ederek. Kaç kez başka insanlara Afitap diye sarıldığının gölgesinden kaçıvererek. Kaçarken Afitap’a yakalanmaktan endişe etmeksizin. O yüzden gözlerini Afitap’ınkine dikti. Afitap da oradaydı elbette!

Velhasıl Suna ve Kerem’in yapamadığını onlar yaptı, barışıverdiler!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.