Haftalık Bağımsız Gazete 26 Mayıs 2020

Bahariye’den aşağı inmek


Behçet ÇELİK

Behçet ÇELİK

Okunma 09 Ocak 2020, 15:26

“Bahariye’den aşağı inilir mi! İndik işte! Bu gidişle daha nerelere ineceğiz?”

Geçtiğimiz yıl tam metni Türkçede ilk kez yayımlanan ve yıl içinde okuduğum kitaplar arasında en iyisi olduğunu düşündüğüm Zaven Biberyan’ın “Karıncaların Günbatımı” romanından bu alıntı. Romanın başkahramanının annesi yoksul düştüklerini, artık Moda-Mühürdar hattındaki evlerindeki statülerinde olmadıklarını ifade eder bu sözüyle. 1945’lerde Bahariye Caddesinin bir sınır olduğu anlaşılıyor; aşağısıyla yukarısının, hayli yoksul hayatlarla varlıklı hayatların sınırı. Bugünden baktığımızda pek aşina gelmeyecek bir durum.

Kuşkusuz bir romanı bu gibi bilgiler edinmek için okumayız, hatta herhangi bir bilgi edinmek için de okumayız; ama bu okurken bir dolu şey öğrenmeyeceğimiz anlamına gelmez. En başta bir başkasının yerine geçer, dünyaya oradan bakarak bir şeyler öğreniriz – sadece gördüklerini değil, başka bir insanın içinden bakmayı da. James Wood’un, kurmacayla hayat arasındaki bağı araştırdığı Hayatın En Yakın Benzeri’nin girişinde G. Eliot’tan yaptığı alıntı bunun altını çizer: “Sanat, hayatın en yakın benzeridir; insanın hayat deneyimini yelpazesinin genişlemesine, kişinin öteki insan hemcinsleriyle, kendi payına düşen ilişkiler dışında başka ilişkiler kurmasına katkıda bulunur.”

“Karıncaların Günbatımı”nda karşımıza çıkan 1945’ler Kadıköy’ü değilse de, “en yakın benzer”lerinden biridir, diyebiliriz. Bu dünyadan çocukluğu Moda-Mühürdar arasında geçmiş, 1941’de Nafıa askeri olarak 3,5 yıl askerlik yapmış, babası Varlık Vergisi çıkınca Aşkale’de yol işçisi olarak çalışmamak için varını yoğunu satıp vergi borcunun tamamını ödediği için yoksullaşmış Baret Tarhanyan isminde biri geçmedi. Ne ki 2. Dünya Savaşı sırasında Hicri Takvimle 1312 ve 1332 arasında doğmuş gayrimüslim erkekler Nafıa Vekâleti (Bayındırlık Bakanlığı) nezdinde istihdam edilmek için 3-4 yıllığına askere alındı ve peşinden gayrimüslimlere çok ağır bir Varlık Vergisi uygulandı.

“Hayatın en yakın benzeri” tespiti her edebi yapıt için geçerli değildir, ama Biberyan’ın romanı bunun izlerinin sürülebileceği metinlerden. Tarih kitaplarının bize sunmadığı bir şey var romanda: Baret’in, o yıllarda yaşamış bir Ermeni gencinin deneyimini bize açıyor. Mekânların romandaki yeri de hayli önemli. Wood’un vurguladığı gibi, bu “kurmacada [da] dış gözlemlerin çoğu aynı anda iç gözlem.” Romandaki mekânlar, Kadıköy, Büyükada, Fenerbahçe, Beyoğlu Baret’in gözünden aktarılırken onun ruh haline dair bir şeyler de beliriyor zihnimizde. Çocukluğunun geçtiği yeri anlatışında çocukluk dünyasındaki bütünlük sezilir mesela: “Sokaktan denize inersin. Karşında deniz, gökyüzü ile birleşir. O yoldan inerken gökyüzüne gittiğini zannedersin.” Mühürdar’dan denize doğru inen, yazarın çok haklı olarak Gökyüzü Yolu dediği yer burası. Askerden geldiğindeki ruh hali de mekândan sezilir: “Kuşdili’ne yaklaştıkça, sokaklar ve evler değiştikçe yabancılık duygusu artıyor, şekil değiştiriyordu.  İlk görüşte hissettiği sıkıntıyı şimdi anlamaktaydı.” Büyük bir hayal kırıklığıdır dönüşü. Ayrıldığı eve dönmemiştir, ama esas olarak yeni evde (yeni sosyal statülerinde) aile içi ilişkiler de darmadağındır. 3,5 yılın gerilimini atmayı umarken daha da gerilir. Öte yandan iç dünyasındaki karmaşa toplumun geçmişinden ve şimdisinden yalıtık değildir, Baret farkına varamasa da. Yaşadıkları, tanık oldukları, dinledikleri bitmemiş bir geçmiş zamanın, yaşanamayan şimdiki zaman ve geleceğin belirsizliğiyle nasıl üst üste bindiğini fark etmemizi sağlar. Özellikle geçmişteki felaketin ağırlığının.

1965’te TİP’ten İstanbul Belediye Meclis üyeliğine seçilen ve belediye başkan yardımcılığı da yapan Biberyan’ın romanı Baret’in iç dünyasının başarıyla aktarıldığı bir roman olmanın yanında, köy romanlarının revaçta olduğu sıralarda yazılmış bir şehir romanı. Şehrin havasını solur, ruhunu hissederiz okurken; salt tasvirler değil bunu sağlayan, olay örgüsü de toplumsal dokuya, hatta “kutsal” aileye kadar sinmiş rekabeti, iktidar hırsını, mülkiyet düşkünlüğünü ve üzerlerindeki sessizlik örtüsünü açığa çıkarıyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ahmet mutlu - 5 ay önce
behcet celik oyle guzel ozetlemis ki kitabi,okumus gibi girdim icine..Eline
saglik
Avatar
Hulki Demirel - 5 ay önce
Elinize sağlık, ben de uzun bir süre ayrı kalıp geri döndüğüm şehrimde mahallemde "ayrıldığı eve geri dönememk " hissini yaşadım, esasen o kadar büyük bir dönüşüm ve tahrip yaşanmaya devam ediyor ki her Istanbul'a gelip gittiğimde aynı duyguya kapılıyorum. Edebiyat için yazdıklarınız da harika, sağoluntekrar, Murat Sevinç'e de teşekkür etmem gerekiyor
Avatar
Erol Güngör - 5 ay önce
Benimde çocukluğumun bir bölümünün gećtiği kadıköy,kısa bir yazıda pekçok anımın depreștiği kadıköy.sevgiler