Haftalık Bağımsız Gazete 22 Ağustos 2019

Asla bu filmi kaçırma!


Uğur VARDAN

Uğur VARDAN

Okunma 07 Şubat 2019, 09:44

Bu hafta bir değişiklik yapıp önce kısa öneriden girelim yazıya: Bir yandan akıp giden hayatın içindeki siyasal dönüşümler, öte yandan önce Nazilere sonra da komünist sisteme tanıklık eden bir sanatçının kendi ruhunu ve stilini bulma çabası…

‘Başkaların Hayatı’ adlı etkileyici dramasıyla hatırladığımız Florian Henckel von Donnersmarck imzalı ‘Asla Gözlerini Kaçırma’ (‘Werk ohne Autor’), Kurt Barnert adlı kurgusal bir karakter odağında sanat ve siyaset ilişkileri üzerine de çok şeyler söylüyor. Bu yılki Oscar’ların ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ kategorisindeki beş aday yapıttan biri olan ve üç saat 10 dakikalık uzunluğuna rağmen süresini hiç de hissettirmeden kendisini izleten yapımlardan biri var karşımızda, ‘Asla bu filmi kaçırma’yın derim.

***

Koca bir ada ve bu ada üzerinde, iktidarda olmalarına rağmen kendi kaderlerini tayin hakkı konusunda problem yaşayan iki kadın… ‘İskoçya Kraliçesi Mary’ (Mary Queen of Scots’) ön planda Mary Stuart’a odaklansa da aynı tarihsel dilimin tanığı konumundaki Birinci Elizabeth dolayısıyla aslında iki kadının öyküsünü anlatıyor diyebiliriz.

John Guy’ın ‘Queen of Scots: The True Life of Mary Stuart’ adlı biyografik kitabı esas alınarak sinemaya uyarlanan yapımda öykü, 1561’de, 18 yaşında eşi Fransa Kralı İkinci François’nın vefatı üzerine ülkesine dönen bir kraliçenin yaşadıklarından yola çıkıyor. Tahta oturan kişi Mary olsa da çevresine saran erkeklerin bitmez tükenmez iktidar hırsı, sistemin kendi içindeki dengeleri, dinsel ayrımlar, öte yanda İngiltere Sarayı’ndaki Elizabeth’in kuzenini bir tehlike olarak görmesi derken ortaya son derece kaotik bir görüntü çıkıyor.

Tiyatro kökenli Josie Rourke, Beau Willimon imzalı senaryoyla sinemaya taşınan bu adaptasyonda öncelikle başarılı bir dönem atmosferi yaratıyor. Mekânlar, kostümler, çevre düzenlemesi vs. etkileyici bir 16. yüzyılı inşasını sağlıyor. Öte yandan Rourke oyuncu yönetiminde de başarılı; daha önce sinema tarihinde birçok kalburüstü yıldızın canlandırdığı iki karaktere bu kez Saoirse Ronan ve Margot Robbie ikilisi hayat veriyor. Mary ve Elizabeth’in ayrı kollardan ilerleyen kişisel akışları öykünün bir noktasında kesişiyor (ki gerçekte böyle bir kesişim / buluşma yokmuş ve filmin tarihsel gerçeklere aykırı en önemli yanı buymuş). Kimi Batılı eleştirmenler yönetmenin son derece estetik ve zarif sahneler eşliğinde çektiği bu bölümü, ‘Heat’teki Pacino-De Niro buluşmasına benzetmişler…

‘İskoçya Kraliçesi Mary’, tarihsel geçmişe bugünün çizgisinden ve bize hatırlattıklarından bakıyor… İki kraliçe erkekler dünyasında aslında son derece yalnızlar ve iktidar erki, sanki onların elinde görünse de sistem kendi bildiğini okuyor. Bu tabloda Elizabeth zaten giderek erkekleşmiş, Mary ise ona dayatılanlara karşı doğasına uygun davranıyor. Seviniyor, üzülüyor, şefkatini gösteriyor, duygularını belli ediyor. Ama ‘Taht oyunları’ denen denklem, her seferinde olduğu gibi galip çıkıyor…  

Josie Rourke’un yapıtı feminist bir dokunuşun eseri. Ve bu dokunuş, bütün bir filmi sarıp sarmalarken ana karakterlerinin tarihsel yalnızlığını, hüznünü ve koşulların onu değiştirme, dönüştürme gerçeğini seyircisine geçirmeyi başarıyor.

**

Puan cetveli

İskoçya Kraliçesi Mary                  4

Ölümcül Labirent                           2

Dogman                                         4

Asla Gözlerini Kaçırma                  4

Sisters Biraderler                           4.5

Sarayın Gözdesi                             3.5

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.