Haftalık Bağımsız Gazete 24 Temmuz 2017

Aşkından delirmedim, belki de deliydim…


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 15 Mart 2017, 16:44

“... O günden beri sanırım sevmenin ne olduğunu da öğrendim: Atılganca kendi duyguları üstüne ‘abartmalı’ iddialara girmek değil, karşıdakine özenle davranmak, onun arzularına ve ritmine saygı göstermek; hiçbir şey istememek, verileni kabul etmeyi öğrenmek; her armağanı yaşamın bir sürprizi olarak kabul etmek; aynı armağanı ve aynı sürprizi iddiasızca, hiçbir zorlamaya başvurmadan, karşıdakine de yapabilmek! Özetle, yalın özgürlük...”

500 küsur sayfalık ve 23 bölümden oluşan ‘Gelecek Uzun Sürer’de böyle nidalanıyor Marksist filozof Louis Althusser. Otobiyografi kitabı elimizdeki… Bir insanın kendini deşifre edişinin öyle kolay olmayacağını düşünüyorum, ayrıca bahsi geçen kişi de Althusser olunca; biraz kenara geçip, sakinde ‘durmak’ lazım gibime geliyor! Girizgâhı Althusser’den verdim ki, bugün yaşadığımız çağda, sığındığımız bahanelerimizi az da olsa ayıklayabilelim diye; misal, materyalizmin tuttuğu tek tanımının, ‘kendine masal anlatmayı bırakmak’ olduğunu söylüyor. Peki, bunu yapabilir miyiz, işte bu da bizim dilemmamız!

Hariçten Gazelciler…

90’ların sonunda okuduğum kitaba, bugünlerde yeniden bir göz gezdirdim de; delice âşık olduğu karısı Helene’i yatak odasında boğarak öldürdüğünü anlattığı bölümde kaldım, en sessizinden içime kaçtım, sustum. (Bu da var notu: ‘Deli’ demişken; ‘Aşkından delirmedim / belki de deliydim’ diyor, Hariçten Gazelciler’in miss adamı, çağlama enstrümanının mucidi Ömür Kılıçaslan. 2014’ün bir Haziran sabahı dengesini kaybederek evinin balkonundan aşağıya düşüp, can vermişti ulvi sesli, kocaman yürekli Ömür. Reggae altyapılı, çağlama soloları ve gümbür gümbür bass riff’leri unutulur mu!) Ee, madem Hariçten Gazelciler’e geldi mevzu, bahaneyle buradan bir kez daha Ömür’e selam çakmış olup, pası da gazelcilerin: ‘Kendimden geçtim ama / olamadım bir tek sen / sen benden vazgeçtiysen / ne olsam nafile’ diyen, sonuna da ‘gönül bir muammadır’ı ekleyen şarkısına verelim. Efkâr bastıysa, güzel; Kadıköy sahili paklar şimdi içimizin pasını… Devam!

Afife ile Bedia; Hayal-i Temsil

Bu hafta güzergâhı İstanbul Şehir Tiyatroları’na çevirelim istedim. Zira kaleminin hastası olduğum Ahmet Sami Özbudak’ın yazdığı “Hayal-i Temsil” 2015’ten bu yana şehir perdesinde endam etmekte. GalataPerform tiyatro ekibinden aşina olduğumuz Özbudak, ‘İz’ oyunuyla hafızalara kazınmıştı. (Meraklısına not: 2013’te ‘İz’le Avrupa’nın en prestijli ödüllerinden biri olarak gösterilen Avrupa Genç Yazar Ödülü’nü aldı.)

Gelelim; ‘Afife ile Bedia’ alt başlığıyla merhabasını veren ‘Hayal-i Temsil’e… Oyunun yönetmeni Kumbaracı50 ve Altıdan Sonra Tiyatro’dan tanıdığımız Yiğit Sertdemir. ‘Yazar’ ve ‘yönetmen’in bugüne değin yaptığı işleri düşününce, ortaya nasıl bir oyun çıktığını varın siz düşünün! Oyuna can verenlerse; Hümay Güldağ, Şebnem Köstem ve Yiğit Sertdemir. Üç oyuncu da sade ve pürüzsüz performanslarıyla göz dolduruyor; tebrikler! Oyunun; dramaturgu Sinem Özlek, kostüm Nihal Kaplangı, ışık Cem Yılmazer, koreografi Cihan Yöntem, müzik ise Tuluğ Tırpan imzalı.

İki perdelik ‘Hayal-i Temsil’, Türkiye tiyatrosunun iki önemli kadın sanatçısının hayatını konu alıyor: Afife Jale ve Bedia Muvahhit. Bizlere hikâyeyi anlatansa, yanlarında çalışan makyörleri Dikran Efendi. İlk sahneye çıkışları ile başlayan oyun, vefatları ile son buluyor. Birinin yükselişinin diğerinin ise düşüşünün başlaması aynı döneme isabet eden, gösteri âleminin bu iki şahsına münhasır, öncü kadının paralel zamanlarda, farklı yaşanmışlıklarına tanık oluyoruz. O tarihlerde sahneye çıkan ilk ‘Türk-Müslüman-kadın’ oyuncu olmanın ne denli zor ve emek gerektirdiğini, bugünlerin pek çok mevzusundan da anlayabilirsiniz. (Es notu: Tabii ki anlayana!)

Afife Jale ile Bedia Muvahhit aynı sahnelerden geçmiş olmalarına rağmen hiç beraber çalışmamışlar. Fakat anlatıcı rolündeki Dikran Efendi, hikâyeyi bize öylesine masalsı bir şekilde anlatıyor ki iki yakın dostun anılarını dinliyor gibi hissediyorsunuz. Bir bakıma Türkiye Tiyatrosu, Darülbedayi tarihi hakkında bilgilerimizi tazeliyoruz. Belgesel kıvamında ve yer yer incesinden melankolik sahalarda da gezen metin, ‘kendimce’ bazı gördüğüm uzatmaları hariç, sezonun seyrine dalınacakları arasında; kaçıranlar yahut yeniden dikize yatmak isteyenlere duyurulur!

“…Siz hiç, hayatınızı borçlu olduğunuz herhangi birinin hayatını çaldınız mı? Bu topraklarda kadın olmak nedir üzerine ahkâm kesemem. Ama erkek olmak üzerine kesebilirim: utançtır. Unutmayınız. Eğer oyunumuzun iki yaprağı erkek olsaydı, böyle bir oyun çıkmazdı karşımıza. Böyle acılar çekilmemiş, böylesi bedeller ödenmemiş olurdu. Bu yanıyla da karşınızdaki oyun bir özür. Tüm erkekleri temsilen, tüm kadınlara dilenmiş bir özür. Affetsinler bizleri.” Oyunun tanıtım kitapçığındaki Sertdemir’in notuyla yazıya veda busemi verirken, izninizle yine oyundan bir cümleyle yıkıcı darbeyi indirmek isterim: “İnsanoğlunun en büyük yanılgısı yalnızlıkla mücadele etmek.” 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.