Haftalık Bağımsız Gazete 18 Kasım 2019

“Müzik sonsuzdur, hayalgücü gibi...”

5 yılı aşkın süredir birlikte müzik üreten müzisyenlerin, enerjik ve eğlenceli oluşumu ‘Dalganabak’, insanlara hayal güçlerinin sınırsızlığını notalar aracılığıyla hatırlatıyor

“Müzik sonsuzdur, hayalgücü gibi...”
Gökçe UYGUN

Onlara sokakta ya da vapurda rastlamış olabilirsiniz, yahut internette, içinden coşku fışkıran kliplerinden birini izlemiş olabilirsiniz. 5 yıl önce başlayan müzikal varlığını, bir albüm ve tekli ile taçlandıran Dalganabak grubu, kendini ‘birbirinden farklı soundları kendi tarzlarına, şok etkisi yaratarak birleştiren çok bağımsız müzik grubu’ diye tanımlıyor.

Dalganabak’ı; müzisyen dostlarını birlikte müzik yapmaya davet ederek grubu kuran, isim babalığını ve solistliğini de üstlenen, aynı zamanda grubun klarnetçisi ve saksafoncusu olan Ozan Tura’ya sorduk.

  • Klasik bir soru ile başlayalım. Biz Dalganabak’ın kuruluş hikayesini anlatın önce…

 İlk defa 2013 yılında Kadıköy'de birarada sokak müziği yapmaya başladık ve aynı yıl Bodrum Kültür Sanat Festivali'nden davet aldık. Büyük bir sevinçle gittiğimiz bu festivalde binlerce kişiye ulaşma imkanımız oldu. Oradan aldığımız çok yoğun ve güzel geri dönüşlerin, bu müziği yapmaya devam etmemiz konusunda etkisi büyük oldu.

Dalganabak, kurulduğu ilk günden bugüne çok müzisyen değiştirmiş olsa da hepsi profesyonel ortamlarından dolayı birbirlerini tanıyan ve beraber çalmaktan keyif alan arkadaşlarımızdır.

  • Değişken olduğuna göre, güncel kadroyu tanıyalım

Grubun bir diğer solisti  (bizde üç solist var) elektro gitardan sorumlu Onur Güney Kumaş (pek yakında güzel bir solo teklisi geliyor). Üçüncü solistimiz ve klavyelerden sorumlu Taylan Erdağ'ın da kendi ismiyle yayınlanmış karma bir albümü var. Synth Bas, kayıt, prova stüdyomuz ve elektronik herşeyimizden sorumlu kişi konservatuardan piyanist arkadaşım Alpay Eray Vural'dır. Grubun davul işlerini, Emre Kılınçer üstleniyor. Kendisi aynı zamanda astronom olduğundan, yüksek analitik zekası sayesinde grubun ekonomi ve menajerlik işlerindeki en sıkı destekçimdir. Son olarak, Amsterdam Jazz Konservatuarı'nda okuduğu için gruba düzensiz giriş çıkışlarıyla, bizi duygu selinde bırakan trompetçi dostumuz Ahmet Bıçak.

  • Sizin bir de kırmızı halı deneyiminiz var, değil mi?

2017 yazında, Cannes Film Festivali'ne davet edilerek kırmızı halıda yürüme heyecanını yaşadım. Ünlü yönetmen Tony Gatlif'in Djam (Aman Doktor) isimli filminde rol aldım, film boyunca duyulan klarnetleri çaldım. Cannes sahilinde kurulan dev sahnede filmin ilk gösteriminden önce, soundtracklerden oluşan bir konser de verdim.

  • Yaptığınız müziği-tarzını nasıl tanımlıyorsunuz?

İşte bize en sık sorulan sorulardan birisi! Sizin şuan müzik adına bildiğiniz tarzlardan tek bir tanesini kullanmıyoruz. Birbirinden farklı insanların biraraya gelip, müzik denilen deryada sadece tek bir tarzla kendilerini ifade edebildiklerine değil inanmak, saygı dahi duyamıyoruz. Biz Dalganabak'ız. Hepimiz müzisyeniz ve müzik sonsuzdur, hayalgücü gibi. İnsanların tektipleştirilmiş algılarını kırmak ve hayal güçlerinin sınırsızlığını onlara sonsuza kadar hatırlatmaya devam etme misyonumuzun anahtar kelimesidir Dalganabak. Müzikte yaklaşık 30 senedir bir türlü ‘ahanda şu tarz müzik yapıyorlar’ diyemediğimiz ve hala her yaştan insanın gönlünde sarsılmayacak tahtlar kurmuş M.F.Ö. grubudur.(gülüyor)

“İSMİMİZ SADRİ ALIŞIK’TAN”

  • Yeri gelmişken, bu eğlenceli ve umarsız ismi nasıl seçtiniz kendinize?

Bu kıvılcımı aklımıza ilk ateşleyen sanatçı, sinemada yarattığı karakterlerle Sadri Alışık'tır. ‘Ofsayt Osman’ filminde ‘Tophane Rıhtımı’ diye bir parçası vardır. Şarkı  ‘dalgana bak’ diye biter. Gruba bir isim ararken denk geldi. Bize de müziğimize de çok uyuyordu.

  • Anakımda müzik yapmak ile çizginin dışında olmak... Nasıl bir fark var?

Anaakımda müzik yapma işlerimiz, Dalganabak ismiyle değil, bireysel olarak farklı popstarlarla çıkardığımız projelerde görülüyor.

  • Vapurlarda ve sokaklarda çaldınız. Devam ediyor musunuz açıkhavaya? Mekanda olmak ile dışarıda olmanın hissiyatı nasıl?

Vapurda ve sokakta, Dalganabak olarak aktif şekilde çalmıyoruz. Mekan tek bir mekan ama sokak tek bir sokak değil. Bazen en lüks mekanı; klarnet çalarken gözümün içine bakan sakızcı çocuğun olduğu sokağa değişmem.

  • Acıbadem’de bir sokağın köşesinde konuşlanan 2 katlı ahşap 'Dalganabak Evi'nden bahseder misiniz? Orada konser filan veriyormuşsunuz.

Özel konuklarımı ağırladığım, ev konserleri verdiğim ve bazı geceler yataktan fırlayıp sokağa sabahlığımla çıkıp hızlı hızlı yürürken aklıma gelen melodileri de telefona kaydederken anlamsız nidalar çıkardığım güzel mahallemin güzide evlerinden birtanesidir. Buraya ilk taşındığım zamanlarda mahalle sakinleri bu hareketlerimden biraz ürkmüş olsalar da zamanla çay, kahve ve müzik sohbetlerimiz sayesinde hepsiyle çok güzel dostluklar kurmuş olduk.

  •  Grupta kadın yok ama ‘Kadın Kadındır’ diye bir albümünüz var. Neden bu ismi seçtiniz?

"Kadın Kadındır" isminde bir albüm, "Yalan" isminde bir teklimiz var. Bir grup erkeğin "Kadın Kadındır" demesi zaten birşeylere dikkat çekmeye çalışmaktır ki konserlerimizde özellikle kadın hayranların "Kadın" şarkımızı erkeklerden daha kuvvetli ve avaz avaz söylemeleri yeterli başarıya ulaşamadığımız anlamına geliyor. Daha fazla erkek "Kadın Kadındır" demeli!

  • Şarkıları nasıl üretiyorsunuz? 6 müzisyenin ortak üretimi nasıl bir süreç oluyor mesela?

İşte ben gecenin köründe sabahlıkla sokaklarda koşuyorum, Güney elinden bir an bile bırakamadığı gitarıyla anlık sohbetlerimizi doğaçlıyor, diğerinin başka bir motivasyonu var falan ama en nihayetinde avladığımız melodi, rif ve ritmleri Alpay'ın stüdyosuna getirip ortaya atıyoruz. Hepimiz enstrümanlarımızla, orada duran güzel avlara ağızlarımız sulanarak saldırıyoruz. İşimiz bittiğinde tamamen doymuş ve tatmin olmuş bir şekilde kaydettiğimiz müziğimizi dinliyoruz.

  • ‘Dalganabak müzikali’ hayaliniz varmış! Ne aşamada?

 Çok büyük bir prodüksiyon olacağı için her kalemini eksiksizce tasarladıktan sonra daha net açıklayabiliriz. Takipte kalın…

“KADIKÖY MÜZİĞİMİZ GİBİ RENKLİ” 

  • Biraz da hemşehricilik yapayım! Hepiniz Kadıköylü müsünüz? Dalganabak'a bir Kadıköy grubu diyebilir miyiz?

Tam da içinden hem de. İki kişi dışında herkes Kadıköy'de yaşıyor. "Dalganabak Evi" ve mutfağımız dediğimiz Alpay'ın stüdyosu Kadıköy'de. Ayrıca 16 Ocak Çarşamba akşamı yeniyılın ilk Kadıköy konserini, Kadıköy Mecra Sahnesi'nde vereceğiz.

  • Kadıköy'de olmak müziğinizi nasıl etkiliyor?

İstanbul'un birçok semtinde yaşamış bir insan olarak en rahat ettiğim ve tanımasam da sokakta güleryüzler görüp selamlaşabildiğim nadide semtlerdendir. Hareketliliğin ve sakinliğin içiçe oluşu da ayrı bir büyü. Tıpkı bizim müziğimiz gibi çok sesli, çok karakterli ve dolayısıyla çok renkli.

  • Direkt Kadıköy'e yapılmış bir şarkınız var mı?  

Henüz yayınlamadık ama kayıt aşamasında olan bir şarkımız var. Hatta bu şarkıyı, Kadıköy Vapuru'nda yolculuk ederken, yunuslar suyun dışına atlayıp getirdiler bana. Bu kadar ipucu  yeter, sürpriz geliyor...

  • Kadıköy pek çok müzik insanına ev sahipliği yapan bir yer. Nasıl buluyorsunuz buranın müzikal ortamını?

 Bundan 5-6 sene öncesine kadar Kadıköy'de rock müzik çeşitlerine daha sık rastlanırken şu anki çeşitliliğin rock müziğin önüne geçmesi bizi çok sevindiriyor. Görmeyi istediğimiz manzaralar… Rock da severiz tabi de, Dünya'da bir sürü müzik tarzı var arkadaş, Dalganabak...


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.