Haftalık Bağımsız Gazete 21 Ocak 2021

Affetme olasılığı var mıdır?


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 19 Kasım 2020, 18:20

Yazının daha başında ayarımızı verelim istiyorum; malum bu coğrafyada fanilik mesaisi bazen temrin etmekten öteye gidemiyor! Ölümden öncesi neydik ki ölümden sonrasının efsununa bu denli kapılıyoruz? Alın size temizinden bir dilemma daha diyerek fonumuzu paslayıp yavaştan meramıma geçmek istiyorum.

Berlin’e yerleşik Avustralyalı Carla dal Forno melodilerine ses verseniz, mutlu olursunuz bence! Tam da Alman felsefeci Theodor W. Adorno’nun “Hayatımızın öznesi olma hakkımız elimizden alınıyor” dediği yerden tutacak/yakalayacak olursak da; şu gittikçe acı(t)kan plütokrasi içinde, pazar yerinde unutulmuş bir kilo mandalina ya da bir film / sergi gösteriminin sanatsal buluşmalarında anlama yetisini ‘fularlı entel’lere teslim etmiş ‘oldum’cuklar gibiyiz (değil miyiz?)…

Madem mayamızı müzikle kardık o vakit, 20. yüzyılın müzik dünyasına en çok etkisi olan sanatçılardan biri olan David Bowie’nin, 13 Aralık 1995’te Birmingham National Exhibition Centre‘da gerçekleşen Big Twix Mix Show Festival’ın bir parçası olarak sahne aldığı performansın kaydı albüm oluyor, haberini de geniş bir tebessümle takibe alırız gibi.

20 Kasım’da yayınlanacak “No Trendy Réchauffé” adlı albüm, aynı zamanda daha önce tekli olarak çıkması planlanan fakat bu albümle birlikte yayınlanacak olan “Hallo Spaceboy” parçasının ikinci versiyonunu da içerecekmiş.“No Trendy Réchauffé”, Bowie’nin 1990’lardaki altı konserinin canlı kaydının albüm haline getirilmesinden oluşan “Brilliant Live Adventures” serisinden yayınlanan ikinci albüm olacak.  Üçüncü albümün  2020 bitmeden, serinin kalanının ise 2021’de müziksever tayfayı selamlaması planlanıyormuş.

Felaketten kaçmaya çalışırken…

Fransa, ABD ve Türkiye’de edebiyat alanındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Marc Nichanian’ın kaleme aldığı, Ayşegül Sönmezay’ın Türkçeye çevirdiği (2018 basımlı) İletişim Yayınları’ndan çıkan “Edebiyat ve Felaket” bu ay radarıma aldığım kitaplardan. Prof. Nichanian’dan “Felaket” sonrası tanıklıkları ve edebiyatı üstüne kapsamlı bir araştırma. Yıl 1909 Adana... Ermeni tehciri… ve Zabel Yesayan... Yıl 1915 İstanbul... Yaklaşık 250 Ermeni aydın bir gecede gözaltına alınıp Anadolu’ya gönderiliyorlar; sayıları 1,5 milyonu aşan Ermenilerin “Felaket”i başlıyor...Zabel Yesayan, Hagop Oşagan, Daniel Varujan ve diğerleri “Felaket”i anlatmanın yolunu edebiyatta buluyorlar. “Hakikati-olmayan” olayı, yani tarihteki yerini bulamamış olan olayı edebiyatla anlatıyorlar. Beş bölümden oluşan kitapta Nichanian şu sorunun cevabını arıyor: “Hakikati olmayan bir suç için affetme olasılığı var mıdır?” Cevabı ise yine, bir “Felaket”ten kaçmaya çalışırken yazıya ve metne sarılan Walter Benjamin’de buluyor: “Manevi dünyanın tasarrufunda zamanın anlamı... olabilecek en esrarlı yoldan affetmeye ulaşır, ancak hiçbir zaman barışmaya değil.” Kitap, 2009’da İstanbul’da verilen konferansların Türkçe çevirisinden oluşuyor ve bu konferansların fikrini verip, gerçekleşmesini sağlayan Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’ya teşekkür notuyla da merhabasını salıyor. Bu vesileyle ben de naçizane bir okur olarak Osman Kavala’ya teşekkür edip,kafa yakıcı şu soruyu buraya bırakmak isterim: Sahi, Osman Kavala neden hapiste?

Bazılarımız farkında değil belki ama yaşam savaşı verdiğimiz şu günlerde (ki bazıları bu savaşı hem ekonomik hem de nefesiyle veriyor) bir virüs, her gün, bir bir can almaya devam ediyor, belki yarın ben ya da sen, bu virüsün çemberinde, soluklandığımız bu aleme veda edeceğiz, kim bilir! Bu bağlamda filozof, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin şu sözlerini çok manidar buluyorum. (Es notu: Kuçuradi, geçtiğimiz günlerde DW Türkçe’nin “Türkiye’nin Değerleri” serisinin ilk konuğuydu. Lütfen, kendinize 12 dk.’lık bir güzellik yapıp, izleyin.) “İnsanların robotlaştırıldığı, robotların da insanlaştırılmaya çalışıldığı bir zamanda yaşıyoruz… Bu beden benim, Covid olsa sana ne diyenleri gördük televizyonda.” Ve acıdır, bugünlerde maşallah herkes, herkesin yahut her şeyin röntgenini çekiyor. Kuçuradi’nin buna dair yerinde bir tespiti var: “İnsanlar işine gelince insan hakları diyor ama işine gelmeyince de o hakkı ilk önce kendisi ihlal ediyor.” (Erken içimden geldi notu: Tüm bu yaşananlar karşısında jamais vu (deja vu’nun zıddı) olmak vardı. Fakat,“Ne duymak istediğinizi söyleyin de bu konu kapansın” diyen José Saramago’nun “Görmek” kitabında gibiyiz…)

Kriz, afet, salgın, olağanüstü durumlardan hep en çok çocuklar etkileniyor diyor psikologlar. Peki, bu Covid-19’da ötelenme hallerini sonrasında nasıl telafi edeceğiz; bugünler bir şekilde bitecek bizde ömür eşiği atlatılmış gibi, ya çocuklar! O sebepten, bugünlerde çocuklarınızı ekmekle-aşla beslediğiniz gibi kitapla, sinemayla, tiyatroyla, müzikle kısaca sanatla besleyin, beslemeye çabalayın. Bir üstadın dediği gibi; Çünkü uzaylılar dünyaya geldiğinde emin olun Einstein’ı sorup, öğrenmeye çalışmayacak (zaten onlarda var olanı değil), olmayanı yani ürettiğimiz, yarattığımız, yorumladığımız sanatı, edebiyatı, sinemayı, müziği merak edecekler… Neden olmasın! Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün yapmış olduğu açıklamalara göre, her yıl intihar nedeniyle 800 bin insan hayatını kaybediyormuş. Dünyada her 40 saniyede bir kişi hayatına son veriyor ve her 20 intihar teşebbüsünden biri ölümle sonuçlanıyormuş. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2018’de yayınladığı verilere göre ise, ülkemizde 3 bin 161 kişi, yani günde ortalama sekiz kişi intihar ederek yaşamına son vermiş. En sık rastlanan intihar nedenleri arasında ise; “hastalık, geçim zorluğu, istediği ile evlenememe, ticari ya da akademik başarısızlık” yer alıyor. Evde deprem, dışarıda pandemi, iç dünyamızda intihar; ölüme bahane lazım tabii ki ama ölmeyecek de değiliz, az sabır, ölmeyecekmişiz gibi gelse de sonunda ölüyoruz!

Bu da var notu: Dokuz yıldır Hasanpaşa’da sanatseverleri ağırlayan Kadıköy Emek Tiyatrosu’nda, 27 Kasım’a kadar sürecek dayanışma festivali başladı. Diğeri ise altı yıldır Beyoğlu’nda konuşlanan Asmalı Sahne’nin “bu koltuk sizin” kampanyası. Detayları zaten Gazete Kadıköy’den okumuşsunuzdur. Önemli iki rota… T.C.’nin kültür sanat politikalarının yetersizliği ve ilgisizliği sonucunda yavaştan kapanan tiyatrolardan biri de bu iki sahne olmasın. Hepimiz imkanlarımız dahilinde, gidemezsek de dayanışmalara / kampanyalara el vermeye devam etmeliyiz, geleceğimiz için; bugünleri daha iyi algılayabilmek ve belleğimizde insan denen türün tarihini şekillendirebilmek için…

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.