Haftalık Bağımsız Gazete 25 Şubat 2017

24 Aralık’ta Caddebostan’da sahne alacak olan usta illüzyonist Sermet Erkin ile ‘sihir’ dünyasının kapılarını araladık…

Sermet Erkin

Sermet Erkin



Okunma 28 Aralık 2016, 11:19

Şapkadan tavşan çıkmasına hala hayret ediyoruz bazen, testereyle kesilen kutunun içindeki kadının sağ çıkmasına da hala bir nebze olsun şaşırmıyor muyuz? Halk ağzıyla ‘sihir’, kendi deyimleriyle ‘illüzyon’ yapan kişilere 7’den 70’e herkesin ilgisi vardır. Çünkü sihirbazlar gösterileri süresi boyunca çocukları olduğu kadar yetişkinleri de bu gerçek dünyanın sıkıcılığından alıp büyülü diyarlara taşıtlar hayretle… 
Türkiyeli izleyicinin en çok bildiği isimlerin başında da Sermet Erkin geliyor. Yeni yıl kutlamalarına yaklaştığımız şu günlerde Sermet Erkin bana çocukluğumu, 80’lerin yılbaşı kutlamalarını anımsatıyor. Erkin ile tanışmak ve bu röportajı yapabilmek için Kadıköy’den kalıp, yaşadığı yer olan Karamürsel’e gittim. İşte, sahnelerin usta illüzyonisti Erkin ile Kadıköy gösterisi öncesi, ‘sihir’ dünyasının kapılarını araladığımız o söyleşi;

• Sermet bey şöyle başlamak isterim 81 doğumlu biri olarak çocukluğumuzun unutulmaz simalarındansınız. 60’ınıza merdiven dayamışken hala sahnelerdesiniz. Bu enerjiyi/isteği nasıl buluyorsunuz? Kendinize sihir mi yapıyorsunuz? Ayrıca fiziken de hiç değişmiyor gibisiniz! Bu da mı sihir? 
Sihirle olsaydı bugün kendime bir ofis açıp sihrimle herkesi gençleştirerek bütün estetik doktorlarının hepsinin pabucunu dama attırırdım. Elbette bu işin şakası…. Ben bunu üç nedene bağlıyorum: Birinci nedeni ağırlıkla genetik, ikinci neden bıkmadan usanmadan çalışmak üçüncü belki de bu iki nedenden önemlisi beyninizi daima çalıştırmak. Burada beyin çalıştırmayı gazetelerde ki bulmacaları çözmek olarak göstermiyorum. Okuyarak anlayarak, düşünmek olarak kabul ediyorum. Zaten illüzyon sanatının da temeli düşünmektir. Gerçek bir illüzyonistin en büyük başarısı olması gereken doğru düşünebilme yeteneğidir. İkinci neden de çalışmak. Bakın bu konuda illüzyonist olmak aslında kendine has bir şans. Zira illüzyon çok detaylı bir sahne sanatıdır. Önce düşünme ile başlar sonra düşündüklerinizi yaratmak ondan sonra da uygulamak gerekir. Ben bu işe başladığım ilk günden bugüne hiç aralıksız her an bu statü içinde yaşadığımdan ötürü genç gözükebiliyorum sanırım. Bir gösterimin kurgusunu ben yapıyorum eşyalarımı ben hazırlıyorum ve sahnede en az bir saat yüksek tempoda bir oyun çıkarıyorum. 1974 den beri bu işi hep bu şekilde sürdürdüm. Demek ki devamlılık da şart. Boşuna “işleyen demir pas tutmaz” dememişler.

• Hala sahnelerde olduğunuzu söyledim ama sanırım sizi yeterince göremeyen birisi sosyal medyada şakaya karışık şunu yazmış; ‘’Herhalde en sonunda kendini yok etmeyi başaran illüzyonist’’ Ne dersiniz bu yoruma?
 Doğru söylediniz. Hala sahnelerdeyim. Zaten hiç bırakmadım. Üç yıl Zorlu Çocuk Tiyatrosunda “Kibritçi Kız” müzikalinde oynadım. Uzun bir süre de Kadıköy Halk Eğitim sahnesinde temsil verdik. Bu tür sözleri çok duyuyorum. Bu soruyu soranlar sanatın sadece televizyonda geçerli olduğunu sananlar. Onlar için var olmak, yalnızca televizyonda gözükmekle mümkün. Oysa dediğim gibi sahneyi bırakmadığım gibi, eski sıklıkta olmasa da televizyon programlarını da katılıyorum. Fakat ne yazık ki çok kanal var ve çoğunda da evlenme programları hâkim. Ben de o tür programlara katılmayacağıma göre, varsın öyle düşünsünler.

• Yaptığınızın işin kesinlikle sihirbazlık olarak anılmasını istemiyorsunuz. Zira size göre bu iş ‘’el çabukluğu ve algı yanılması’’. Bu ‘sihir’ işinin gerçek ‘sihri’ ne? Çok çalışmak mı, çabuk olmak mı? Sizce illüzyon sanatı nedir?
Mesleğimin sihir olduğunu söylemiş olsaydım bu düpedüz yalancılık ve dolandırıcılık olurdu. Ben üstad Zati Sungur’un ilk ve tek öğrenciyim. Onun sahneyi bıraktığı benim başladığım zamana kadar bu işin bazı sözde uygulayıcıları, sahneye tam hâkim olacak repertuar ve yetenek yoksunluğundan ötürü kendilerini bu tür insanüstü tanımlamalarla tanıtırlardı. Ben kendimi onlardan ayırmak için asla “sihirbaz” kelimesini kullanmadım. Zira yaptığımız iş seyircinin düşünerek aklına gelemeyecek bir sebep üzerine hazırlanmış ve sadece bir takım aparatların, el çabukluğu ile birleştirilerek kullanmasından oluşan göz yanılsaması esaslı bir sahne sanatıdır. Her meslekte olduğu gibi bu sanatta da çok çalışmak ilk şarttır ama bu bir sanat olduğu için kişi ne kadar çalışsa da netice de kabiliyeti ölçüsünde başarılı olur.

• Yıllardır merak ettiğim bir şeyi sormak isterim; ‘Hokus-pokus’ ve  ‘abrakadabra’ ne demek?
Bu sözlerin hiçbir anlamı yoktur. Sadece seyircinin ilgisini başka bir yöne çekmek ve gösteriyi süslemek için kullanılır. Zamanla gelenek haline gelmiştir. Ben sadece “hokus pokus” u kullanırım.

• Biraz geçmişe uzanalım. Felsefe mezunusunuz. Bu alanda çalıştınız mı hiç? Felsefe eğitiminizin sahneye yansıması oldu mu hiç?
Sadece felsefe değil, Türk Dili ve Edebiyatı mezuniyeti ile başka sertifikalar da var. İllüzyon sanatı tek kişilik bir sahne gösterimidir. İllüzyonist sahnede sunumunu konuşarak yapıyorsa, sahnede ki sözlerin tamamı onun zihninden doğmalıdır. Yani tiyatroda olduğu gibi bir başkası bu sanata metin yazamaz. Yazsa da sonuç başarılı olmaz. Zira her illüzyonist kendi ruhuna uygun oyunlar seçerek, sunum tarzını kendine göre yaratmalıdır. Ayrıca sahne de her an farklı bir durum doğabilir. Bundan kurtulacak olan da sanatçının kendisidir. Bu da takdir edersiniz ki kullandığı dile hâkim olmak, genel kültürü yüksek olmak, pratik bir zekâ ile hazırcevap olmak, espritüel olmak gibi kişide olması gereken çeşitli vasıflar ister. Bu da o kişinin alt yapısına göre betimlenir. Sonuçta konuya bu bilinçle yaklaştığınız da; başarımda, öğrenim hayatımın ve yaşam şeklimin elbette büyük katkısının olduğu tartışılamaz.

• Aslında gazetecilik de oyunculuk da yaptınız. Ama insanların çoğu sizi sadece ‘illüzyonist’ olarak biliyor. Bu size nasıl hissettiriyor?
Oyunculuk yapmam ve özellikle Şehir Tiyatrosunun içinde olduğum dönemde ki sanatçılarını tanımış olmamın sahne duruşuma çok büyük katkısı olmuştur. Gazetecilik de yine sunumuma farklı bir kıvraklık kazandırmıştır. Dolayısı ile bu branşlar benim illüzyonist kişiliğimi besleyen unsurlar olduğundan, ben daima kendimi her zaman illüzyonist olarak gördüm. Bu arada bu taraflarımı da hiç bırakmış değilim. Sunumum tamamen teatral bir yapı içinde bir tür stand-up gösterisi gibi olduğundan ve bu yıla kadar oyunculuğumu da sürdürdüğümden tiyatrodan kopmuş değilim. Halen bir gazete de olmasa bile Atlas Tarih Dergisinde yazıyorum. Bu ay çıkan son sayıda Kadıköy’lü bir sanatçı rahmetli Hamiyet Yüceses’i yazdım.


• İllüzyona ilginizin ilkokul dayandığını, Zati Sungur’un ilk ve tek öğrencisi olduğunuzu biliyoruz. O yaşta bir çocuk için sihir dünyasıyla tanışmak ilginç olsa gerek. Neler hissetmiştiniz? Biraz anlatır mısınız?
Biz Zati Sungur’un komşuyduk. Henüz ilkokul birinci sınıfta iken başlayan bu tanışma ailece görüşmeyle sürünce illüzyonu ben değil o beni seçmiş oldu. Elbette bütün dünyanın hayranlık beslediği ve sahnede olağanüstü mucizeler gösteren birinin yakını olmak bana hiçbir illüzyoniste nasip olmayan bir bakış açısı kazandırdı. Ben öğrenciyim diyorum ama bu öyle bilinen bir hoca-öğrencisi değildi. Bu tanımlama onun bana yakıştırdığı bir sıfattır. Yoksa haftanın belirli günü belirli saatte ders almak şeklinde gelişen bir ilişki değildi bizimki. Dediğim gibi birlikte yaşanılan bir zamanda ben ailenin bir ferdi gibi olmuşum zaman içinde.

• İllüzyonist olmak istediğinizi söylediğinizde ailenizin tepkisi ne olmuştu? Pek çok ebeveyn çocuklarının doktor-mühendis gibi daha ‘geçerli’ bir mesleğe sahip olmasını isteriz.
Ben bu işin içine çocuk yaşta girdiğim için zamanla olağan görmeye başladılar sanırım. Kaldı ki ben eğitimimi tamamladım. Ayrıca üniversite yıllarında tüm Türkiye’nin tanıdığı biriydim.

• 80’ler Türkiyesi’nde bu işi yapmak zor olmalı. Mesela internet yoktu. Nasıl yeni numaralar öğreniyordunuz? Malzemeleri nasıl temin ediyordunuz?
İnternetin var olması işin kazanılmasını elbette çok kolaylaştırdı ama o oranda da değer kaybına sebep oldu. Günümüzde bu vasıta ile birkaç oyun öğrenen herkes kendini illüzyonist kabul etmeye başladı, bu da eskiden olan kaliteyi düşürdü. Benim ilk yıllarımda Zati Sungur dışında Farabi, Talât Şener, Dante gibi bu işi hakkiyla yapan kişiler vardı. Bugün kendine illüzyonistim diyen çok ama san’atkâr sıfatı taşıyabilecek kapasitede olan yok. Belki de vardır da ben bilmiyorumdur. O da olabilir tabiî ki…

• 41 yıllık profesyonel illüzyon yaşamı boyunca başarınızı-popülerliğinizi neye bağlıyorsunuz? Anladığım kadarıyla disiplin ve prensipli birisiniz…
Sahne tuhaf bir yerdir. Beğenmediği kişiyi bağrına basmaz. Ben bağrına bastığı nadir biriyim herhalde. Bu bağrına basışta sürekli değildir. Bunun sürekliliğini sağlayan da kendini aşmak için sürekli çalışmaktır. Benim geçmişime göz attığınızda hep denenmemişi denemiş olduğumu bu anlamda kimseyi taklid etmeden hep farklı şeyler yapmaya çalıştığımı görürsünüz. Elbette bir faktör de seyircinin beğenisidir. Seyirci beğenmiş ki halâ programlarımı sürdürebiliyorum. Ayrıca belirteyim 41 i geçtim. 1974’den beri illüzyonist olarak profesyonel anlamda sahnedeyim. Tiyatro, Radyo Çocuk saati daha eski… Ben televizyona ilk çıkan kişilerden biriyim. Çocukluğum da İTÜ nün deneme yayınlarında çocukları ilgilendiren haberler sunardım.

• Şuan gösterilerinize yeni numaralar ekliyor musunuz? Nerelerden besleniyorsunuz? Mesela sizin icat ettiğiniz orijinal numaralar da var mı?
Eskiden oyun icat etmek bir heves idi. Epey kafa yorardım. Bulduğum bazı şeyler de vardır. Sonra sahne hayatım o kadar yoğun sürmeye başladı ki bu işten vaz geçtim. Ayrıca bu konuda dünyada o kadar çok iyi kişi var ki. Bunlardan biri de benim yakın dostum ülkemizin tek mucit sanatçısı Ordini isimli illüzyonist. Onun dünya literatürüne girmiş oyunları var. Onun yanında benimkiler amatör kalır.

• İllüzyonist olmanın sizin için en güzel ve en zor yanları neler? Siz de eğleniyor musunuz sahnede?
İllüzyon bütün sahne sanatlarını bünyesinde toplayan bir sahne sanatıdır. İçinde temelini oluşturan hünerlerin yanı sıra metin, oyunculuk, müzik, dans, dekor, kostüm gibi faktörler vardır. Usta bir illüzyonsitin tüm bu sanatlarda bilgi sahibi olması gerekir. Ayrıca oyunlarda kullanılan malzemelerin de imâli ayrı bir konu. Hadi bunların hepsi tamam herhangi bir gösteriye başlamak için illüzyonistin tüm malzemelerini bizzat kendisinin hazırlaması gerekir. Yani velhâsıl zahmetli bir iştir illüzyon. Fakat bütün bu çaba hakkıyle yapmak isteyenler için gerekli. Şimdikiler çoğunluğunda olduğu gibi eften püften bir çalışmayı kast etmiyorum. Benim içinse her şeye rağmen sahne üzerinde aldığım tad hiçbir şeyle değişilmez.

• Gösteri sonrası yanınıza gelip ısrarla soru soran, numaraları öğrenmek isteyenler oldu mu, oluyor mu?
Hiç olmaz mı? Bu beyni gıdıklayan bir sanat olduğu temelde seyircinin bilmediği sırlar üzerinde çalışıldığı için seyirciler bu tür sorular sormakta haklıdır. Varsın sorsunlar, ben cevaplamayacak olduktan sonra bir şey fark etmez.

• Gösterilerinizi tanıtırken ‘’her yaştan çocuklar için’’ diyorsunuz. Sadece çocuklara hitap etmiyorsunuz değil mi? Yetişkinlerin de ‘sihire, şaşırmaya, gülmeye’ ihtiyacı var tabi, değil mi? Hele ki acı zamanlar yaşadığımız bugünlerde…
Çocuk gösterilerimde bu tanımlamayı, seyirci kategorisinin ana okulundan ilk öğretimin tamamını içerdiğini anlatmak için kullansam da inanın büyükler çocuklar kadar bazıları onlardan da fazla zevk alır. İllüzyon, sirk gibidir. Her yaştan insana hitap eder. Gerçekte insanın her yaşta içinde çocuksu bir taraf yok mudur? Kar topunu hep çocuklar mı oynar?

• Siz gösterilerinizi yurtdışında da sahnelediniz, pek çok ülkede. Nasıldı o ülkelerdeki bu sanata ilgi?
Batıda tüm atraksiyon sanatları, varyete ve sirk gösterileri çok rağbette olduğu için ilgi daima yüksektir. Batıda bir gece kulübünün programında kukla gösterisine rastlayabilirsiniz. Onlar için normal olan bu tarz biz de olsa nasıl karşılanır? Siz cevaplayın.

• Mesela dünyada, David Copperfield gibi ünlü isimler var. Türkiye sizce illüzyon sanatında nasıl bir noktada?
Copperfield çok iyi reklam yaparak çalıştığı için tanınıyor. Oysa dünyada büyük çaplı gösteriler yapmasa da olağanüstü başarılı onlarca sanatçı var. Örneğin; Maryvn Roy adında bir artist 60’lı yıllarda yanan ampullerle bugün dahi çözülemeyen gösteriler yapardı…

• Genç sanatçıları takip ediyor musunuz? Nasıl buluyorsunuz?
Benim onları takip etmem yerine, gençlerin beni takip etmesi gerekmez mi? Ben gençlik günlerimde gazinodan pavyona, çadıra iyisinden kötüsüne bütün illüzyonistleri defalarca seyrederdim.

• “Benim asıl eşim illüzyon sanatıdır” demişsiniz bir röportajınızda. Eşiniz Nuray hanım ne diyor bu duruma? 
Çok doğru demişim. Benim ilk ve vazgeçilmez aşkım illüzyon sanatıdır. Şimdi evli değilim, o günlerde nasıl düşünürdü onu da ne yazık ki hatırlamıyorum. Evlilikle ilgili her şeyi sildim.

• Sanırım gösterilerinizde eşinizle birlikte çalışıyordunuz? Hala öyle mi?
Evlenene kadar ve boşandıktan sonra hep tek çalıştım.

• Oğlunuz ve kızınızın meslekleri neler? Onlar da illüzyonla ilgileniyorlar mı?
Oğlum İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarında okuyor. Kontrobas sanatçısı olacak. Kızım henüz 13 yaşına yeni bastı ama iyi derecede keman çalıyor ve taekwando da çok hızlı ilerliyor. İllüzyonu ise çok seviyor.

• Sanırım Türkiye’deki illüzyon dünyasında pek kadın yok. Kadınlar sadece erkek sanatçılara ‘yardımcı’ rolünde. Neden sizce böyle? İlgisi olan bir kadın öğrenciyi yetiştirmek ister miydiniz?
Türkiye’nin ilk kadın illüzyonisti hocam Zati Sungur’un eşi Necla Sungur’dur. Ondan sonra benim de seyrettiğim birkaç isim oldu. Batıda çok başarılı kadın sanatçılar var. Aslında bir kadın için çok şık ve imkânlı olabilecek bir sanat dalı. Neden kadınlar rağbet etmez bilemiyor. Hiç düşünmedim, fikrim yok.

• Ne zamandan beri Karamürsel’de yaşıyorsunuz. Neden acaba? Yani şunu sormak istiyorum; sahne hayatının merkezi İstanbul’da neden değilsiniz artık? Bir küskünlük mü, bir tercih mi?
Biz Karamürsel’in köklü ailelerinden biriyiz. Aile benim eğitimi yapmam için İstanbul’a taşınıyor. Ben ise 98 aralık ayında gösterilerimi sadece turne yaparak sürdürmeyi düşündüğüm için, depo prova imkânları çok daha rahat olduğu için Karamürsel’e taşındım. Başka bir sebebi yok. Hele küslükten bir şey anlamadım neye neden küseyim kavrayamadım.

• 24 Aralık’ta Caddebostan’da sahne alacaksınız. Nasıl gerçekleşti, belediyeden mi teklif geldi?
Organizasyonu Yolcu Tiyatro üstlendi. Tiyatronun yönetmeni, oyuncuları benim genç sevdiğim meslektaşlarım onlar da beni seviyor olmalılar ki ısrarcı oldular. Öyle oldu.

• Kadıköy’de saha önce gösteri yapmış mıydınız? Burayı ne kadar biliyorsunuz, Kadıköylü seyirciyi ne kadar tanıyorsunuz?
Elbette çalıştım. Ben dalımda Türkiye’nin en çok noktasında en çok gösteri yapmış bir sanatçıyım. Kaldı ki daha önce Şehir Tiyatrosunda iken de çok oynadım. Geçtiğimiz iki yıl Kibritçi Kız’ı Halk Eğitim Merkezinde oynadık. Geçen ay da Ataşehir de gösterim vardı. Üstelik Kadıköy’ü çok severim. Çok sevdiğim restaurantları vardır. Sık sık sahafları dolaşıp bende olmayan kitapları kovalarım.

• Gösteri öncesi Kadıköylü seyirciye söylemek istediğiniz ne var?
Herhangi bir sahne gösterisinin gerçekleşmesinin ilk şartı seyircidir. Benimse ilân edilen gösterimin biletleri çok kısa sürede tükendiği için aynı güne ikinci bir seans kondu. Elbette bu da beni peşinen sevindirdi. Bu anlamda Kadıköy seyircilerine minnettarım. Çok teşekkürler ediyorum. Onlarla güzel zaman geçireceğimizi umuyorum.

• Sorularım dışında eklemek ya da vurgulamak istedikleriniz varsa buyurun lütfen…
Beni okuyucularıyla buluşturduğu için Gazete Kadıköy’e çok teşekkürler ederim.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.