Haftalık Bağımsız Gazete 02 Mart 2021

2020 daha yeni başlıyor…


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 21 Ocak 2021, 18:29

“2020 yılı belki de 25 Kasım 2019’da başlamıştır; Las Tesis kolektifinden Şilili feministler ‘Tecavüzcü sensin! Polis, yargıçlar, devlet, cumhurbaşkanı, baskıcı devlet eril tecavüzcüdür’ diye haykırarak hukuk sisteminin, polisin ve devletin kadın cinayetleri ve cinsel saldırılardaki suç ortaklığını ifşa ettiklerinde. Bu sözler bütün dünyaya yayıldı ve 2020’nin marşlarından biri oldu.”Çalışmaları kimlik, cinsiyet, pornografi, mimarlık ve cinsellikle ilgili uygulamalı ve teorik başlıklara odaklanan çağdaş yazar, felsefeci ve küratör (1970-İspanya) Paul B. Preciado, 28 Aralık tarihli, “2020 bitmez” başlıklı (Le Monde eski genel yayın yönetmeni Edwy Plenel’in 2008’de oluşturduğu çevrimiçi dergi) Mediapart’taki yazısında böyle diyor ve sonunda da -anlayana- temizinden bir selam çakıyor: “Aralık ayı sona eriyor, ama 2020 bitmiyor. Belki de bu yüzden, bizleri ‘tali zayiat’ olarak gören yöneticiler 24 Aralık için değil de, 31 Aralık için sokağa çıkma yasağı ilan ettiler. Yahudiye’de veya Paris’te heteroseksüel ailenin doğuşunu kutlayalım, zira 31 Aralık’ta kutlanacak hiçbir şey olmayacak. 2020 daha yeni başlıyor.” (Birartıbir.org / çeviri Siren İdemen.)

Görünen o ki, bizler mikro yaşamlarımızda, nefes boşluklarımızı oksimoron ve paradoks ifşalarla şerbetlerken, cep telefonlarımızın hafızası kadar hatıralardan oluşan arşivleme mesaimizde de her geçen gün doyumsuz iştahımız ve ‘like’lanma arzumuzla seviye atlıyor veyahut altını çizmeyi asla unutmadığımız ‘farkındalıklarımızın arttığı’ hayatımıza devam ediyorduk. Peşi sıra üzerimize toprak örtenimizin olmadığına mıdır bilinmez,‘mış’ gibi pozisyonlarda binbir çeşit pozlarımızla mod’(umuz)u asla aşağı düşürmüyorduk. Fakat Hegel’in zeitgeist’inde son 20 yılda çok şeyler değişmişti. Ütopyalar distopya, distopyalar da ütopya odalarında debelendiredururken, şu 206 kemik beşeri ahvalimizin kabus ve rüya arasındaki hakikatinde kahramanın kendimiz olduğunu sanıyorduk. Hatta emindik! Kim bilir, belki de sadece o rüyadaki fona düşen bir gölgeden ibarettik. Ne diyordu üstat Jean Baudrillard (Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nden çıkan) “Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm” adlı kitabında: “Sonluluklar ortadan kayboldu, modeller bizi üretiyor.”

Ancak olansa, kırmızı kar söyleminin gerçekleştiği. Zira atmosferdeki CO2 seviyesi bu yıl rekor kırmış. 2020’yi her ne kadar yaşa(ya)madık saysak da iklim krizinin birincil sebebi olan atmosferdeki karbondioksit oranları 800 bin yıllık tarih içerisinde bildiğimiz en yüksek karbondioksit seviyesine ulaşmış. Böylece bölgede yağan karlar kırmızıya dönüşmüş. Mikroskopik kar yosunlarının oluşturduğu kırmızı kar, hava normalden daha hızlı ısındığında oluşuyor. Anlayacağınız, küresel ısınma nedeniyle oluşan doğa fenomeni bir sarmal yaratarak, yine küresel ısınmaya katkı sağlıyor. 20. yüzyılın en etkin sanatçılarından birisi olarak gösterilen, 1960’lardaki İngiliz Pop Art akımına önemli katkılarda bulunmuş ressam (1937) David Hockney’nin sevdiğim cümlesini iliştirip geliyorum sadedime. “… Doğa ile teması çok aptalca kaybettik. Bu zamanla bitecek ve sonra ne olacak? Ne öğrendik? 83 yaşındayım. Yakında öleceğim. Ölüm sebebi doğum.” 

Ne hissediyorsun?

Ocak’ta kadrajımı parlatan rotalardan seçmeler, ilişip akması sizden! Tiyatro Hâl’in bağımsız kültür ve sanat gazetesi Müstehak’ın hazırladığı sansür raporu 2020’yi üç kelimeyle özetlemiş: “Sansür, tutuklama, yasak”… 333 sayfalık rapor; Devlet Tiyatroları’nda ve Devlet Opera ve Bale’de aktif görev alan ve kadro bekleyen en az 150 kişinin sözleşmesinin adli sicilleri gerekçe gösterilerek yenilenmemesi; Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kayyımının, IŞİD’in, HDP’nin 5 Haziran 2015’teki Diyarbakır mitingine düzenlediği bombalı saldırıda iki bacağını kaybeden yönetmen Lisa Çalan’ın işine son vermesi; Malatya’da 40 yıl önce inşa edilen tek halk kütüphanesinin yıkılıp yerine cami yapılması veyahut 1978 yapımı “Neşeli Günler” filminde Şener Şen’in canlandırdığı karakterin, “İçişleri Bakanı arkadaşımdır, bir telefonla çıkardım” ifadelerinin Show TV tarafından kesilmesi gibi daha pek çok mevzuya dikkat çekerek, modernliğe sığındığımız ve çokça da üşendiğimiz bu kaygı çağında, adeta sistemin ve iktidarın kültür sanat karnesini ortaya seriyor. (Es notu: Tavsiyem rapora bir göz atın, daha ne absürtlükler…)

Gündem nedeniyle hisler aleminizde neler olup bitiyor bilmiyorum. Zira ben, kendi hislerimin çok uzağına düştüğüm zamanlardan geçiyorum. Fakat, 2019’un son günlerinde seyrine yattığımda,insanyavrusu hemhalimin kullanma kılavuzunda kilit çözümlemelere sebep olan “Hisler Arşivi: İstanbul”u izlemenizi salık vereceğim. Ama öncesinde, “Bu hisli coğrafyada ne hissediyorum? Bize hissettirilenler ne? Nasıl hissizleştiriliyoruz?” sorularıyla çakralarınızı açmaya hazır olup olmadığınızı bir yoklayın. Sonrasında da “hislerin gücü adına, hayallerimizin gücü iktidara!” nidasının yamacında, derin analizlere de varım diyorsanız; tasarım, koreografi ve yönetimde Gizem Aksu, sahne tasarımında Bengi Günay, ışık tasarımında İrfan Varlı, görüntü yönetiminde Derin Cankaya, animasyonda Valko Chobanov ve Nina Paley, maskelerde Leyla Okan, müziklerde Emre Malikler, Ah! Kosmos imzası bulunan ve performanslarıyla derin sessizliğimizi anlamdıran Suzan Alev, Leyla Postalcıoğlu, Ekin Tunçeli ve Zeynep Günsür Yüceil’in emeği (tek perde) “Hisler Arşivi: İstanbul”u Moda Sahnesi’nin sahneden naklen’inde takip edebilirsiniz.

Diğer seyirlik ise, “Kardeşlerim… bize bin yıllardır ölmek zorunda olduğumuzu anlatmaya çalıştılar. Bu doğru da olsa biz buna inanmıyoruz. Hakikatin bizim için pişirilmiş palavralarını artık yemek istemiyoruz” diye başlayan, (Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun ‘Gülünç Karanlık’ oyunundan beyin loblarına aldığımız) Çağdaş Alman tiyatro yazarı Wolfram Lotz’un“tiyatro yapmanın olanağını / olanaksızlığını tartışmaya açan ve hükümetlerin sanatçıları yalnız bırakmasını ironik bir dille eleştiren” metni “Olanaksız Tiyatro”.Oyuncu, yönetmen Mark Levitas ve yazar, dramaturg Ceren Ercan’ın kurduğu bir yazar ve yönetmen kolektifi olan (seyircinin konumunu pasif izleyiciden aktif katılımcıya dönüştüren MaptoUtopia projesinden bildiğimiz) Platform Tiyatro’nun Youtube kanalından dikize yatabileceğiniz metni ilk kez Türkçeye çeviren Erce Kardaş. Konsept ve yönetmenliğini Mark Levitas’ın üstlendiği 6.dk’lık performansı dimağlara kazıyansa muazzam oyunculuğunun ışıltısıyla Elif Ürse.


 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.